”Amasya Taşova’da Yerel Basın: Ali Rıza Günaydın’ın Gazetesi” (2)

0
171

Türkiye Tarihi, HIST200 kodlu Ders Bitirme Ödevi, 5 kişilik bir Grup Çalışması

Röportaj: Mehmet Yavuz ERGEN
Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi

Bilkent Üniversitesi Tarih bölümü bu projeyi onayladı, bitince Bilkent Üniversitesi’nin Resmi Kütüphanesinde yayınlanacak ve bir başkası kendi makalesinde atıf yapabilecek düzeyde bir kaynak olacak.

TAŞOVA GEN. HABER SİTESİ EDİTÖRÜ AHMET GÜNAYDIN ile RÖPORTAJ: (2)

Evet. O zaman gene benzer bir konudan gideyim. Matbaanın kuruluşu sırasında Taşova sosyo-kültürel profili böyle yerel bir basımcılık faaliyetini taşıyabilecek ve destek destekleyebilecek yeterlilikte miydi?
Tabii ki hayır. Yani o zamanki Taşova’yı düşünüyorum. 1970 sayımını baz alıyorum. O zaman ilçemizin nüfusu daha fazla ama gelişim ve eğitim düzeyi düşüktü. Köyleriyle birlikte 60 bine yakın nüfus vardı. (Şu an 30 bine düştü) Taşova’da o zaman gazete de, matbaa da bir ihtiyaçtı. Çünkü insanlarımız işte okuntu dediğimiz  yeni adıyla davetiye, duyuru bastırmak için Amasya’ya, Erbaa’ya gitmek zorundaydı. Çevre illere. Samsun’a gidiyordu. Ladik’te o zaman matbaa yoktu. Yani hala da zaten basın konusunda Taşova’nın fersah fersah geride olan bir ilçe. Matbaa işleri ya Erbaa veya özellikle de Amasya’da basılıyordu. Bunun yanında gazetede o zamanlar zayii, Dernek tüzüğü, kongre ilanları mecburdu. Birçok kayıp ilanları yani bunların içinde nüfus cüzdanından tutun da diplomalar veya buna benzer plaka, araç ruhsatları bunların yayını için de Amasya’da gazeteye ilan verecek. O gazeteyi tekrar almaya gidecek veya onu gazetede yayınlandıktan sonra bir dostu. Amasya veya Erbaa’dan gönderecek falan filan.  Kongre ilanları vardı o zaman. Şimdi kalktı o tür ilanlar. Kısacası gazete o dönemde dediğim gibi bir ihtiyaçtı. Taşovanın nüfusu bunu kaldırabilecek kapasitedeydi. Taşova’da bir matbaayı, yerel gazeteyi kaldıracak bir kapasite vardı. Bu açıdan çok fazla sıkıntı olmadı, ekonomik bazda bir kazanç da sağlandı.  Çünkü çevresiyle beraber çok ciddi bir nüfusa sahipti. Şimdi tabii o nüfusları Son 40 yıldır hiç göremedik.
Evet. Öyle bir haber okumuştum, o zaman şöyle bir soru sormak istiyorum.  Matbaa kuruldu, üretime başlandı. Bu Taşova’ın farklı toplumsal hayatında, sınıflarında nasıl bir tepki, algı, yankı uyandırdı? Hani idari sınıflar yönetimden ya da yerel esnaf ya da halk nasıl bir tepki verdiler?
Yani tabii ki olumluydu tepkiler. Yani özellikle o dönemin idarecileri; işte kaymakam veya belediye başkanı, diğer işte mal müdürü veya o zamanki adıyla ilk öğretim  müdürü gibi kurumların başındaki insanlar için de kendi seslerini duyurabilmek açısından olumlu karşılandı. Esnaf da aynı şekilde memnun oldu. Burada bir matbaanın açılmasıyla fatura, perakende satış fişini basmak için Amasya’ya gitmek zorunda kalmaması gibi başka başka etkenler de vardı. O açıdan olumlu karşılandı. Ama şimdi matbaacılık başka bir olgu, gazetecilik başka bir olgu. Yani bizim meslektaşlarımızdan matbaa işini yapıp çok sayıda hiç gazeteyle uğraşmayan insanlar var. Kaldı ki Taşova’da şu an iki tane matbaa var. 2000 yılında açıldı Kamadan matbaası. Bu arkadaşımız asla ve asla bir gazete işine girmedi. Onu teşvik edenler oldu. Bizim karşımıza işte bir güç olarak çıkartmak için ”Sen de gazete çıkart, seni destekleyeceğiz” deseler de gazetecilik işine girmedi. Gazetecilik ayrı bir  kabiliyet gerektirdiği gibi yani zor bir meslek, riskli meslek insanlarla karşı karşıya geliyorsun. Matbaacılık normal bir esnaf gibisin.
İşin içine gazetecilik girdi mi tabii burada bazı konular sıkıntı oluşturabiliyor. Ama burada bizim de duruşumuz önemliydi. Rahmetli ağabeyimizden aldığımız bir  terbiye, onun bir duruşu vardı. O duruşu hiç bozmadan bugünlere kadar geldik biz. Geçmişte matbaaya 12 Eylül öncesinde çok küçük bir saldırı olmuştur. Ama onun dışında yalan haberden kaçındığımız için sen şu haberi niye yaptın, öyle tehdittir, şudur, budur veya buna benzer  bir sıkıntıya uğramadık. Ama burada da gene gazetenin yayın ilkesini yani Basın meslek ilkelerine uyduğumuz için yani yalan haber yazmadık. Yalan haber derken, ben yaklaşık olarak veya tahminen yani buna benzer şeylerle mutlaka tam kesin emin olmadığım bir olayda net bir şekilde teyit etmeden haber yazmam. Yani o açıdan bunlara da her gazetecinin, bu mesleği yapacak olan insanların çok dikkat etmesi lazım. Ama maalesef bu işte ayağa düştü artık.
