TAŞOVALI KALMAK…

4
836
Naci Konyar 
Hatırat ve şehirleri anlatan kitapları zevkle ve merakla okuyorum. Sizi alıp götürüyor şehri gezdiriyor, o toprağın insanlarına akraba ediyor.
Türk Edebiyatında şehir monografileri azdır. Tanpınar’ın ‘Beş Şehir’ i (İstanbul, Bursa, Konya, Erzurum, Ankara) yı, Ahmet Turan Alkan’ın ‘Altıncı Şehir’ i (Sivas) ı, Özkan Yalçın’ın ‘Yedinci Şehir’ i (Amasya) yı anlatır.
Eğin’li yazar Şerif Aydemir’in ‘Yazık Olmuş Yarsız Ömrü Geçene’ kitabı bir şehir monografisi değildir ama ‘Şehrin kimlik kartı, gün gelir yanağımızda bir il yarası yahut bizim bir uzvumuz gibi bizimle yaşamaya başlar. Belki de ruhumuzda bir dirsek acısı, burun sızısı, kalp yarası gibi hayatiyetini sürdürür; bize asla varlığını unutturmamaya çabalar’ dizeleriyle bir kent sevgisini Eğin sevdasını anlatır.
Bir yazarımız; ‘Her kitabı sadece bana yazılmış gibi okurum’ demişti. Biz de Şerif Aydemir’in kitabını kendimize yazılmış gibi okuduk. Ve kitabında anlatmış olduğu Eğin Kazasının yerine Taşova’yı koyduk. Çünkü tüm küçük kasabalarımızın sorunları birbirine benziyordu. Kitabı okuduktan sonra şunu anladım ki; ‘Taşova’lı olmak yetmiyor, Asıl maharet Taşova’lı kalmak, Taşova’lı kalabilmekmiş meğer…’
Doğup büyüdüğümüz yerin insanın içine işleyen bir yanı oluyor. Mahallemiz, sokağımız, çevre, o çevrenin bize aktardığı sözlü kültür zamanla bir bilinç oluşturuyor. İnsan kendisinde iz bırakanları unutmuyor. Çocukluk ve gençlik günlerimize sinmiş Taşova ile ilgili bir sohbet yapılmasın, bir anı anlatılmasın, hemen o yılların aşına yüzleri, isimlerini andıkça ağzımızın tatlandığı insanlar ve onlarla ilgili sinemize gömdüğümüz hatıralar aklımıza geliyor. Ruh dünyamızı o yaşlarda zihnimize tüneyen hatıralar şekillendiriyor. Dağın, taşın, ırmağın, sokağın tek başına kutsallığı olmuyor. Makamın şerefi içindekilerledir. Taşova’da nice eli öpülesi gönlü gani güzel insanlar tanıdık. Onlarla açıldı ufkumuz. Gönül bahçemize dostluk fidesi ektiler. Merhamet içirdiler, sevgi çayları demlediler. Bu toprakları sevmemizde onların payları çoktur.
Bizler şunu biliyor ve inanıyoruz ki, bir şehirde inançlı, duyarlı, gönüllü, gayretli insanlar yaşıyorsa o şehir de yaşıyordur. Bir düşünce adamı; ‘İnsanlar şehirleri, şehirler de insanları dönüştürürler’ demişti. Bu cümleden biraz da insanların ve şehirlerin birbirlerini besleyip büyüttüklerini çıkarıyorum. Ne hazindir ki şimdiye kadar kişiselleştirilmiş, güne dönük politik heyecanlarla yetinen Taşova’mız zamanın nabzını tutup büyüyemedi.
Taşova büyümüyor. ‘Taşova’da sanki anne sütü kesildi’ köylerde genç nüfus kalmadı. Taşova tarihinin bütün yolculuk hikayelerini yüzlerinde, yüreklerinde taşıyan insanlar birer birer gittiler. Onlar ölüp giderken sadece bedenleri değil, rüyalarımızı, hikayelerimizi de götürdüler. Taşova bu manada azalıyor, bu anlamda fakirleşiyor.
Evet ilçemiz; içinde yaşayan insanları eğiten, o insanlara bir kimlik, ruh kazandıran bir mekan olmaktan uzaklaşıyor. Taşova küçülüyor. Taşova üretme geleneğini canlandırmadıkça, ne yapılabiliri araştırmadıkça, bir organize sanayii projesini bile gerçekleştirmede geciktikçe, sadece devletten yardım isteyerek, onun himayesini bekleyerek zamana direnemeyecek, bu gidişle daha da küçüleceğe benziyor.
Taşovalı bir araya gelince ‘Ne olacak bu Taşova’nın hali’ sohbetini yapıyor. Elli yıl öncesinin üreten, bereketli, köyleriyle birlikte 60 bin nüfusa sahip Taşova’sı, bugün 11 bin ilçe, 19 bin köy nüfusu ile yerinde sayıyor. İlçe ve köylerimiz göç veriyor. İstihdam sahamız yok. Gençler işsiz. Yüksekokul var, yurdu yok. Esnaf darda…
