FOTOĞRAFÇI ALİ AMCAM VE KAYBOLMAMASI GEREKEN TAŞOVA HAFIZASI

0
991
Bazı insanlar vardır; yaşadıkları dönemin sadece tanığı olmazlar, o dönemi geleceğe taşıyan hafızası olurlar. Taşova’nın ilk fotoğrafçılarından olan Ali Erdem amcam da benim için böyle bir insandı. Taşova’da herkes onu “Fotoğrafçı Ali” diye tanırdı. O, babamın amcası Kaymakamın oğluydu. Ama onu ayrıcalıklı yapan, soyadı ya da ailesi değil; yaşadığı dönemi, insanları, sokakları, düğünleri, bayramları, acıları, sevinçleri, kısacası bir kasabanın bütün hayatını büyük bir sabırla fotoğraflamasıydı.
Ben çocukken onu hep omzunda ya da kolunda fotoğraf makinesiyle görürdüm. Üç ayaklı makinesini kurduğu zaman herkes heyecanlanırdı. O yıllarda fotoğraf çektirmek bugünkü gibi değildi. Bir fotoğraf bazen bir ömürlük hatıra olurdu. İnsanlar en güzel elbiselerini giyer, çocuklar uslu durmaya çalışır, büyükler ciddiyetle kameraya bakardı. Taşova’da, Erbaa’da, çevre köylerde o makinenin önüne geçmeyen çok az insan vardır.
Ali amcamın üç ayaklı makinesinin önünden sadece insanlar değil, bir dönemin hayatı geçti. O makineyle çekilen fotoğraflarda eski Taşova vardır. Henüz yolların bugünkü gibi olmadığı, dükkânların, sokakların, pazar yerlerinin farklı olduğu yıllar vardır. Taşova’nın kuruluşundan sonraki yılları, kasabanın büyümesini, değişmesini, insanların yüzlerini, kıyafetlerini, evlerini, düğünlerini, cenazelerini, bayramlarını, okul sıralarını, asker uğurlamalarını, köylerden gelen insanların umutlarını o deklanşörün içinde görmek mümkündür.
Ali amcam fotoğraf makinesini hiç yanından ayırmazdı. Yemek yerken bile makinesi yanında olurdu. Çünkü onun için fotoğrafçılık bir meslekten öteydi. O, gördüğü her kareyi belgelemek gerektiğine inanırdı. Bir gün değer kazanacağını, insanların geçmişlerini arayacağını belki de o günlerden biliyordu. Sokakta yürürken bir kalabalık görse, bir düğün olsa, bir resmi tören yapılsa, yeni bir bina açılsa, taşkın olsa, kar yağsa, çocuklar okul önünde toplansa… hemen makinesini çıkarırdı.
Bugün dönüp baktığımda anlıyorum ki Ali amcam yalnızca fotoğraf çekmiyordu; Taşova’nın hafızasını kuruyordu.
Ben onun karanlık odasında çok zaman geçirdim. O yılların çocukları bilir; fotoğrafın çekilmesi ayrı, basılması ayrı bir heyecandı. Karanlık odada kırmızı ışığın altında beklemek, su dolu kapların içinde yavaş yavaş ortaya çıkan siyah beyaz yüzlere bakmak bana büyü gibi gelirdi. Nice fotoğrafı birlikte bastık. Bir kâğıdın üzerinde yavaş yavaş bir insanın, bir sokağın, bir okulun, bir düğünün belirivermesi hâlâ gözümün önündedir.
Ali amcam bazen bana döner ve:
“Bir gün bu arşivi sana emanet edeceğim.”
derdi.
Belki çocuk olduğum için, belki de onun gözünde geçmişe sahip çıkacak biri olduğumu düşündüğü için böyle söylerdi. Ben de o sözleri büyük bir ciddiyetle dinlerdim. Çünkü o arşivin sıradan bir fotoğraf yığını olmadığını biliyordum. O arşiv, Taşova’nın belleğiydi.
