BEDDUA NEDİR?

Beddua: Kötü istek ve temennide bulunmaktır.

Beddua: Aleyhte “kahır” ve “bela” okumaktır.

Beddua: Başkalarının başına kötü şeyler gelsin diye dua etmektir.

Farsça da kötü anlamına gelen “bed” ile Arapça da “dileme, isteme” anlamına gelen “dua” kelimelerinden bir bileşik isim olan beddua, birinin bir zarara uğraması, kendisinin, bir yakınının yahut malının başına bir felaket gelmesi için dilekte bulunmak demektir.

Dinin zulüm ve haksızlık saydığı geçerli sebeplere dayanması şartıyla beddua etmenin caiz olduğunu gösteren ayet ve hadisler vardır. Nitekim müfessirlerin çoğu “Allah kötü sözün açıklanmasını sevmez; ancak zulme uğrayanlar hariçtir” (Nisa: 4/148) mealinde ayetin zalimlere beddua etmeye izin verdiğini belirtmişlerdir (mesela Elmalılı tefsirinin 2. Cildinin 111. Sahifesinde “ Buna göre, zulme uğramış, haksızlığa maruz kalmış kimse feryat edebilir, zulmeden aleyhine beddua edebilir, kötülüklerini sayabilir. Hatta kötü sözlerine aynıyla cevap verebilir” dipnotunu Prof. Dr. Hamdi Döndüren hocamız Elmalılı Türkçe Meali’ni sadeleştirirken ortaya koymuştur).

Ayrıca Hz. Peygamber de İslamiyet ve Müslümanların aleyhindeki faaliyetleriyle tanınan bazı müşriklere beddua etmiştir. Bu hadislerden birinde bildirildiğine göre Resulullah, müşriklerin ileri gelenlerinden Ebu Cehil, Ümeyye b. Halef, Utbe b. Rebia, Şeybeb .Rebia ve Ukbe b. Muit’in de içinde bulunduğu yedi kişi hakkında beddua etmiş ve hadisin ravisiİbnMesud’un bildirdiğine göre bu kişilerin hepsi Bedir Savaşı’nda öldürülmüş, böylece Hz. Peygamberin bedduası yerini bulmuştur (Müsned, 1, 393-397).

Özellikle mazlumun bedduasının kabul olunacağına dair bazı hadisler vardır. Nitekim hemen bütün hadis kaynaklarında yer alan bir hadise göre Resulullah(s.a.v.), Muaz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak gönderirken, bazı görevlerini sıraladıktan sonra “Mazlumun bedduasından sakın! Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur” diyerek zulüm ve haksızlık konusunda onu uyarmıştır (Buhari, Mezalim, 9). Hz. Peygamber, bizzat kendisi de mazlumun bedduasını almaktan Allah’a sığınmıştır (İbn. Mace, Dua, 20). (1)

“Bed” olmak mü’mine yakışmaz. “Dua” sahibi olmak mü’mine yakışır. Yakışanı yapmak insanı mutlu eder. Her kim ki ne ederse kendine eder.

“Beddua” konusunda öyle rastgele hareket etmek doğru değildir. Çok dikkatli olmak icab eder.

“Dua” yı da “beddua” yı da Kur’an ve sünnet ölçülerine uygun bir şekilde yapmakla mükellef olduğumuz bilinmelidir.

KÖTÜLÜĞÜ İSTEYİP BEDDUA ETMEK DOĞRU MUDUR?

Ayeti kerimede buyuruluyor: “İnsan hayra dua eder gibi kötülük için dua eder. Zaten insan çok acelecidir” (İsra Suresi, ayet 11).

