PERDENİN IŞIĞINDA, RADYONUN SESİNDE YAŞAYAN BİR TAŞOVA İNSANI: ÖMER CABA

0
184

1950’li yılların sonu, 1960’lı yılların başında Taşova, Yeşilırmak’ın kıyısına planlı biçimde kurulmuş, tek katlı evleri, geniş avluları, bahçe duvarlarının ardından sarkan dut ve asma dallarıyla küçük ama sıcacık bir Anadolu kasabasıydı. BENİM ÇOCUKLUĞUMUN VE İLK GENÇLİĞİMİN TAŞOVA’SINDA HERKES BİRBİRİNİ TANIRDI. Hangi evde kim oturur, kimin kapısının önünde hangi ağaç vardır, akşam hangi komşuda çay içilir, kim hangi saatte dükkânını açar herkes bilir, herkes birbirine selam verirdi.

YEŞİLIRMAK SABAHları AĞIR AĞIR AKARDI. Evler birbirine benzerdi; çoğu beyaz badanalı, kırmızı kiremitli, tek katlıydı. Pencerelerinin önünde sardunyalar, avlularında tavuklar, dut ağaçları, kimi zaman da asmanın altına kurulmuş tahta bir masa bulunurdu. Sokaklar bugünkü gibi kalabalık ve gürültülü değildi. TOZLU AMA SAMİMİ SOKAKLARDA İNSANLAR BİRBİRİNE SESLENİR, KAPI ÖNLERİNDE KADINLAR KONUŞUR, ÇOCUKLAR AKŞAMA KADAR OYUN OYNARDI.

Akşamüstü olunca Taşova bambaşka bir güzelliğe bürünürdü. Yazın serinlik çökerken Yeşilırmak’ın kenarından hafif bir esinti gelir, dükkânların önündeki sandalyeler dışarı çıkarılır, esnaflar günün yorgunluğunu sohbetle atardı. Destan’ın Lokantası’ndan yemek kokuları yükselir, çarşı içinde bir yerde mutlaka kahkaha duyulurdu. TAŞOVA AKŞAMLARI, BİR KASABADAN ÇOK BİR AİLE ORTAMI GİBİYDİ.

Taşova’nın sokaklarında akşam serinliği çökerken, yazlık sinemanın önünde yavaş yavaş kalabalık toplanırdı. Kimi elinde çekirdek kâğıdıyla gelir, kimi çocuğunu kolundan tutup perde kurulmadan yerini almak isterdi. Kış gecelerinde ise sobayla ısınan sinema salonunun önünde, yağmurun ve ayazın içinden geçen insanlar, biraz sonra başlayacak filmin heyecanını yaşardı. O GÜNLERDE SİNEMA YALNIZCA FİLM İZLENEN BİR YER DEĞİL; TAŞOVA’NIN BULUŞTUĞU, KONUŞTUĞU, SEVİNDİĞİ, HÜZÜNLENDİĞİ ORTAK BİR HAYAT ALANIYDI.

İşte o hayatın tam ortasında, Taşova’nın belleğinde derin iz bırakan bir isim vardı: ÖMER CABA.

Caba’lar Taşova’da, Dereli’de, Tekke Köyü’nde, Ladik’te uzanan geniş bir aileydi. Ben de Dereli’de öğretmenlik yaptığım yıllarda Caba’ların konağında oturdum. Akpınar Öğretmen Okulu’nun terzisi olan Caba ailesinden insanlar vardı. Öğretmen Mitat Caba, İzzet Caba, Milas’ta dişlerimizi yapan, unutamadığım dostum diş doktoru Necdet Caba… Bu geniş ailenin her ferdinin Taşova’nın ve çevresinin hayatında ayrı bir izi, ayrı bir yeri oldu. ÖMER CABA DA BU AİLENİN, TAŞOVA’YA EN ÇOK DOKUNAN İNSANLARINDAN BİRİYDİ.

