BUNLARI BİLELİM HES’LERE KARŞI ÇIKALIM…

  1. HES (Hidro elektrik santral) nedir?

Suyun hareketinden elektrik enerjisi elde eden santrallere denir. İki tipi vardır. Baraj tipi HES, nehir tipi HES.

Nehir tipi HES’te su nehir yatağından alınarak kanal, tünel ve borularla kilometrelerce öteye taşınır, yüksekten aşağı bırakılan su elektrik enerjisi üretir. Bu sırada ırmak yatağından kopartılmakta kilometrelerce alanlarda ırmak kurumakta, doğal yaşam susuz bırakılmaktadır.

  1. Dere ve Irmaklarımızdan ne istiyorlar?

Hidroelektrik santrallerle yapılmak istenen üretim bahanesiyle suyun ırmağımızın ticarileştirilmesi.

  1. Bu talan nasıl başladı?

HES projelerinin önü 2001 yılında çıkarılan Elektrik Piyasası Kanunuyla açılmıştır. Ardından “su kullanım hakkı” yönetmeliği devreye sokulmuştur. Bugün 2000’in üzerinde HES projesi gündemdedir. Ayrı bir kararname ile de SİT alanları, milli parklar ormanların statüleri değiştirilerek doğanın ve ırmaklarımızın önündeki engeller tamamen kaldırılmış tarım alanları, meralar tarım ve hayvancılık dışı kullanıma açılmıştır.

  1. Su kullanım hakkı anlaşması ne demektir?

Bu hak ile suyun ve su havzalarının kullanım hakkı 49 yıllığına şirketlere devredilmektedir.

Tüm canlıların ve halkın suya ulaşması engellenirken su ticari bir metaya dönüştürülüyor.

  1. HES süreci nasıl işliyor?

HES yapılabilecek yerleri elektrik işletme etüt idaresi ile DSİ belirliyor. Yatırımcılara duyuruyor. Şirketler fizibilite raporlarını hazırlayarak uygun gördükleri vadiler için başvuru yapıyorlar. HES’çi şirket DSİ ile su kullanım hakkı anlaşması imzalayıp Enerji Piyasası Düzenleme Kurulundan elektrik üretim lisansı alıyor. Daha sonra şirketin ÇED ( Çevresel Etki Değerlendirilmesi) ya da ÇED gerekli değildir belgesi alması sonucu inşaata başlama ruhsatını aldıktan ve inşaatı bitirdikten sonra İl Özel İdareden yapı kullanım izni alıyor Çevre ve Şehircilik Bakanlığından onaylanan planlara verilen ruhsatla da icraata başlıyor.

  1. ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) raporu nedir?

Gerçekleştirilmesi planlanan HES projesinin çevreye olabilecek etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi projelerinin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalardır.

Kurulu gücü 25 MW ve üzeri olan nehir tipi santraller için ÇED raporu düzenlenmesi ve ÇED olumlu kararı alınması zorunludur. Ancak günümüzde HES şirketlerinin özel şirketlere parasını ödeyerek hazırlattığı ÇED raporlarının çoğu bölgeyi bile görmeden birbirinden kopya edilerek hazırlanmaktadır. ÇED uygulamasının başlamasından bugüne kadar bakanlıktan bir proje için olumsuz karar çıkmışken mahkemeler onlarca ÇED’i iptal etmiştir.

  1. ÇED süreci içinde gerçekleştirilen “Halkın katılımı toplantısı” nedir, engellenirse ne olur?

ÇED yönetmeliği gereği ÇED raporunun önemli bir ayağı halkı proje hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere “halk bilgilendirme toplantısı” düzenlenmesidir. Bu toplantı projenin yapılmak istendiği yerde bakanlık, valilik ve proje sahibi temsilcileri ve halkın katılımıyla yapılır. Halka da 10 gün önceden ulusal ve yerel gazetelerle toplantı tarih yer ve saati bildirilir. Bu toplantı halkın protestosu ile engellendiğinde ve toplantı yapılamamıştır tutanağı alındığında HES süreci askıya alınır.

  1. Can suyu canlılar için yeterli midir?

HES’lerin yapıldığı yerlerde derelerin kuruduğu söylendiğinde HES’leri savunanlar dereye “can suyu” bırakıldığını öne sürmektedirler. Can suyu HES tesislerinin doğal yaşamın sürmesi için dere yatağına bırakmak zorunda olduğu asgari su miktarıdır. Ancak bugüne kadar yapılmış HES’lerde belirtilen miktarda suyun dere yatağına bırakılıp bırakılmadığı asla denetlenmemektedir.

