Çocuklar çiçeklerden daha kıymetlidir… Özen ister!

Çocuklar çiçeklerden daha kıymetlidir… Özen ister!

İnsanların çocuklarının büyümesine eşlik etmesi çocuğun olumlu ve tam gelişimi için çok gerekli. En azından aileden bir birey, bu kişi anne, baba, babaanne anneanne, dede, hala, teyze olabilir. İlgili kişi çocukla gerçek anlamda ilgilenmeli ve çocuğun sorularına anında cevap verecek kadar yakın temasda olmalıdır. Bu kişinin yaşı olgun eğitimi de iyi ise çocuk açısından daha iyi olacaktır.

Ancak en önemlisi bu kişinin telaşı olmadan bir kişi olmasıdır. İlk ve asil görevinin çocuk bakımı olduğunun bilincinde olmalıdır. Yani başka işlerle uğraşıp çocuğu yanında çanta gibi taşıyan biri gibi olmamalıdır. Hayatın gereği olan işler tabiiki yapılır ama öncelik çocuğun sağlığı ve konforu olmalıdır.

Çocuğun beslenme, barınma ve ruhsal tüm konularıyla ilgilenilmeli gerek maddi hayatla gerekse manevi hayatla ilgili sorularına doğru ve tutarlı cevaplar verilmeye çalışılmalıdır. Toplum kuralları öğretilmelidir. Din eğitimi de gözardı edilmemelidir.

Bu eğitimler baskı olmadan sadece bilgi vermek maksatlı olmalı, çocuğun seçim hakkı olduğu bilgisi verilmelidir.

Neden mi? anlatayım:

Bir ebeveyn vardı en küçük çocukları 4 yaşındaydı ve biberonla besleniyordu. Başka yemek yerse boğazına kaçar diye ailecek paniklerdi. Zira anne baba çalışıyor, çocuğa, ondan 3-5 yaş büyük yani henüz kendisi de çocuk olan kızları bakıyordu. Çocuğun tüm bakımını kızlarına bırakmışlardı. Gerekçe kadının ve adamın gündüz işte akşam ise yorgun olmaları idi.

Bu ailede yetişmiş diğer çocuklarında zihinsel sağlıkları iyi değildi. Zihin özürlü demek değil kastettiğim, bilgi, algı ve kapasite sorunları yaşıyorlardı. Bir konuyu detaylı ve tane tane anlatırsan anlıyor, ancak diğer türlü tepkisiz kalıyorlardı. Bilgi eksikleri o kadar fazlaydı ki, kullandığım bir sözün yerini ezberlemiş ona göre aklından tanım yapmış, aynı sözü başka bir yerde kullandığımda kafası karışmıştı, çünkü tanımına uymuyordu. Çocuk Türkiye’de batıda gelişmiş bir ilde yaşıyordu ve doğudan batıya göç etmiş, eğitim camiasında işçi olarak çalışan bir aileye sahipti. Bu genç iyi denecek bir okulda okuyordu. Yaşı 17 idi.

Bu sözü daha önce hiç duymadığını söylediğinde nasıl tepki vereceğimi bilemedim. (Bu durum nerdeyse 25 yıl önce oldu.) Toplumla, mahallesiyle iletişimleri sıfır denecek kadar azdı. Komşuları belli ki onları içlerine almamıştı. Tek başlarına hayatta kalma mücadelesi vermişlerdi.

Bu söz “Bismillahirrahmanirrahim ” di.

Bu durum beni çok ama çok etkiledi.

Çalışan anne olacağım diye sefil bir eğitim ve beslenme almış 4 çocuk… Küçük olmasına rağmen kardeşinin tüm bakımını üstlenmiş bir kız çocuğu…

Sorumlu sadece aile mi? yoksa, toplumun da payı var mı?

Yorumu size bırakıyorum…

Sevgiler, saygılar.

Zümrüt Aysun Caba

Yorum Ekle