BAŞÖRTÜSÜ TAKANLAR BAŞÖRTÜSÜNE TAKANLAR

BAŞÖRTÜSÜ TAKANLAR BAŞÖRTÜSÜNE TAKANLAR
Ömer CELEP
Dün yani 22 Eylül 2014 tarihli bakanlar kurulu kararı ile Milli Eğitim Bakanlığındaki bir yönetmelikte bulunan bir cümle kaldırılarak orta öğretim kurumlarında okuyan öğrencilerin de başörtülü olarak eğitim öğretim hakkından yaralanmalarının önü açıldı. Kaldırılan cümle bile değil esasında iki tane kelime. O da şu. “Başı açık”.
Ne sihirli ve ne menem kelimelermiş meğer bu asil(!) kelimeler. Laiklik buna bağlıymış, Atatürk ilkeleri buna bağlıymış, cumhuriyet, insan hakları, evrensel hukuk, toplumsal bölünme, sosyal olaylar ve daha bilmem neler, neler! Hepsi buna bağlıymış ve bu kelimelerin kaldırılmasıyla bunların hepsi yıkılmış, yok olmuş, ortadan kalkmış, rejim değişmiş, ülke bölünmüş v.s. say saya bildiğin kadar.
Toplumumuzun; kargaşadan, tartışmadan, gerginlikten, hoşnutsuzluktan nemalanan kesimleri hemen konuyu fırsat bilerek feryada başladılar. Bildik teraneler, tanıdık saldırı biçimleri, bize hiç de yabancı olmayan ve millettin “gına” getirdiği söylemler, bir kaşık suda fırtına koparma alışkanlığı, monşer ahkamlar ve kısaca başa alınan kasetler…
Kamusal alan, baş örtüsü-başın örtüsü tartışmaları, mahalle baskısı uydurmacılığı ve daha bilmem neler, neler!
Evet bu milletin evlatlarından bir kesimi baş örtüsü takmak için yıllarca ve bir çoğu çok defa kanlı biten bir çok mücadele vererek bu günlere geldi. Demokratik yollardan da bunu bir şekilde başardı. Başörtüsü takanlar, kendilerine bu imkanı tanıyan herkese ve her siyasi yapıya her fırsatta ve her vesile ile bir şekilde teşekkürlerini ve minnet duygularını da ifade ediyorlar.
Bir de başörtüsüne takanlar var bu milletin içinde. Bunlar her nasılsa demokratik mağlubiyeti kabullenemiyor, hazzedemiyor, hazmedemiyor. Alışamıyor, belki de alışmak istemiyor.
Şunu; yar-ağyar, seven-sevmeyen, bir fikrin mensubu-muhalifi herkes artık net bir şekilde bilmeli anlamalı ve kabullenmeli. Türkiye bundan on yıl önceki Türkiye değil. Kabullensek de kabullenmesek de Türkiye’de artık yeni hesaplar yapılmalı, yeni politikalar geliştirilmeli, yeni söylemler belirlenmeli.
İktidar olmayı hedefleyen her siyasi yapı, eski söylemlerini tarihin sayfaları arasında bırakmalı. Bize göre millet şu anki siyasi partilerimizin çoğunun en az yirmi yıl önünde gidiyor. Millet bu partileri çekerek bir yerlere taşıma mücadelesi verirken siyasi partilerimiz milletin adeta kuşağından çekerek fren yaptırma kolaycılığına gidiyor. Millet de onların bu kolaycılığını gördüğü için olduğu yerde patinaj yaptırıyor. Siyasi partilerimiz ise patinajdan kurtulmak için farklı yöntem ve alet denemek yerine, olduğu yerde patinaja devamı “gayret” zannediyor. Evet o da bir gayrettir ama beyhude gayrettir.
Orta öğretim kurumlarımızda okuyan öğrencilerimizin, okullarına başörtülü gelmeleri laikliği, cumhuriyeti yıkmaz. Korkmaya gerek yok çünkü cumhuriyet ve laiklik millete başörtüsüyle bağlı değildir. Eğer onunla bağlıysa ve yıkılacaksa, yıkılmakta olan cumhuriyeti başörtüsü bağı tutmaz.
Korku içinde yaşanmaz. Korkularımızdan kurtulmamız lazım.
Başörtüsüne takanlar da artık kendilerini yenilemeleri ve bu milletin bazı değerlerine sahip çıkmalarına saygı duymalıdır. Başörtüsü milletin ve ülkenin genetiğinde var olan bir olgudur. Bu ilkeden hareketle esasında başörtüsünü sorun görmek, millet ve ülke genetiği ile ters düşmektir.
Başörtüsünü sorun haline getiren anlayış millet gerçeğinde var olan değil, ona enjekte edilen ecnebi anlayıştır. Bundan kurtulmak gerek.
İşin bir farklı boyutu daha var ki o da çok önemli. Bu ülkede var olan bütün sorunlar ötelenmemeli, çözülmelidir. Ötelenen sorunlar derinleşerek devam eder. Aklımıza gelen ilk soru şu. Sorun nasıl çözülecek ve kim çözecek?
Arıza burada kopuyor. Bizde sorunları çözecek olan makam muhalefetmiş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Çok yanlış!
Sorunu çözecek olan sorumluluk sahibi olandır ve bu iktidardır. İktidar var olan bütün sorunları kendi yöntem ve usulleri ile çözecektir. Muhalefetin görüşlerini alması nezakettir, almalıdır. Almıyorsa sorumluluk kendisine aittir. Bir sonraki seçimde hesabını millete verir.
Muhalefetin; “bunu yapamazsın” söyleminin karşılığı “şöyle yapmalısın” olmadığı sürece değer kazanmaz. Alternatifi olmayan düşünce doğrudur. Bu bir mantık kuralıdır. Alternatifini göstermediğiniz sorun çözme yöntemini kabul etmeniz sizin değerinizi düşürmez tam tersine yüceltir.
Millet artık yeni söylemler yeni çözüm yolları bekliyor.
Sevgili okuyucular şu cümleyi söylememize lütfen izin verin.
Türkiye’de iktidarın kendisini yenilemesi kadar, muhalefet de kendisini yenileyebilse, inanıyoruz ki bu ülke; daha ileri ve daha güzle bir noktada olacaktır.
Değişmek sorun değildir; değişememek sorundur.

Yorum Ekle