Ömer Caba yalnızca yazlık ve kışlık sinemanın sahibi değildi. O, Taşova’da insanların bir araya geldiği, gençlerin ilk kez sinemayla tanıştığı, çocukların beyaz perdeye hayranlıkla baktığı, dostlukların kurulduğu günlerin de sahibiydi. Yaz akşamları açık hava sinemasında beyaz perde rüzgârla hafifçe dalgalanırken, çocuklar en ön sıralarda yer kapmaya çalışır, büyükler arkada sandalyesine oturur, herkes aynı heyecanı paylaşırdı. Kışın ise sobanın sıcaklığıyla ısınan kapalı sinemada, dışarıda kar yağarken içeride bir filmle başka dünyalara gidilirdi.
TAŞOVA’NIN SOSYAL HAYATINI ANLATIRKEN ÖMER CABA’DAN SÖZ ETMEDEN GEÇMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Ama Ömer Caba’yı unutulmaz yapan yalnızca sinema değildi. O aynı zamanda ilçenin radyocusu, tamircisi, maharetli ustasıydı. O yıllarda bir evdeki radyo, yalnızca bir eşya değil; DÜNYANIN SESİYDİ. Radyosu bozulan herkesin yolu bir gün mutlaka Ömer Caba’nın dükkânına düşerdi. Dükkânın içinden lehim kokusu, lambalı radyoların sıcaklığı, cızırtılı sesler yükselirdi. Bir köşede sökülmüş bir radyo, diğer tarafta tamir bekleyen bir pikap ya da teyp olurdu. Ömer Caba sabırla çalışır, eski bir radyoyu yeniden konuşturduğunda, O EVDE YENİDEN HAYAT BAŞLARDI.

Ömer Caba’nın dükkânı da, sineması da, oturduğu masa da aslında Taşova’nın küçük birer buluşma yeriydi. Özellikle Destan’ın Lokantası’ndaki masası… O masa sıradan bir masa değildi. Günün hangi saati uğrarsanız uğrayın, orada mutlaka birkaç dost, birkaç tanıdık olurdu. Öğretmenler, esnaflar, memurlar, köylüler… Kimi bir çay içer, kimi bir tabak yemek yer ama herkes biraz da Ömer Caba’nın sohbeti için otururdu. Çünkü onun masasından eksik olmayan şey KAHKAHAYDI.
Anlattığı bir hatıra, yaptığı bir espri, sinemaya gelen bir film üzerine söylediği bir söz, bütün lokantayı güldürmeye yeterdi. DESTAN’IN LOKANTASI’NDAN YÜKSELEN O KAHKAHALAR, BUGÜN BİLE TAŞOVA’YI YAŞAMIŞ İNSANLARIN KULAĞINDA ÇINLAR.

Ben bu yazıyı, Ömer Caba’yı ve Taşova’nın o güzel günlerini unutturmamak için kaleme aldım. Çünkü bazı insanlar yalnızca yaşadıkları dönemde değil, arkalarında bıraktıkları sıcaklıkla, dostlukla ve hatıralarla da yaşamaya devam ederler. ÖMER CABA DA TAŞOVA’NIN BÖYLE İNSANLARINDAN BİRİYDİ.

Bugün sinema binaları yok olabilir, eski radyolar susabilir, Destan’ın Lokantası’ndaki o masa boş kalabilir. Ama Ömer Caba’nın adı, Taşova’nın ortak hafızasında; YAZLIK SİNEMANIN BEYAZ PERDESİNDE, ESKİ RADYOLARIN CIZIRTISINDA VE DOST SOFRALARINDAN YÜKSELEN KAHKAHALARDA YAŞAMAYA DEVAM EDECEKTİR.

İsmail Erdal – Emekli Eğitimci / Muğla

NOT: Bu yazıyı okuyanların çoğunun Ömer Caba ile, sinemalarla, o günlerin Taşova’sıyla ilgili unutamadığı bir anısı olduğuna inanıyorum. Yazının daha da zenginleşmesi ve Taşova’nın ortak hafızasının gelecek kuşaklara aktarılması için, hatırası olan dostlarımızın yorumlarda anılarını, bildiklerini, gördüklerini ve varsa eski fotoğraflarını paylaşmaları çok değerli olacaktır.

BÖYLECE YALNIZ BENİM DEĞİL, HEPİMİZİN ANILARIYLA ÖMER CABA VE O GÜZEL GÜNLER YENİDEN YAŞAYACAKTIR.

Yorum Ekle

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz