Asım Gültekin’i Alan Dünyasın

Yusuf Turan Günaydın

Asım Gültekin, çocukluk arkadaşlarım Ömer Faruk ve Sefa’nın kardeşiydi. Sık görüşür ve evlerimize girer çıkardık. Biz hep birlikte Asımların evinde de oturur, sohbetler ederdik. Asım’ı en evvela o meclislerde, çakmak çakmak zekâ saçan gözlerle bakan ve o anki sohbeti pürdikkat dinleyen ufak bir çocuk olarak hatırlıyorum.

Daha 4-5 Temmuz’da İstanbul’da evindeki dut sohbetinde kendisi de o yıllardan bahsetmiş ve o zamanki sohbetler esnasında benden hatırladığı bazı anekdotları aktarmıştı. Sevgili hatırşinas kardeşim aynı zamanda çok edepliydi ve söylemek istediği şeyleri o kadar zarif bir üslupla ifade ederdi ki, cümlelerini hiçbir zaman hiçbir hususta abartıya vardırmazdı.
Asım, çocukluğundan beri çok okur ve okuduklarını çevresiyle paylaşırdı. Doğup büyüdüğümüz Taşova’da MGV’nin desteğiyle mütevazı ama Taşova için bir ilk olan kitap fuarını -evet resmen bir kitap fuarıydı- düzenlediğinde ortaokul yıllarındaydı diyeceğim. Kitapların yanı sıra daha o zamanlarda dergi takibine ve hatta yayınına başlamıştı. Dergi çıkarma düşüncesi de okuduklarını paylaşma arzusundan ileri geliyor olsa gerekti. İkindiyazıları’nın mektup ekinde (Posta Çıkını) kısa notlar hâlindeki mektupları yayımlandığında da yine ortaokul veya lise talebesiydi diyeceğim.

Asım’ın, aldığı imam-hatip eğitiminin yanı sıra geniş bir okuma çabasının desteğiyle beslenip gelişen zekâsı, onu insan tanıma sanatında da mahir bir kişilik hâline getirmişti görebildiğim kadarıyla. Kendimin bile farkında olamadığım bazı yönlerimi onun sayesinde fark ettiğimi söylesem abarttığımı düşünenler olacaktır. Fakat Asım’ı yakından tanıyanlar onun bu özelliğinin mutlaka farkındadırlar. Buna bağlı olarak benimle paylaştığı bazı dikkatleri sayesinde ortak bazı tanıdıklarımızın hiç de göremediğim bir kısım özelliklerinin farkına varmışımdır. O, keskin gözleriyle birkaç görüşte -belki de bir görüşte- muhatabını ölçer biçer ve vardığı hükümlerde de kolay kolay yanılmazdı.

Aksiyon adamı olarak onunla boy ölçüşebilecek bir ikinci kişi tanımadım. Çok geniş bir tanış-biliş çevresinde bulunan herkesi en temel özellikleriyle tanıdığı için, kimi hangi alanda teşvik edeceğini bilir, bu hususta nokta vuruşu gerçekleştirdiği için sonuç almayı da bilirdi. Çıkardığı Kitap Postası dergisinde onun sayesinde yoğun bir biçimde kitap yazıları yazmaya başlamıştım. Öyle ki bazen yıllardır kafamda yoğurduğum kimi konularda üst üste yazıyor ve tabii Asım’a aylık bir dergi olan Kitap Postası için teker teker (aylık) gönderiyordum. Fakat o, bir vesileyle benim ayda birkaç yazı birden yazdığımı öğrenince bunların hepsini istemiş ve adı geçen dergide bazen iki yazımı birden -birini müstear adla olmak üzere- yayımlamıştı. Bir ‘yazar’ olarak tanınmamda Kitap Postası’ndaki yazılarımın büyük etkisi olduğunu hemen belirtmeliyim. O zamana kadar Hece’de ve daha başka birkaç dergide de yazmıştım ama o yazılardan pek bir dönüş almamıştım. Kitap Postası’nda yazdığım yazıların çoğundan birçok mecrada olumlu dönüşler almışımdır. Bu dergi sanırım 21. sayıdan sonra kapanınca mevcut yazı stokumu, o sıralarda yayına yeni başlamış olan Edebiyat Ortamı dergisinde değerlendirmiştim. Kitapçılar Çarşısı’ndaki çay ocağında karşılaştığım bu derginin yayın yönetmeni Mustafa Aydoğan’a Kitap Postası’nın kapanışından sonra elimde kalan yazılardan bahsedince ilgilenmiş ve kendisine göndermemi istemişti. Böylece Asım’ın bana kazandırdığı yazma ivmesi pek bir sekteye uğramadan bu dergide devam etti.
Yıllar sonra bir internet dergisinde yazmama da vesile olmuştur Asım. Devir artık dijital yayın devriydi… Kuruluşunda büyük emek sarf ettiği www.dunyabizim.com’da da yazmamı teklif ve teşvik etmişti. Orada da uzun süre yazdım.

Asım’a bir gün lise yıllarında sanat tarihi hocamız Mehmet Şahin’in yöre tarihi üzerinde yazdığı ve mahallî Yeni Taşova gazetesinde yayımladığı bir tefrikada geçen bir bilgiyi aktarmıştım: Orada ünlü Osmanlı Şeyhülislamı İbn-i Kemal’in, Osmanlı idarî taksimatında Tokat’a, bugün Taşova’ya bağlı Bidevi (Esençay) kasabasında doğduğu, ciddi kaynaklara/belgelere dayalı olarak anlatılıyordu. Asım bunu çok önemsedi ve her zamanki aksiyonerliğiyle buradan bir faaliyet planı üretti: Taşova’da bir “İbn-i Kemal Kültür Merkezi” kurulması… Bu kültür merkezi için önce “İstişare İbn Kemal Taşova” adlı bir WhatsApp grubu kurdu ve bu gruba hemşehrimiz ve yazma eserler uzmanı Arafat Aydın’ı ve beni dâhil etti. Yüksek lisans tezimin İbn-i Kemal’in bir eseri üzerine olduğunu biliyordu. Bu alanda ara ara o grupta fikirler üretiyor, faaliyetler planlıyordu(k). Grupta en son Taşova’ya bayram dolayısıyla geleceğimizden söz etmişiz, Asım da bir ses kaydı göndermiş. Arafat’ın ve benim bayramımızı kutlamış.

Asım’la pandemi öncesi İz Yayıncılık için bazı çalışmalar yapmak üzere konuşmuştuk. Bunlar üzerinde birlikte fikir alış verişi içinde çalışmalarımızı da ilerletiyorduk. İz Yayıncılık’tan Eren Kahraman ve kardeşiyle birlikte Ankara’ya gelmişler, bir dizi görüşme gerçekleştirdikten sonra en son bana uğramışlardı. Evde uzunca görüşmüş, sohbet etmiştik. İz Yayıncılık için merhum M. Akif İnan’ın eserleri ve Rasim Özdenören Ağabey’in röportajlarının kitaplaştırılması konusunda konuşmuş, görüş alış verişinde bulunmuştuk. Bunların peşinden de Alaeddin Özdenören’in yazılarının kitaplaştırılması çalışmalarını yürütecektik. İlk iki çalışma Asım’la irtibat hâlinde belli bir aşamaya da gelmişti. Rasim Ağabey’in söyleşilerini tamamladıktan sonra Asım’a gönderecek ve en son noktayı koyması için bizzat Rasim Ağabey’e teslim edecektik…

Rasim Ağabey’le beni aynı ortamda ilk buluşturan da Asım’dı. Ankara’ya bir gelişinde Kitapçılar Çarşısındaki mütevazı çay ocağında oturmuş, hem çay içmiş, hem de sohbet etmiştik. Bu sohbette Asım’ın çok sevdiği ve yayınlarından beni hep haberdar ettiği arkadaşı Hüseyin Rahmi Göktaş’ın Ben Sen Oğ adlı eserinden bahis açıldığını hatırlıyorum.