“İnsan yaratılış gereği hemen her konuda acelecidir. Faydalı bir şeye erişmekte acele ettiği gibi, bazen öfkesine hakim olamayarak şerrin de hemen gelmesini ister ve bunun için beddua eder. Allah ise çok sabırlı ve halimdir. Onların hayırlı dualarını kabul ettiği gibi beddualarını da kabul etseydi, birçok kimseler felakete uğrardı. Ama Allah, insanlardan yana rahmetinin tezahürü gereği, o gibi duaları kabul etmez. Meğer ki beddua eden kimse zulme uğramış, hakları elinden alınmış, yanlış ve kasıtlı bir muameleye maruz kalmış olsun. O takdirde biraz gecikse bile Allah haksızlığa uğrayanın duasını kabul eder. Çünkü o tür dua ile Allah arasında hiçbir engel yoktur.” (2)

“İnsanın arzu ve istekleri bir sınır tanımadığından onların gerçekleşmesinde o, çok acelecidir. Hayra ve iyiliğe çabuk kavuşmak şer ve kötülükten; sıkıntı ve üzüntüden acele kurtulmak ister. Geçen iyi ve kötü olayları çabuk unutabilir bir yapıya sahiptir.

Oysa bilerek, neticesini hesaba katarak, fayda ve zararlı taraflarını düşünerek sabırla yapılan bir iş; bilmeden neticesini hesaba katmadan acele yapılan birçok işten hem hayırlı hem de daha yararlıdır. Mesele çok iş yapmak, çok şey söylemek değil, Allah’ın rızasına uygun olanı seçip kısa ömrü feyizli bir hava içinde amacına ve yaratıldığı hikmete yöneltmektir. Unutmamalıyız ki; hiç birimiz arzuladığımızı elde etmeden, peşinde koştuklarımızın çoğuna erişmeden, arzu ve isteklerimizin bütününü gerçekleştirmeden, başladığımız işlerin tamamını bitirmeden şu dünyadan ayrılmak zorundayız.

Kur’an ve hadis bu konuda bize iyi düşünüp sonra istekte bulunma terbiyesini öğretir. Öfkelenip biri veya bir şey hakkında beddua etmemizin doğru olmadığını telkin eder. O bakımdan müminler ağızlarından çıkaracakları sözleri, önce ölçüp tarttıktan, doğuracağı sonuçları hesaba kattıktan sonra sarf etmelidir.

Kafirlere gelince; küfür ve inatlarıyla, azgınlık ve hayasızlıklarıyla, şerrin çabuklaşmasını isteseler bile Cenab-ı Hak, onların bu yoldaki beddua ve dileklerini hemen kabul etmez. Birkaç yıllık bir ömür sınırları içinde dünyalık ile başbaşa bırakıp ezeli plan ve programının kusursuz hedefine ulaşmasını bekler. O’nun Sünnetullah’ı gereği, ahiret saadetini bütünüyle kaybeden bedbaht bir zümreye mutluluk veren dünya hayatını hemen karanlığa boğmaz; iki mutluluğu birden çekip almaz. Zulüm ve tuğyana sapmadıkları sürece ellerindeki nimeti dünyada azaba çevirmez, bir süre oyalanıp, bocalamalarına imkan verir. Çünkü Allah adildir, her işi mutlak hikmet, her mühlet verişi mutlak adalettir.” (3)

BEDDUA İLE İLGİLİ HADİSLER

“-Kendi kendinize beddua etmeyin. Çocuklarınıza ve mallarınıza da beddua etmeyin. Sonra Allah tarafından (belirlenen) icabet saatine rastlarda bedduanız kabul olunabilir.” (Hafız Bezzar-Ebu Davud: Cabir (R.A)’ den)

“-Şüphesiz sevenin sevgilisi, dostun dostu aleyhine yapacağı duanın kabul olunmamasını dilerim.” (Tefsir-i Kurtubi: 8/315)

“-Şüphesiz ki ben lanetleyici olarak gönderilmedim, rahmet olarak gönderildim.” (Sahih-i Müslim, Birr: 87)

“Dua” iyiliğin, “beddua” kötülüğün kapısını açar.

Mü’min aklını kullanır, iman irfanının gereğini yapar.

Rabbim dua yapan kullarından eylesin!

Rabbim beddua almaktan korusun!

  • İslamda İnanç, İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi Cilt 1, s.227-228, İFAV Yayınları
  • İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Cilt 7, s.3471, Celal Yıldırım, Anadolu Yayınları
  • İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Cilt 5, s.2666, Celal Yıldırım, Anadolu Yayınları

Ahmet Yüter

Yorum Ekle