Amasya İtimat

”Bizim memleketimiz Şehitler ve Gaziler yurdudur” Enver Seyhan

Grupta böyle şeyler yazmak istemiyordum ama zorluyorlar sabrımı zorluyorlar.
Adam yolda görüyor. Hal hatır patır kütür..
Hayatı kolay kazanmışlar. Kendilerini kurulu düzen içinde bulmuşlar. Ekmek kavurması yememişler. İlkokul öğretmenimin anası vardı da rahmetlik o zamanlar evin önündeki duvar yoktu. Gelir ambarın önüne otururdu. Oradan buradan konuşurdu. Bazı da lafı oğluna getirirdi. Genç yaşında ölen ilkokul öğretmenime. Daha önce bir oğlu daha öldüğü için yüreği yaralıydı besbelli!..
Dedim ya oradan buradan laflardı. Kocası yıllarca cepheden cepheye koşmuş vatanı aç susuz savunmuş gazilerden biri idi. Bizim memleketimiz şehitler ve gaziler yurdudur. Hem de en öndedir bu hususta. Bir belgede görmüştüm. Bir seferde Zuday köyünden üç yüz genç cepheye sevk ediliyor. Bunun bilinmesi gerekiyor. Söylenmesi de gerekiyor.
Öğretmenimin anası derdi ki:
“Gı Emine! Falanlar filanlar için dünya güllük gülistanlık! Başlarından bir dert geçmedi. Dünyayı olduğu gibi bomboş yaşıyorlar.”
Cümleler daha farklı kelimelerle devam ediyordu ama bu kadarla yetinmek istiyorum.
Anamın bir lafı var. Beni takip edenler bilirler.
Atasözünü kimden duydu öğrendi ise arada bir tekrar eder.
“Dertlinin söylediğini deli söylemez!”
Gerçekten dert görmeyen acı çekmeyen insanlar her şeyi dümdüz görürler.
Bana diyor ki:
“İnanan insan, bir dert karşısında sakin olmalı değil mi? Sabır sebat göstermek gerekmez mi?”
Diyorum ki:
“Bir dert bir sıkıntı yaşadın mı? Çaresiz kaldın mı? Zar zor geçinirken işinden atıldın mı? Evin barkın dağıldı mı? Evlat acısı yaşadın mı?”
Hiçbiri yok! Hayatında acı yok! Komşusu aç mı tok mu haberi yok!
Kürsülerden hamaset satanlar gibi konuşuyor da konuşuyor.
Ne kadar kolay; “bekara kadın boşamak!”
İşin Kelam ilmi açısından yorumu nedir?
Ebubekir Bakillani’nin eserinden Ş. Gölcük tarafından derlenen, “insanın fiilleri” adlı kitabı gençliğimde birkaç kere okumuştum; okumaktan ziyade ilmin sevdalısı bir ögretmenden de defalarca dinlemiştim.
Âlim özet olarak diyordu ki:
“İnsanlar irade sahibidirler. Her işlerini iradeleri tahtında yaparlar. Ulu Allah sadece hareketleri yaratır. İnsanın işine gücüne karışmaz; ne lehte ne de aleyhte!”
Öyle ise insan üzülür, ağlar, koşar, düşer, çaba gösterir, uyur, kalkar, hastalanır, evlenir. Bunları yaparken kendi iradesiyle yapar.
İnsanın Allah’a inanması demek taş gibi durması demek değildir. Dünya iki kapılı bir han. Kapıdan girdikten sonra yolculuk devam eder lakin süslü püslü allı pulludur cihan!
Daha ötesinde oğlunun vefatında ağlayan merhametli bir peygamber var. Örnekse işte örnek!
Başına dert gelmeyen acı görmeyen insanların
hamaset üretmesine katılmıyorum. “Katılmıyorum” diyorum; “anlamıyorum” demiyorum.
Hele ki her meseleyi iman – ihlas terazisinde tartmanın acısı olan derdi olan insanlara faydası yok!
Şu da var ki:
Gençliğimden beri aklımı kurcalar durur.
Fıkıh dilinde deniyor ki:
Bayram namazı farz-ı kifayedir. Bir mehlede birkaç kişi kılarsa diğerlerinin üstünden düşer.
Bu cümleden olarak meseleyi genişletmek gerekiyor. Farz-ı kifaye sadece hafız olmaya, bayram namazı kılmaya, iman – ihlas hamasetine mi bağlıdır?
Değildir.
Avukat muhasebeci bankacı mühendis hekim hakim öğretmen okul hepsi lazım.
Üretmek daha önemlidir.
Fabrika kurmak işçi çalıştırmak işsize iş vermek insanlara faydalı alet edevat traktör araba deterjan ilaç üretmek lazım.
Teknoloji üretmek lazım.
Çok şey söylemek mümkün ama bu kadar yeter diye düşünüyorum.

Yorum Ekle