Can suyu bir aldatmacadır. Yapılması gereken can suyu pazarlığı değil, doğanın dengesinin korunması talebiyle akarsuya yapılacak tüm müdahalelerin reddedilmesidir.

  1. HES’ leri yenilenebilirlik kavramıyla savunuyorlar bu doğru mu?

Su taşıdığı minerallerle geçtiği vadilere hayat verir. Suyun kanal ve borularla hapsedilerek yatağından, canlılardan, havadan, topraktan koparılması minerallerin yok olmasına, niteliğinin değişmesine neden olur. Kısaca suyun su özelliği kaybolur. O artık bir sıvıdır. Onunla sulanan bitki de ancak serinler beslenmez. Bu nedenle suya yapılan müdahaleler, su havzalarının ticarileştirilmesi, suyu doğadaki döngüsünde yenilenemez hale getirmektedir.

  1. HES’LER enerji ihtiyacını karşılamak için yapılıyor diyorlar doğru mu?

Elektrik enerjisinde mevcut kurulu güç 49 bin MW dir. 8 Ağustos 2010 günü rekor elektrik tüketiminin yaşandığı gün bunun sadece 34 bin MW’ı kullanılmıştır. Yüzde 17’lere varan kayıp oranı eklendiğinde aslında mevcut kurulu gücün ülke ihtiyacının çok üstünde olduğu ortadadır. Yapılması düşünülen HES’lerin toplam kapasitesi ise ülkedeki kurulu gücün yüzde 5’ine bile ulaşamamaktadır. Oysa HES’lerin yarattığı yıkım ise bu enerji ihtiyacı söylemiyle karşılaştırılamayacak kadar büyüktür.

Kuruyan dereler, kesilen ağaçlar, ekilemeyen tarlalar, değişen iklim, göçe zorlanan insanlar, yok edilen kültürel tarihsel yapı, bozulan doğa dengesi hangi parayla ölçülebilir.

  1. HES’ler tarımsal üretime zarar verir.

HES’ler bölgenin yağmur ve nem dengesini bozduğu için tarımsal ürünlerin yetişme koşullarını ortadan kaldırıyor. Suyla taşınan toprak ve besinin azalması tarım topraklarının beslenememesine, tarımsal toprakların niteliklerini kaybetmelerine neden oluyor.

  1. HES’ler doğaya zarar verir.

HES’lerdeki betonarme yapılar, suyu hapsederek kanal ve boru hatlarıyla ulaşım için gereken yol inşaatları ve kesilen ağaçlar doğanın, ormanlık alanın tahribine yol açar.

  1. Doğanın dengesini bozar.

Suyun dere yatağından alınması zamanla bitki örtüsünün değişimine, canlıların zarar görmesine ve iklim değişmelerine neden olur. HES’ler sel, erozyon ve toprak kayması riskini de artırırlar. Yer altı sularının azalmasına da neden olduğu için HES’ler sulak alanların kurumalarına sebep olurlar.

IRMAĞIMIZA DOKUNMAYIN…

Sabah güne uyandığımızdan itibaren hayatımızın içinde yer alan enerji konusunun, HES’lerin günlük yaşamda konuşulan konulardan olmadığını biliyoruz. Ancak bu mesele çocukluk anılarımız dâhil hayatımızı sürdürdüğümüz çevrenin doğal yapısının bozulmasına neden olacak bir çıkar projesine dayanıyorsa elbette tepkisiz kalmamız mümkün olmuyor.

Dünyanın doğayı korumak için alternatif enerji kaynakları üretmenin yolunu aradığı zamanımızda, gelişmiş ülkelerin HES’leri çoktan terk etmiş olduğu bu çağda Taşova ilçemizin sınırlarına HES inşaatına olur vermek geriye dönüşü olmayan yanlış bir karar olacaktır.

Öncelikle şunu belirtelim ki Taşovalı olupta bu rant projesine ön ayak olanların tarihi bir hataya ortak olduklarını bunun vebali olduğunu hatırlatmak isteriz.