Şunu üzülerek belirtiyoruz ki Taşova’mızın gündemi yok. O zaman önce kendimize sonra etrafımıza soralım ve toplumda ağırlığı olan herkesle; yöneticilerle, eğitimcilerle, esnaf dernek sivil toplum örgütleri kısaca Taşova’nın sorunlarını kendine dert eden herkesle, sorunlarımıza cevap arayalım ve bir müştereklik elde edelim. Siyasi akrabalıklardan başımızı kaldırıp yüz yüze gelelim. Paylaşmadıkça, paylaşamadıkça içimizi kemiren Taşova üstüne ertelenen, ortak izanla karılacak fikir damlalarının heba olmaması için, böbürlenmek için değil, nasiplenmek için topluma ayna tutmak zorundayız.
Bu yazdıklarımız sadece Taşova’da yaşayanlara bir sesleniş değil, dışardaki; yurt dışı, yurt içinde yaşayan Taşova sevdalılarına da bir dertleniş. Prof. Dr. Yasin Aktay bir yazısında; ‘Kendine iyilik yap, eve uğra’ diyor. Endişe kuyusuna düşenlere sarkıtılan kurtarıcı bir ip gibi bir cümle söylüyor. Biz de dışardaki Taşova sevdalılarına doğdukları yerlere gelmelerini, sılaya uğramayı ihmal etmemelerini, Taşova’ya sahip çıkmalarını bekliyoruz.
Sular, bu memleketin dilidir, sevdasıdır. Eskilerde baharın şen ve mesut günlerinde Taşova köprüsünde Yeşilırmağın mahzun çağıltısını dinler, Herizbaba tepelerine çıkıp Taşova’yı seyreder, baygın güneşi Akdağ’ın arkasına itelerdik arkadaşlarla.
Yılmaz Büyükerşen Porsuk Çayı projesiyle Türkiye’nin Venedik’i olarak gösterilen Eskişehir’i örnek bir şehir yaptı. Taşova’nın içinden geçen Yeşilırmak için bir proje yapılsa Porsuktaki görüntü bize de nasip olur mu acaba? Yılmaz Büyükerşen başkanın ‘Porsuk’un önceki kötü görüntüsünü vatandaşlara unutturduğumuz için övünüyorum’ sözlerini Yeşilırmak için Taşova Belediye Başkanımızdan da duymak ne güzel olurdu.
Eğer bir kentin sokaklarında kültürün sanatın rüzgârı esmiyorsa, medeniyetsiz; yollar, köprüler, binalar ne işe yarar. Yol tamam, asfalt tamam, kaldırım tamam ama hayat hangi görgü ve bilgiyle, kültürle yürüyüp gidecektir. Bilime, sanata, edebiyata kısaca kültüre kütüphaneden ulaşılır. Olcay Yazıcı’nın dizelerini hatırladık;
‘Okumak… Okumak…
Oku, çözülsün yumak.’
Değerli eğitimci dostum Abdullah Seçkin hocamla okuma yazmayı yeni söküyormuş gibi bir heyecanı duyarak, Taşovalı yavrularımızın içini doldurduğu, Yeşilırmak kenarında bir kütüphane yapılması hayalini ve bu özlemimizin gerçeğe dönüşmesi düşüncemizi toplumun ortak görüşüne sunmak istiyoruz olur da yetkililerden bizleri sevindiren bir ses gelir.
Taşova için sözümüz burada bitmedi. Taşova’mıza dinlenme, gezme, yeşile doyma ve keyifli dakikalar geçirme, herkes için hava alınacak, yürüyüş yapılacak gezi yolları ile açıldığı günden bu yana şehre ayrı bir hava katan Millet Bahçesi gibi bir güzelliği halkın hizmetine sunan Bayram Öztürk Başkana, Samsun Caddesini karanlıktan kurtarıp ışıl ışıl yapan Ömer Özalp Başkana hizmetlerinden dolayı teşekkür ediyoruz.
Evet bir siyasi hatırlatma yapmadan, bir kazanç devşirmeyi düşünmeden yapılanları akıl ve vicdan terazisinde tartan herkesin, Taşova’nın fiziki görünüşüne katkı yapan bu güzellikleri değerbilirlikle andığına inanıyoruz.
Taşova’nın meseleleri üç beş idealistin gailesi olmamalıdır. Yaptıklarından hesaba çekileceklerine inananlar, yapmadıklarının da hesabına hazırlanmalıdırlar. Hesap sahibi, hesap gününde bunu da istiyor.
Taşova’nın meselelerini dile getirmek ne kadar hakkımdır ya da ne kadar haddime düşer bilemiyorum ama bildiğim inandığım sohbet kıvamında paylaştığım düşüncelerinden dolayı hoş görüleceğimdir çünkü Taşova’da doğdum, çocukluğumu gençliğimi bu ilçede yaşamış olmamı hayatımın en büyük ve önemli nasibi saydım ilk ve ortaokulu burada okudum. İşyerimi burada açtım. Aile mensuplarımızın mezarları bu topraklarda bu nedenle ‘Taşovalı olmak yetmiyor, Taşovalı kalmak lazım’ temennisiyle ‘Şehrin ileri gelenlerinden olmak isteği kişiyi ‘İleri gidenlerden olma’ konumuna getirebilir’ cümlesinin de ne anlam ifade ettiğini göz ardı etmeden lisan-ı münasiple Taşova’mızın sorunlarını paylaştık sizlerle…
Taşovalı kalanlara selam olsun.