O zaman biraz matbaanın kuruluşundan, kuruluş sürecinde yaşadıklarınızla ilgili birkaç bir şey sormak istiyorum. Matbaa kurulduktan sonra makine, malzeme temini, liyakatlı eleman bulma ya da resmi izinler gibi alanlarda ne tür zorluklarla karşılaştınız? Bu sorunlar ilk yıllarınızda sizleri nasıl etkiledi?
Tabii bu işe ağabeyim Ali Rıza Günaydın başladığı zaman mesleki bir bilgisi yoktu. Sadece bir hevesle başladı, Mürettipliği veya baskı makinasını çalıştırmayı  bilmiyordu. O zamanlar harf dizme işleri vardı. Bir gazeteyi çıkartmak veya matbaada  herhangi bir davetiye veya diğer bir duyuruyu basmak için bu bilgilere haiz değildi. Ama ta okul yıllarından böyle işte duvar gazeteleri gibi böyle bir içinde uhde varmış rahmetli ağabeyimin. Dolayısıyla o dönemde Turhallı hala yaşıyor. Nurettin Özgencil, oğlu Murat matbaacılığı devam ettiriyor. Allah selamet versin kendilerine de. O abimiz bizlere öğretti bu mesleği. Mürettipliği de öğretti, baskı yapmayı da. Abim de tabii o yıllar 30 yaşında. Yani 1941 doğumlu, 1971’de açtığı zaman, zeki de bir insan. Ve dolayısıyla çok kısa sürede tamamen bütün ayrıntılarını öğrendi. Nurettin abi sonra veda etti, ayrıldı, sonrasında Turhal’da kendi matbaasını açtı. Yani o dönemdeki matbaa makinemiz Yarı otomatikti. Sonraki süreçte 79 yılına kadar biz öyle idare ettik yarı otomatik makineyle. Bir de küçük bir el pedalı vardı. Sonra abim Albert Frankenthal diye 1979’da hem gazeteyi çıkartabilecek kapasitede tam otomatik bir makine.1968 modeldi fakat daha yesyeni gibiydi. Biz mesela Sobacılar caddesinde matbaamız olduğu zamanlar matbaa işlerini basarken (Söz konusu olduğu için anlatıyorum.)  Düşünebiliyor musunuz? Makineye bağlıyorduk basılacak kağıtları. Ondan sonra gidip işte ikindi namazını, öğlen namazını, bazen akşam namazını kılıyorduk. O makine o kadar güzel baskıyı yapıyor, arka tarafa istifliyor. Yani bizim için çok olağanüstü bir olaydı bu. Ama tabii o da demode oldu. Mesela onu biz 5 sene önce elimizden çıkarttık. Tipo makinenin hiçbir işlevi kalmadı zaten. Böylece kurşun harfler ve diğer takımlar hurdaya verildi. Tipo ve ofset baskı. İki tür tabii diğer baskı türleri de var da onları matbaada kullanamadık, kullanmaya gerek duymadık zaten. Sonrasında tabii geldik 2000 yılına. Gazeteyi Amasya’da  6 yıl boyunca her Cuma baskıya götürüyorduk. Kendimiz mizanpajını hazırlıyorduk. Baktık o da olmayacak gibi, 2007 yılında kendi makinemizi aldık. 46X64 ebatında Nebiola Torino diye bir makine. O makineyle şu an gazetenin baskısını yapıyoruz. Bir de Gestetner 311 diye daha küçük ebat işte 25×35 ebatında  davetiye duyuru veya kartvizit buna benzer işleri de onunla yapıyoruz. Yani makine teçhizat konusu da dediğim gibi bir süreç olarak kendi kendine gelişti. Bundan sonra artık matbaa ile ilgili makine yatırımı  yapmanın hiçbir anlamı yok. Çünkü burası hep aynı kaldı nüfus olarak.  Artık gittiği yere kadar böyle gidecek.
Bu o zaman 5 yıl önce elden çıkarttık dediğiniz makine tipo teknolojisiydi.
Şu anki offset mi?
Tabi. Şu anki offset. El dizgisi, entertip dizgi, tipo baskı tarihe karıştı.
İlk makineyi  Ali rıza Günaydın nereden ve nasıl temin etmiş?
Ya şimdi tabii o makinenin hikayesi de bildiğim kadarı ile şöyle, O zaman Tokat’la bağlantımız daha fazlaydı. Yani abim rahmetli. O zaman Murat Polatoğlu diye Tokat’ta bir matbaacı vardı. Onunla bir bağlantı kurdu. O yarı otomatik dediğim makineyi aldı. Onunla matbu işler ve gazete basılıyordu. İlk çıkarttığımız nüshalar 1971’de ebadı  küçüktü. Çünkü makinenin ebadı oydu. Dört sayfa olarak çıkıyordu o zaman da. Ama ebat dediğim gibi ufaktı. İşte o makineyi biz Tokat’tan aldık. Daha sonra şu anda kullandığımız makineyi Kızılcahamam Ankara’dan getirttik.  Makinelerin hikayesi böyle. Diğer makineler zımba, giyotin el pedalı da aynı şekilde yakın çevrelerden temin ettik. Ama şimdi el pedalının da hiçbir anlamı kalmadı. Küçük ebat baskılar için elimizde  gestetner 311’miz var. Gazete ve büyük ebatlar için Nebola Torino diye büyük makinemiz var  .(Devam edecek)

 

 

 

Yorum Ekle

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz