BİR LALEYİ 1000 ALTINA SATAN TAŞOVALI

(Araştırma-İnceleme: Abdullah Seçkin)

Anadolu insanının gönlünde çiçeklerin ayrı bir yeri vardır. Milletimiz halılarda, kilimlerde, kumaşlarda, yazmalarda,  çeşitli çiçek motiflerini yaygın olarak kullanmıştır. Türk Milleti çiçekleri, sadece halı ve kilimlere işlemekle kalmamış yeni doğan çocuklarına Lale, Gül, Çiğdem, Nergis,  gibi daha pek çok çiçek ismini ad olarak vermiştir. Adına türküler yakılmış, şiirler yazılmış, hikaye, roman ve tasavvufta ana konu olarak  çok geniş bir şekilde işlenmiştir.

Bütün bu çiçeklerin içinde birisi vardır ki adına bir devir açtırmıştır. Lale… Lale bizim, lale bizden…

Türkler tarafından Orta Asya’nın Pamir Dağları’ndan Anadolu’ya getirilen ve Anadolu’dan dünyaya yayılan lale…

Doğan çocuklarımıza isim, gelinlik kızlarımızın çeyizlerine nakış olan lale…Adına kitaplar yazılan, festivaller yapılan lale…Kısacası adına bir devir açtıran lale…

Laleyi Müslüman Türk milletinin bu kadar çok sevmesinde ki diğer bir neden ise lale kelimesi Allah lafzında yer alan harflerle yazılmasıdır.                                             

Lâle kelimesi Allah lafzında yer alan harflerle yazılmaktadır. Bundan nedenledir ki her ikisi de ebced hesabına göre yani ebced değeri olarak altmış altı sayısını vermektedir. . Ayrıca lâle kelimesi tersinden okununca “hilâl” kelimesinin ortaya çıktığı görülmektedir. Edebiyatımızda şairlerin “aks-i lâle” sözüyle de hilâle işaret etmeleri herhalde bundan dolayı olmalıdır.

Lale Devri

Lale devri padişahı 3. Ahmet’tir. Sadrazamı (imparatorluk başbakanı) ise Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’dır.1718 yılında Pasarofça anlaşmasının imzalanması ile başlayıp, on  iki yıl sürdükten sonra Patrona Halil İsyanı ile sona eren devrin adıdır. Lale devri süresince yenilikler ve eğlence hakim olmuştur.

Lale; halkın, yöneticilerin, padişaha varıncaya kadar herkesin sevgilisi olmuştur. On iki yıl süren bu devirde binlerce çeşit lale yetiştirilmiştir. Yazılı kaynaklar bu devirde 1.350 çeşit lale yetiştirildiğini yazmaktadır. Bu devirde lalelere, renklerine ve şekillerine göre; Âsaf-Perver, Beyâz-ı Kalaycı, Bülend-i Mor, Turuncî- Süleymânî, Tohum-ı Şirin, Hoş- Endâm, Zînet-i Gülşen, Mahbûb-ı Zaman, Aksâyı Meram, Mensûb- Lütuf  gibi daha pek çok isimler verilmiştir. Lale sevgisi bir tutkuya dönüşmüş, laleye olan bu merak bir çılgınlık halini almıştır. Lale yetiştiricilerine armağanlar ödüller verilmiştir. Bu  devirde kaybolan “tac’ı kayser” adlı bir lale soğanını buldurmak için sadrazamın sokaklarda tellal dolaştırdığı yazılı kaynaklarda belirtilmiştir. “Lale bin altın ise Hale bedavadır sözü bu devir için söylenmiştir.” Lale pazarları kurulmuş, bir lale soğanının bin altına satıldığı olmuştur. İşte bu devrin Sadrazamı (imparatorluk başbakanı) Damat İbrahim Paşa’nın Çuhadarı Taşovalı Mustafa Ağa yetiştirdiği “Mahbubu Zaman” (zamanın sevgilisi) adı verilen mor fitilli gül pembe rengindeki bir lale soğanını 1.000 altına satmıştır. (*) Lale fiyatlarının bu kadar yüksek olması nedeniyle devrin Sadrazamı Damat İbrahim Paşa fiyat ayarlaması yaparak sınırlama getirmiştir. O dönemin pek kıymetli çiçeği “lale” olsa da bizim için bu dönem “bamya çiçeği” en kıymetlidir. Bakın şair Orhan Seyfi Şirin ne diyor?

BAMYAYI SEVDİĞİM GÜN

Zümrüt bir bahçe gördüm.
Altın sarı çiçekler…
Bahçıvana dedim ki:
Çelenk mi olacaklar?

Rengi kadar güzeldir,

Dedi, “Lezzeti, tadı.
Yemeğini yaparız
Çiçek bamyadır adı.”

Anladım bir çiçeğe,
Düşmanlık güttüğümü.
Sevmem, deyip boşuna,
Haksızlık ettiğimi.

Tadına baktım sonra,
Bamyayı sevdim o gün.
Bir daha bıkmam asla!
Bamya yesem üç öğün.

Darılmasın sardunya,
Zambak, şebboy, begonya…
Çiçekler prensesi,
Hem, nefis yemek bamya…

Not: (Çuhadar: Osmanlı döneminde padişahın, vezirlerin ve öteki büyük makam sahiplerinin saray, konak dışı işlerini yapan kimse.)

Kaynak: (*)1-Halis Turgut Cinlioğlu, Tokat Meşhurları.

2- Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi.

3- Seyit Ali kahraman, Şükûfenâme Osmanlı Dönemi Çiçek Kitapları.

4- Yılmaz Öztuna, 31.Temmuz 2010 tarihli Türkiye gazetesi.

Araştırma- İnceleme: Abdullah Seçkin

Yorum Ekle