Yorum Ekle

4 YORUMLAR

  1. Aleyküm selam. Güzel hoş bir yazı olmuş. Eline yüreğine sağlık. Taşova mız için dokunulması gereken en önemli konulara odaklanıp yazıyı kaleme almışsınız. Keşke azda olsa eli kalem tutan Taşova halkımız insanları bunları tekrar tekrar bıkmadan usanmadan gündeme getirse, Taşova mızda çok güzel olur bu konuda sitemim var. Taşova da hayatta çok güzel olur. Ama yine de en iyi zaman şimdiki zaman diyerek bir yerden başlamak gerekir. Taşova mızı yalnız bırakmayacağız. Her Taşova lıyın diyen kardeşlerimizin bu yazıyı okumalarını ve ilham almalarını diliyorum. Saygılar selamlar

  2. Memleketim güzel ama güzelliğini tabiatını bozan insanların sayısı oldukça çok bütün kötülükleri ben burda gördüm İstanbul’da Amasya da yıllarca yaşadım en ufak bir sıkıntım olmadı burada ise başım beladan eksilnedi geldiğime geleceğume pişman oldum keşke nüfusumda Taşovalı olarak kalsaydım burada yaşamak isteyip buralara gelmeseydim

    • Ben yine söylüyorum. İllede organize sanayii bu sorunu çözebilirsek inanıyorumki nüfusumuz eski şaşalı günlerine dönecek esnafımızın yüzü gülecek öğrencilerimizin yüzü gülecek. Ben yine söylüyorumki gelin kardeşler birolalım büyük olalım neden büyüklük birlikten olur birlikten kuvvet doğar kuvvetten zenginlik doğar zenginlinten halkımız büyür. Gelin sayın büyüklerimiz yeniden taşovamız için birlik olalım sanayicilerimiz üretim yeriniz bir bursa değil bir istanbul değil bir denizli değil bir taşova olsun. Burası ipek yolunun tek güzergahı gelin bunu değerlendirelim. Saygılar. Hidayet Darıcı namı diğer memo dayının oğlu

  3. Zeki ÇANGAL Güzel bir fikir yazısı olmuş.Okumak anlamak ve yorumlamak ve fikir üretmek gerekir.Ülkemizin yapısal sorunları vardır kaliteli bir yönetim olduğunda ülkemizin zamanla değiştiği ve geliştigi görülecektir.Bu şartlarda bireysel çalışmalarla kısa yol alınır bu ancak ceviz kabuğunu doldurur.Hedeflerimizin büyük olmasını istiyorsak demokratik adaletli bir yönetimi öncelemeliyiz hedefimiz bizim memleket değil bizim ülkemiz olmalıdır.

İlhan ÇANGAL için bir yanıt yazın İptal

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz