ÇOBANIN AŞKI (7) Gülcan Yenice ERDEM

 Salim cevap veremedi birden. Ne diyeceğini de bilemedi,  düşündü. Çete çatışmasında kaybettiği oğlu Osman aklına  geldi. Sustu biraz, sildi nemli, yaşlı gözlerini elinin ucuyla. Dudakları titriyordu, belki de ağlamak istiyordu.

“Hanımla ve Ceylan’la konuşayım danışayım  Sali” dedi kısaca.

Fazla konuşmak istemiyordu. Salim, düşünmelerdeydi. Çok şeyler düşünüyordu. Ne düşündüyse hiç birini beğenmedi. Huzur yoktu,  acı vardı. Arkadaşı Sali  (Salih) gittikten sonra Hanımını çağırdı, lafı açtı, durumu anlattı. Eni konu konuştular, düşündüler. Ama, annesi  Ceylan’ın  çobana istekli olduğunu  söyleyemedi, “Çoban iyi çocuktur” diyebildi sadece. Salim’in Çoban’a karşı kötü bir düşüncesi  yoktu ama kızıyla evlendirmeyi de hiç düşünmemişti. Sali komşusunun ifadesine göre,  kızının Çoban’a gönüllü olduğunu anlamıştı.

“Ceylan’ı  çağır konuşalım Hanım”dedi.

Ceylan odaya girer girmez babası, “Ceylan kapat kapıyı otur ananın yanına” der demez, Ceylan korktu. Babasının kucağına girip sarılan ceylan ürktü, uzaklaştı. Anasının yüzüne baktı anlayamadı.

“Ceylan sana soracaklarım var. Çoban Ahmet gönüllüymüş sana?  Senin de gönlün var mı çobanda?  Korkma bana doğruyu söyle. Eğer ki “var baba” dersen, onu bu eve iç güveysi alırım, yaparım iki göz oda  oturursunuz, Ölen Osman’ımın yerine koyarım, geçinir gidersiniz” der demez, Ceylan’ın  pembe, beyaz yüzü tam kızardı. Gözlerinin mavileri  koyulaştı , çakmak çakmak baktı babasına.  Anacığı ise ağlamaya hazır, Osman’ını, fidanını düşündü, aktı gözyaşları. Başını kaldırdı düşük omuzlarından,  cevap verdi kocasına;

“Çoban iyi çocuktur. Kızım yanı başımızda olacaksa ne diyeyim, Ceylan isterse olur.”

Anası biliyordu kızının  Çoban’a gönüllü olduğunu, şimdi içi de rahat etti. Ceylan, korkak kısık  bir sesle cevap verdi babasına;

“Siz bilirsiniz baba.”

Bu söz “olur” demekti ve cevabını bildirmiş oldu Babasına.  Odadan çıkar çıkmaz, Ceylan, merakla ve heyecanla  sordu;

“Ana kim söyledi babama, nereden duydu, bana hiç kızmadı, ne oldu ki acep?”

“Bilmem ki be kızım. Senin baban kötü bir adam değil ki, evlatlarını seven düşünen bir adamdır o. Bak yine ne güzel düşünmüş, seni vermedi, Çobanı evlat aldı.”

Ceylan anacığına sarıldı, öptü iki gözünden, tekrar sarıldı.  Aklına birden ağabeyi Necip geldi. Anacığının iki elini tuttu ellerinin arasında,  gözlerinin içine baktı,korkarak;

“Ana mari, Necip Ağabeyim ne der şimdi, karşı gelir mi dersin?”

“Bilmem ki be güzel kızım, baban karar verince  aksi davranmaz sanırım. Hayırlısı olsun rabbim. Koca Rabbim bilir ne yapacağını.”

Birkaç gün içinde Baba Salim topladı ailesini bir araya, aldı çocuklarını karşısına, anlattı durumu ve kararını verdi çocuklarına. Hepsinin rızalığını almak istiyordu. Herkes evini ocağını bilsin. Büyümüşlerdi artık. Necip bu kararı duyar duymaz rahatsız oldu, oturduğu yerden kalktı birden;

“Baba ne bu şimdi, bir tanecik kardeşimi Çobana mı vereceksin?”

“Oğul, evimin büyüğü, vekilim oğul, dediklerini bilirim anlarım. Lâkin, ani kardeşin Osman,  ani Alil (hani Halil), öbür yanda çetedekiler ne haldeler?  Bırak  Çobanı evlat bilelim, yanımızda olsunlar. Çoban Ahmet iyi bir insan, kimseye zararı olmamış, babası yok diye Sali sahiplenmiş. Şimdi bizim aileden olsun. Yüreğini geniş tut, Ağalık yap hepsine, benden sonra sen gelirsin. Kalp kırmayasın derim.”

Kendi aralarında ki bu konuşmadan birkaç gün sonra,  Çobana bir çocukla haber gönderdiler.  Kaderin gücü karşısında onlar çaresiz kalmışlardı. İşte o zaman sarılacaklardı birbirlerine. Haber götüren kişi,  çobanın nerede olacağını tahmin  ederek dereyi geçti ve dere boyunda yürüdü. Kuru otlu alandan ve  sararmaya başlamış yer yer yeşilliklerden geçti. Önce uzaktan koyun sürüsünü gördü. Çoban da onun gelişini fark etti,  kendine doğru geleni tanımaya çalıştı. Önce tanıyamadı, yaklaştıkça seçebilmişti ancak. Gelen Ceylan’ların yanında çalışan on iki- on üç yaşlarında ki Kel Mustafa idi. Bir ağacın gölgesinde dinlenen Çoban elindeki çubuğu çakısı ile yontarken bir yandan gözleri ile gelen çocuğu takip etti. Kel Mustafa,  Çoban’ın yanına geldiğinde büyüklerden öğrendiği gibi selam verdi hemen arkasından haberi  söyledi;

“Çoban, işini arala da gel Salim Ağa seni çağırdı” dedi ve döndü tekrar geldiği yöne yürüdü gitti.

Çoban, merak etti tedirgin oldu ama sormadı nedenini. Koyun istese Ramis gelir, götürürdü. Demek koyun için gelmedi gelen. Neden çağırdı diye geçirdi aklından. Ceylan’ı düşündü, iyice merak etti. Akşam üzeri işini toparladı, yeni yıkadığı gömleğini eline aldı,  yakasına, koluna baktı ve söylendi kendi kendine; “Eski ama, çoban gömleği işte ne yapayım” dedi.  Acele etmeden giydi, toparladı üstünü  başını çıktı kapıdan,  yürüdü gitti Ceylan’ın evine doğru. Eve yaklaşırken iki elinin içiyle  saçlarını düzeltti. Birçok  genç  köy delikanlısından  daha yakışıklı ve sağlıklıydı. Kır ve doğa onu hep dinç  tutmuştu. Kendine güveniyordu Ahmet ama, yine de o bir çobandı. İçi  ürkek yüreğiyle titreyerek,  kapılarına yakın varınca gördüler  geldiğini.  O gün geleceğinden Ceylan’ın haberi yoktu, aklı başından gitti. İçeri buyur ettiler, kapıdan girerken Ceylanı’yla  karşı karşıya geldi de, bakışamadılar bile. Baba Salim odasına aldı misafirini. Hepiniz çıkın dedi ve kapıyı kapattı.

“Hoş geldin Çoban, buyur otur.”

“Hoş bulduk Ağam” dedi Ahmet oturdu gösterilen yere. Salim önce hatırını sordu ve sustu. Biraz düşündü, nefes  aldı.  Ahmet de ne diyeceğini bilmediği için susarak bekliyordu. Salim ağırdan ve yorgun sesiyle;

“Kızım Ceylan la birbirinize gönül verdiniz. Var haberim. Seni bilir tanırız. Kızıma iyi bak Çoban. Sen fakir yoksul  bir anacığından başka kimsesi olmayan birisin. Bana evlat,  kızıma koca olur musun? Yaparım yanı başıma evinizi, gözümün önünde olun. Osman’ımın yerine koyarım seni. Al yanına Ananı, Sali Ağanı, gel usulüne göre iste Ceylan’ımı, Hemen yuvanızı kuralım”  dedi Salim, bitirdi lafını. Zaten lafı uzatacak bir durumu yoktu. Öyle olunca, çoban da tedirginliğini çabuk toparladı;

“Ağam, bunu Sali Ağam demiştir sana… Hakkını ödeyemem babalık yaptı. O büyüttü beni bu yaşa getirdi. Ne dediyse doğru demiştir. Ceylan benim yüreğimde oldu, yüreğim oldu. Velakin ben çobanım dedim geride durdum. Amma; yüreğimi susturamadım. Şimdi sizi babam yerine koyarım, bana yaptığınız büyüklüğün elbet kıymetini bilirim. Ceylan başımın tacıdır bilesiniz. Ne zaman dilerseniz Anamla Sali Ağamı alır gelirim.”

Salim,  hanımına seslendi;

“Bir kahve yapın misafirimle içeyim” derken pek gülümsemiyordu ama, sesi biraz daha rahat görünüyordu.

( Sonu gelecek sayıda)

Yorum Ekle