ÜNLÜ SÖZLERLE SOHBET…

0
102
Naci Konyar 
Lisan ve gönül güzelliklerinden derlenmiş, düşünce ve fikir hayatımıza maya çalma gayesiyle, temel değerlerimizden akıl defterine not edeceğimiz divan edebiyatımızın incilerinden, ünlü sözleri paylaşıp bir zevk-i selim örneği beyitlerle, okuyucularımızla sohbet etmek istiyoruz.
‘Dehr bir bazardır her kim metaın arz eder
Ehl-i dünya sim ü zer ehl-i hüner fazl u kemal  fuzuli
(Dünya bir Pazar yeridir, herkes elindekini bu pazara getirir; dünyayı seven altın ve gümüşü, hizmeti seven de iyilik, fazilet ve olgunluğu sunar.)
Herkes değerli bildiğinin peşinde koşmaktadır. Dünya düşkünleri altın ve gümüş kovalar, erdem sahipleri ise fazilet iyilik ve olgunluk peşindedirler. Onlar bilirler ki ‘Ne cah iledir ne mal iledir/Olgunluk kemal iledir. Cemal gider, Kemal kalır…
Niceleri geldi, neler istediler/Sonunda dünyayı bırakıp gittiler/Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi? /O gidenler de hep senin gibiydiler.
Hayyam’ın sözleri o kadar net ve açık ki, gerisi ders almasını bilenlere… Uyanmak istemeyenlere Hayyam, Mevlana, Yunus ne yapsın…
Ehl-i diller arasında aradım kıldım talep
Her hüner makbul imiş illa edep illa edep.
(Gönül ehli arasında değer verilen şeyleri aradım sordum; her şeye değer verildiğini gördüm ama en değerli şeyin edep olduğunu anladım/
‘Edep Ya Hu’: Edepli olmaya Allah adıyla davettir. Osmanlı’da okullarda edep ilk ve vazgeçilmez bir dersti. Sosyal kurumlar, özellikle eğitim kurumlarında en iyi görünen bir duvarda ya da giriş kapılarında ‘Edep Ya Hu’ yazardı. Edep; ‘Edep Ya Hu’ sözüne muhatap olmamaktı.
Edebiyata edebiyat adı, edep terbiye öğretmek tabiatında bir sanat olduğu için verilmiştir. Bu sanatın sanatkarlarına edip denilmesi de bundandır.
Mukteza-yı hükm-ü kanun-i tabiat böyledir;
Düşmek üzre yıldırım ekser mualla tak arar.
(Tabiatın yaratılış kanunlarının tecelli şekli böyledir; yıldırım bile düşmek için genellikle yüksek yerleri arar, onun için musibetlerin yüksek şahsiyetleri bulmasına şaşma…)
Toplumu ilgilendiren konularda bir araya gelemeyişimizi Muallim Naci şöyle ifade etmiş;
Toplanıp ehl-i heva her biri bir saz çalar
Çelebi böyle olur biz de konser dediğin.
Zavallı emekçilerle, dünyayı cebe ve mideye indiren, 500 bin TL ile geçinemediğini söyleyenler arasındaki adaletsizliği Bağdatlı Ruhi ne güzel ifade etmiş.
Dünya talebiyle kimisi halkın emekte
Kimi oturup zevk ile dünyayı yemekte
Şair Nabi’nin sözleri makam sahiplerinedir;
Bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz
Biz neşatın da gamın da rüzgarın görmüşüz.
(Dünya bahçesinin hem sonbaharını hem de ilkbaharını görmüşüz; biz sevincin de gamın da zamanını görmüşüz)
‘Ne dünya hayatının baharı (Varlık, ikbal, makam, gençlik) seni çok sevindirsin, ne de hazan mevsimi (Yokluk, yaşlanma) seni üzsün. Hele ‘Varlığım, makamım, kudretim var’ diye hiç şımarma sevinme. Çünkü bunlar gelip geçicidir. Varlık ve genişliğin sürekli olduğunu zanneden aldanmıştır. Sen onlardan olma.’
Kadrüni seng-i musallada bilüp ey Baki
Durup el bağlayanlar karşuna yaran saf saf.
(Ey Baki, dostların senin değerini ancak musalla taşında anlayabilecekler)
Beyitle, dostlarının kadir-kıymet bilmemesine serzenişte bulunan Baki, kendisinin değerinin ancak öldükten sonra anlaşılacağını söylüyor. Bu beyit, değerli insanların kıymetinin öldükten sonra değil, ölmeden önce de bilinmesinin gerektiğini anlatmak için hatırlanır.
14 Şubat Sevgililer Gününü de unutmayalım. Sevenlerin, sevilenlerin bu mutlu gününü Fuzuli’nin bir beytiyle kutluyoruz;
Mende Mecnun’dan füzun aşıklık isti’dadı var
Aşık-ı sadık menem Mecnun’un ancak adı var.
(Bende mecnundan fazla aşıklık eğilimi var; Gerçek sadık aşık benim, mecnun sadece isim yapmış)
Aşk, sevgili kendisine değer vermediği halde bile onun uğuruna cevr ü  cefa çekmeyi kabullenmektir. Lütfunu gördüğün sevgilinin kıymetiyle, cevrini gördüğün sevgilinin kıymeti aynı değildir. Sen zannedersin ki lütuf gösteren diğerinden üstündür; Bilakis aşk işinde cevredene daha değer verilir. Aşk hak etmektir. Böyle olmasaydı ‘Ettiğin cevri kendime nimet bilirim’ diye bir şarkı bestelenir miydi?…
Değerlerimizi yansıtan mısralar sunmak, şairlerin dilinden aslolanı hatırlatmak istedik;
Düşün söyle kelamın muhtasar (Özet) hem de müfit (Faydalı) olsun düşüncesine uyduk.
Gönül ne kahve ister ne kahvehane/Gönül bir dost ister kahve bahane. İnsanlar sizden samimiyetle söylenmiş bir bakış bir söz bekliyor. Çok uzun anlatmaya gerek yok ‘İnsanları gönül döllüyor’ demişti Fethi Gemuhluoğlu…
Edebiyatsızlaşmaya giden bir zamanı yaşıyoruz. Yani iki insanın birbirine söyleyecek lafı olmayan, tatli dil bulunmayan zamanlara gidiyoruz. İnsanın insana anlatacak onu mutlu edecek sevindirecek gülümsetecek bir lafı olmalı.
Biz bu yazımızda kaleme bulanan, sadırdan satırlara dökülen kelimelerin şifa olmasını temenni ediyoruz. Şifa, düşünce kıyafetine bürünüp gönüllerimizi mayalasın. Derdimiz insanlık olsun…

Yorum Ekle