Ankara’ya geldiğinde arar ve müsait isem gelmek istediğini söylerdi. Bunu o kadar zarif bir üslupla yapardı ki hemen kabul ederdim. Yanında mutlaka birkaç arkadaşı da olurdu. Tabii bunu bana da bildirmiş olurdu. Geleceğini hissettirir ve içimden bir ses Asım bugün arayabilir diye müjde verirdi. O geldiğinde umumiyetle bir sükûnet yuvası olan ikametgâhım, bir kültür merkezine dönüşürdü âdeta. Bu şekilde beni çok kıymetli insanlarla tanıştırdı; bir kısmıyla hâlen görüşüyoruz. Zaten onun, camiamızın farklı ses ve renklerini bir araya getirme, gerilim noktalarını, kurduğu kılı kırk yaran ‘kaynaştırma cümleleri’ ile belli bir anlayış zemininde eritme kabiliyeti vardı.

Çok ciddi bir kitap ve dergi dostuydu. Edebiyat öğretmeni olduğu için asıl iştigal sahası kültür ve edebiyattı. Son zamanlarda Türkçenin etimolojisi üzerine eğilmiş ve bu alanda ilgi çekici yazılar kaleme almıştı. Yayımlanmış kitaplarından biri de bu alandaydı: Birden Bine
Türkçede Sayıların Kökeni Üzerine Denemeler (İz Yayıncılık, 3. bs., 2018).
Biliyordum elbette Asım’ın ne kadar geniş bir çevresi olduğunu ama bunu ölümünün ardından yazılanları okuyunca tam anlamıyla kavrayabildim. O bu çevreyi hiçbir zaman istismar etmemiş, buradan kendisi için bir şeyler çıkarmaya çalışmamıştır. Bu çevreyi ülkemiz, kültürümüz için harekete geçirmeye ise her zaman çalışmıştır ama şahsı için asla… Buna hepimiz şahidiz.

Yaşça ondan büyüktüm ama o bana ağabeylik etmiştir hep. Beni ve tabii daha birçok kişiyi teşvik ettiği çalışmalar ancak olgun bir insanın harcıydı. Hep o bizi arayıp sormuştur. Buna o kadar alışmıştık ki, onun hâlini hatırını sormayı pek de akıl edemezdik. O dağlar gibiydi; iradesi güçlü bir insandı. Ancak Ankara’daki işimle irtibatımı tamamen kesip de İstanbul’a yerleşince bir sıkıntısını sadece bir cümleyle belirtmiş ve dua istemişti, o kadar. Bir hususu daha belirtmek isterim: Asım İstanbul’a taşınma kararımdan ilk andan itibaren haberdardı ve beni her zaman ürküten bu güzel şehirde yaşama konusunda ikna olmamda en büyük destekçim de oydu. Açık konuşayım, Asım İstanbul’da yaşamıyor olsa, bu şehre taşınmaktan ürker ve taşınmazdım.

Camiamızda Asım’ın özelliklerine, donanımına sahip bir Allah’ın kulunu ondan önce de o sağken de görmediğimi söylememe müsaade edin. Ayrıca bundan sonra da görebileceğimizi sanmıyorum.

Asım Gültekin’in Ardından İlçemizde Neler Yapılabilir?

◾İlçemizde bulunan kütüphaneye ülkemizde tanınmış bir kültür adamı olan ve hayatı boyunca sürekli kitaplarla iç içe yaşayan Asım Gültekin’in adı verilebilir.

◾Bu olmazsa inşaatı henüz tamamlanan ve tam olarak faaliyete geçmeyen ilçemiz yüksekokulu bünyesinde konferans salonu ve kongre merkezi olarak hizmete başlayacak olan binaya Asım Gültekin’in isminin verilmesi uygun olacaktır. Yeni hizmete girecek olması sebebiyle ve üniversiteye bağlı bir hizmet binası olduğu için daha çok kişi, daha sık olarak adını anacaktır. Merhum Gültekin’in cenazesinde de bulunan Amasya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Elmacı da ilçemizin bu isteğini olumlu karşılayacaktır diye düşünüyoruz.
Allah Asım kardeşime gani gani rahmet eylesin. Onun bizim üzerimizdeki hakkı çok daha fazla olduğu için inşallah öte dünyada hakkını bize helal eder diye temenni ediyorum.

Yorum Ekle