ÇOCUKLUĞUMUN RAMAZANLARI…

 

Edebiyat dünyamızın ramazanla ilgili olarak anlattığı, kitaplaştırdığı konular genellikle Dersaadet’te (İstanbul’da) yaşanan ramazanlar olmuştur. Konaklarda ramazan hazırlıkları, ramazanın karşılanışı, sohbetler, teravihler, diş kirası, direkler arası eğlenceler. Bu hatıralar yığını bir nevi ‘Ramazan edebiyatı’ diyebileceğimiz bir edebiyat türünü ortaya çıkarmış. ‘Ramazan medeniyeti’ ‘Ramazan edebiyatı’ ile gelecek nesillere daha canlı ve renkli olarak orucuyla, iftarı sahuru ve bayramıyla aktarılmış. Bir başka alem bir başka dünya imiş İstanbul’da Ramazanlar…

Bizler böyle bir iklimde yetişmedik. Küçük bir ilçenin aynı ekonomik düzeyli insanlarının yaşadığı mahallenin bir sokağında büyüdük. Çocukluğumuzu o sokakta yaşadık. Evimiz üç küçük oda, dışarda bir mutfak ve bahçemiz. Şimdi daha geniş evlerde oturuyoruz ama dedeli nineli büyük ailenin yaşamış olduğu o eski evimizi unutmadık. Ne zaman eskiden söz açılsa orada geçen günlerimizi konuşuyoruz. Sanki bir şeyleri orada bıraktık. Şimdi eski evimizin yerinde yükselen beton binanın önünden her geçişimde orada bir yabancı gibi kalışımın hüznünü duyuyorum. Annem babam yok, komşularımız yok ve biz o çocuklar değiliz. Zaman akıyor, ömürler geçiyor. Ama adı konulmamış bir hüznün ağırlığını taşıyoruz. Bizim bahçeli tek katlı kerpiç evimizin bir dili vardı. Kuyusuyla, bahçesinde meyve ve kavak ağaçlarıyla tahta kapılarına sinmiş hatırlarıyla nefes alan, içinde yaşayanlarla hasbıhal eden, kendisine sır tevdi edilen, dedemiz ninemizle beraber yaşadığımız çocukluğumuzun organik evleri; kerpiç evlerimiz…

Bizler yine şanslıyız çocukluğumuzu yaşadığımız bu sokakta yol boyu göz gezdirirken; Burada şunun evi vardı, aha şurda filankes oturuyordu. Burda kuyu vardı, şurda dut ağacı vardı deyip hüzünlenme nasibimiz var. Ya apartmanlarda doğup büyüyenler hangi hayali kuracaklar. Oysa sokaklar öleli çok oldu. Devasa, boyalı apartmanlar yapılınca  çocukluğumun sokağının güzelliği kayboldu. Ancak geçmiş ölü değil çocukluk anılarımızda yaşamayı sürdürüyor.

Ramazanı yarıladığımız şu mübarek ayda Yahya Kemal bizi affetsin onun şiirine öykünerek çocukluğumun sokağını hatırladım;

İftardan önce gittim

Çocukluğumun sokağına

Yıllarca geçtiğim bu sokak

Bugün yine sessizdi.

Sokağın oruçlu evleri

Süzülmüş benizler,

Topa yakın çarşıdan dönüyor sessizce tek tek.

Veyis aga, Niyazi bey, Bicayim abi, Emin bey, Ahmet onbaşı, Mehmet Aga, Hasan Ali aga, İlyas aga, Veysel emmi ve diğerleri.

Sokakta onları bekleyen mahallenin çocukları; Erdal, Hilmi, Gönül, Muhsin, Kani, Kenan, Hasan, Hüseyin, Mümin…

Ve top gürledi oruç bozulan andan beri

Bir nurlu neşeye büründü bizim sokağın

KERPİÇ EVLERİ…

Evet geçmişte ramazanlar hayatın zamanın ve insanın tüm güzelliklerle buluştuğu bir ay olarak yaşanmış. Eski zamanlar için ah çekiyoruz. Gelen her ramazan sanki bir güzellik, bir gelenek yavaş yavaş kayboluyor hissini taşıyoruz.

Zamanımızda ramazan çadırlarının yanı sıra sokak iftarları ile, şehirlerde belediyelerle, köylerde toplu iftar yemekleri ile yeni bir ramazan medeniyeti yarattık. Bir çok vakıf dernek ramazanda fakirlere erzak, yemek faaliyetinde bulunuyor. Televizyonların muhtelif kanallarında rağbet gören hocaların dini sohbetleri yayınlanıyor.

Evet bunca yardım ve iyilik faaliyetlerini nicelik olarak takdir etmemek mümkün değil ama nitelik olarak neler yaşıyoruz. Millet olarak bir yandan modernleşiyor diğer yandan dindarlaşıyoruz. Görünürde dindarlık artıyor ama samimiyet, şefkat, merhamet azalıyor. Tüketim toplumu olmaktan yakınıyoruz. Sadece yiyecek giyecek türü eşya gibi şeyler mi tüketilen. Maalesef merhameti, muhabbeti itimadı, adaleti ve eskinin bize ait güzelliklerini de tükettik.

Ancak bu yardımlaşma ve mağfiret ayında güzel insanların iyilik hareketleri ve fakir fukaraya yapmış oldukları yardımlarla ümitvar oluyor, teselli buluyoruz.

Ramazan bereketi denen, sosyal dayanışmanın en güzel örneğini vererek fakir fukarayı sevindiren, oruçluya iftar ettirmeyi bir tür sevinç vesilesi yaparak, kimsesizlerin fakirlerin bu kutlu ayda yüzlerini güldüren, doğduğu toprakları, koştuğu sokakları unutmayan vefakar, yardım sever değerli kardeşimiz FUAT BURSALI’dan Allah razı olsun. Kazancı bol ve bereketli olsun.

Yahya Kemal’in şiirine imrenerek çocukluğumuzun ramazanlarına yolculuk yaptık sokağımızın güzel insanlarını hatırladık ölmüşleri yanı başımızdaymış gibi anımsadık. Zamanı geriye getirmek mümkün değil. Ah çocukluk… Artık ulaşamayacağımız uzak dünyamız.

Acının, göz yaşının olmadığı günler, bayramlar diliyorum. Gülmek hepimiz için bir tutku olsun. Eğer ağlayacak olursak mutluluktan olsun…

Yorum Ekle