AŞK’IN ŞEHRİ Amasya

“Aşk’ın Şehri” diye başlık attım madem, öyleyse aşkı terennüm eden bir aşk şiiriyle yazıya
başlamak istiyorum. Şiir biraz sonra kendisinden bahsedeceğim Mihri Hatun’a ait.
“Ben umardum ki seni yar-ı vefadar olasın
Ne bileydüm ki begüm böyle cefakar olasın
Şimdi bir haldeyem kim ilenen düşmenine
Der ki Mihri gibi sen dahi siyehkar olasın“
Evet!
Aşk’ın Şehri olduğu kadar bir Kültür Şehri de Amasya.
Mihri Hatun, Amasya’nın bağrından çıkmış ilk kadın şairlerden. Sade bir dil ile yazmış şiirlerini.
Kendinden fazla söz etmemiş. Sancak Beyi İkinci Bayezıt’ın ilim, irfan, şiir ve sanat meclislerine
davet edilmiş ve icabet buyurmuş.
Yeri gelmişken Kültür tarihimiz konusunda daha fazla gayrete ihtiyaç duyduğumuz gerçeğini
belirtmeden geçmek istemiyorum.
Aslında her konuda gayrete, çabaya, çalışmaya ihtiyacımız var.
Çoğu zaman hayret etmekle yetindiğimiz oluyor…

Bu güzel, bu istisna, bu özel şehir için “Aşk’ın Şehri” başlığını uygun gördüm.
Çünkü bu şehir dünyada aşk adına ne yapılması gerekiyorsa onu yapan, aşkının uğruna dağları
delen, yetmezmiş gibi bu yolda kendini, canını feda eden Ferhat’ın şehri.
Ferhat gibi kaç insana nasip olmuş ölümsüz aşk?
Bir elin parmaklarını geçer mi?
Ferhat ile Şirin’in dillere destan kıssası dünya var oldukça hikaye edilmeye, kara sevdalı gönülleri
yaralamaya, paralamaya devam edecek.
Aşk son nefesini verdiği gün batacak son kere güneş ve bir daha doğmayacak…

Çünkü Ferhat aşk oduna yanmış, aşk badesinden içip kanmış, büyük aşkının sembolü olan
dağları kazıp yol yapmış ve bu uğurda can vermiş.
Şirin’in de Ferhat’tan aşağı kalır tarafı yok hani! Eline kazma alıp dağları delik delik delememiş
fakat aşkın ateşinde kavrulmuş, kül olup savrulmuş.
Ferhat’ın aşkıyla deli divaneye dönmüş yüreğini delmiş ve Ferhat’ına kavuşmuş.
Ferhat ile Şirin Amasya’da toprağın kara bağrına değil şehrin kalbine gömülmüş…

Amasya bugün dahi “Aşk’ın Şehri” olma vasfını sürdürüyor.
Zira Ferhat ile Şirin’in namı, şanı, şöhreti yetiyor…
Amasya’nın bağrından büyük bir bestekar çıkmış.
Adı İrfan Özbakır.
Gönülleri mest eden şarkısında diyor ki:
“Pişman olur da bir gün dönersen bana geri
Gönül kapım açıktır çalmadan gir içeri”
Bestekar şarkıyı Hüzzam makamında bestelemiş.

Aşkı anlatan harika bir şarkı…
Amasya aslında halkımız tarafından en çok “Şehzadeler Şehri” olarak tanınıyor, biliniyor.
İkinci Murat ve İkinci Bayezıt Amasya’da şehzade iken tahta çıktılar. Fatih’in çocukluğu
Amasya’da geçti. Sonra şehzade Alaeddin Amasya’ya geldi, Fatih Manisa’ya gönderildi.
Mehmet Çelebi ise Amasya Sancak Beyi iken Ankara Savaşı kaybedildi. Fetret Devri sonrasında
Osmanlı Devleti’ni derleyip toparlayan, yeniden kuran Mehmet Çelebi Amasya Sancak Beyi idi.
Bu da gösteriyor ki devletin ikinci kez kuruluşu Amasya’dan başlamıştır. Bu özel durumun gözden
kaçırılmamasına dikkat etmek gerekiyor.
İkinci Bayezıt’ın oğlu şehzade Ahmet, Kanuni’nin varisi şehzade Mustafa, Kanuni’nin diğer oğlu
şehzade Bayezıt Amasya’da Sancak Beyi olarak görev yapmışlardır.

Amasya dendiğinde günümüzde ilk akla gelen elmadır ve “Elma Şehri” olarak da adlandırılıyor.
Bamya şehri olduğunu da uzaktan, yakından herkes biliyor.
Kral Kaya Mezarları ve Harşena Kalesi, Kızlar Sarayı ilk akla gelen tarihi ve turistik yapılar.
Bir yazar köşesinde, “Amasya Müzesi görülmeyi hak ediyor” diye yazmış. Kalkolitik Çağ’dan
günümüze dek binlerce eserin ev sahibi müze, bahçesindeki esrarengiz mumyaları ile
ziyaretçilerini bekliyor. Hakikaten gezilmeyi, görülmeyi, beğenilmeyi hak ediyor…

Mutfağı ile de ünlü Amasya’nın şehzadeler devrinden beri Saray Mutfağı ile tanışmış olması göz
önüne alınacak olursa, çok yoğun, değişik, farklı yemek kültürünü barındırdığını söylemek icap
ediyor. Yağlı katmer, Toyga Çorbası, Hasuda, Keşkek, Elma Tatlısı, Bakla Dolması, Amasya
Çöreği ilk akla gelen yemek türleri olup hepsinin kendine has malzeme ve pişirme teknikleri
mevcuttur. Yöre insanının adına “kes” dediği döner kebap ise diğer şehirlerdekinden mutlaka
farklı bir damak tadı sunuyor.

Amasya turistik bir şehir. Amasya ünlü coğrafyacı Strabon’un şehri. Sabuncuoğlu Şerafeddin
Efendi bu şehrin sembol isimlerinden sadece biri.

Hatime:
Bitirirken asla demek isteyip de diyemediğim, kurup da tekrar sildiğim cümleler var. Belki başka
bir yazıya, belki bahara, belki kışa…
Strabon’un adını literatüre altın harflerle kazımışlar.
Amasya için şöyle bir tarif geçiyor:
“Benim şehrim, içinden İris Nehri’nin aktığı geniş ve derin vadide kurulmuştur.”

Selam ve dua ile.
Enver SEYHAN

Yorum Ekle