Devletimizin çevre sorunlarına çare olacağı, yardım edeceği yerde aynı ırmağın üzerinde onlarca HES yapımına lisans vererek bu doğa katliamına göz yumması ve duyarsız kalmasına bir anlam veremiyoruz.

“Su akar Türk bakar” cümlesi HES’lerin yapımına haklılık kazandırmak için söylenmiş bir cümle değildir. Akarsularımız, derelerimiz boşa akmıyor. Bilakis özgürce akan ırmaklarımız geçtikleri vadilere hayat veriyorlar.

HES yapmayı düşündüğünüz bu vadilerde yaşayanların ataları bu suya sebep, gelip Yeşilırmak’ın kenarına Taşova ilçesini kurmuşlardır. O ırmakta yüzmeyi öğrenmişler, tarlalarını sulamışlar, hayvanlarına su vermişler, balık tutmuşlar, çevresinde gezmişlerdir.

Onlar akan ırmakta enerjiden önce parayı görüyorlar bizler ise ırmak kenarında gezdiğimizde çocukluğumuzu, çimme yerlerini bir zamanlar annelerimizin kilim tokaçladığı Yeşilırmak’ı hatırlıyoruz.

Bu konuda bir hakkı teslim etmek isteriz; hatırlarsınız “vatan toprağı kutsaldır. Kaderine terk edilemez.” Sözünden yola çıkıp “hiçbir canlı yok olmamalı” diyerek kendilerini çevre savaşçısı iki deli ihtiyar olarak tanımlayan yaşları 80’e yaklaşan Hayrettin Karaca ve Nihat Gökyiğit adlı, Türkiye’nin dağını, tepesini yağmur çamur kar fırtına demeden dolaşarak toprak, açlık, sefalet ve toplumsal barış konusunda hiç yaşlanmayan beyinleriyle, yorgun ayaklarına yüklenen bu iki güzel insanın çevre duyarlılığına benzer bir sorumluluğu biz Taşova’mızda tekerlekli arabada hayatını idame ettiren Fazlı Kuru kardeşimizde görüyoruz. 2009 Temmuzunda Andıranda düzenlenen panel ile toprağa ve suya geri dönülmez zararlar veren HES’lere karşı miting kalabalığında bir toplantının yöneticiliğini yapan Fazlı Kuru kardeşimizin çevre konusundaki duyarlı eylemini ve de ilçemizin yakın civarına yapılması planlanan bu yeni 4 HES projesinin gerçekleştirilmemesi için yapmış olduğu girişimleri takdirle karşılıyor ilçemiz adına kendilerine teşekkür ediyoruz.

Şimdi ilçemize yapılması planlanan Taşova’mızı ve yakın köylerimizi ilgilendiren bu yeni 4 HES projesi girişimini görmeyen gözlerin görmesini, duymayan kulakların duymasını isteyerek;

Kısa dönem çıkar ve kar adına insanımızı susuz bırakacak yanlış enerji politikalarına hayır diyecek, ırmağımızın üzerinde görünürde enerji sağlamaya yönelik politikaların ağacı, böceği, kurdu, kuşu, balığı yok etme doğal çevreyi, iklimi bozma dışında amaçlanan faydayı sağlamayacağını, yapılacak HES’lerin ekolojik dengeyi bozarak gelecek nesilleri açlığa mahkûm edeceğini haykıracak, çevresinde bu olup bitenleri gören, çevresine sahip çıkan Taşovalı dostlarımızın desteğine ihtiyacımız var.

Irmağımızı, vadimizi bir avuç rantiyecinin eline bırakmayacağız. Dörtyol, Dutluk, eski belediye kum ocağı ve ilçemiz devlet hastanesi civarına yapılması planlanan bu 4 HES projesinin Taşova’mızın doğal güzelliğini bozacağı ve doğayı katledeceği gerçeğinden hareketle HES yapımını istemiyoruz. Şirketlere kiralanacak ırmağımız da yok talan edilecek doğamız da yok.

Taşova’mızın şirinliğine şehrimizin kimliğine zarar verecek olan, ilçe sınırına çok yakın mesafede yapılması düşünülen HES projesine karşı ülkemizin değişik yörelerinde yaşayan ve yazılarımızı takip eden Yeşilırmak ve vadisiyle anısı olan çevreci dostların duyarlılık gösterip tepkilerini görmek ve paylaşmak istiyoruz.

Bırakın ırmağımız özgür aksın…

Yorum Ekle