Sonra hayat bizi başka yerlere savurdu. Ben görev gereği Amasya’dan ayrıldım. Uzun yıllar Urfa’da, başka şehirlerde görev yaptım. Daha sonra emekli olup Muğla’ya yerleştim. Taşova’ya eskisi kadar gidemedim. Ama insanın çocukluğu nereye aitse, hayalleri de orada kalıyor. Benim çocukluğum da, hayallerim de, özlemim de Taşova’da kaldı.
Ali amcam ışıklara yürüdü. Ondan sonra arşivin, Erbaa’da “Fonofon” diye tanınan oğlu Nurettin’e kaldığını duydum. Nurettin’i de tanırdım. O da yıllarca bu arşive sahip çıkmıştı. Fakat o da ışıklara yürüdü. Daha sonra sordurdum. “Arşiv nerede?” diye araştırdım. Bana, arşivin Erbaa Belediyesi’ne verildiği söylendi.
Eğer doğruysa, bu çok önemli bir meseledir. Çünkü o arşiv yalnızca birkaç aile albümünden ibaret değildir. O arşiv, Taşova’nın ve Erbaa’nın tarihidir. Belki içinde artık var olmayan sokaklar vardır. Yıkılmış evler, kaybolmuş dükkânlar, artık yaşamayan insanlar, unutulmuş gelenekler, eski bayramlar, eski düğünler, eski kıyafetler, taşınmış ya da yok olmuş mahalleler vardır.
Belki de Taşova’nın kuruluş yıllarına ait, bugün başka yerde bulunamayacak fotoğraflar o kutuların içinde bekliyordur. Belki Erbaa’nın depremden sonraki hâli vardır. Belki eski köprüler, istasyonlar, okul binaları, köyler, çarşılar, resmi törenler, Cumhuriyet Bayramları, öğretmenler, öğrenciler, gelinler, damatlar vardır.
BİR KASABANIN TARİHİ SADECE RESMÎ BELGELERDE YAZMAZ. BAZEN EN DOĞRU TARİH, ESKİ BİR FOTOĞRAFIN İÇİNDE SAKLIDIR.
Bir çocuğun yalınayak sokakta yürüyüşü… Bir köylünün pazara gelişindeki yüz ifadesi… Bir düğünde utana sıkıla objektife bakan genç kız… Bir okul önünde sıraya girmiş öğrenciler… Bütün bunlar bir dönemin yaşayan tarihidir.
Bugün birçok şehir geçmişine sahip çıkmak için eski fotoğrafları topluyor, dijital ortama aktarıyor, sergiler açıyor, kitaplar yayımlıyor. Taşova’nın da buna ihtiyacı var. Çünkü geçmişine sahip çıkmayan toplumlar, bir süre sonra kendi hikâyelerini de kaybeder.
Bu nedenle buradan açık bir çağrı yapmak istiyorum.
Eğer bu yazıyı Nurettin’in kızları okuyorsa, onlara sesleniyorum:
Lütfen bu arşive sahip çıkın.
Eğer fotoğraflar sizdeyse, saklı kalmasın. Eğer belediyeye verildiyse, peşine düşün. Kutuların içinde bekleyen o fotoğraflar yalnızca sizin ailenize ait değildir. O fotoğraflar Taşova’nın, Erbaa’nın, hepimizin ortak hafızasıdır.
Geliniz, bu fotoğrafları tek tek gün yüzüne çıkaralım. Tarayalım, koruyalım, isimlerini yazalım, kim olduklarını bilenler anlatsın. Hangi sokak, hangi düğün, hangi okul, hangi yıl… Hepsini tek tek kayda geçirelim.
Belki o zaman çocukluğumuzun sokaklarını yeniden görürüz.
Belki artık yaşamayan büyüklerimizin yüzüne yeniden bakarız.
Belki Taşova’nın kuruluşunu, Erbaa’nın depremini, kasabaların değişimini o fotoğrafların içinden yeniden okuruz.
Ben bugün Muğla’da yaşıyorum. Yıllardır memleketimden uzağım. Ama insan memleketinden uzaklaşsa da içindeki özlem uzaklaşmıyor. Benim içimde hâlâ Taşova’nın sokakları, çocukluğumun sesleri, Ali amcamın karanlık odası ve kırmızı ışığın altında yavaş yavaş ortaya çıkan o fotoğraflar var.
1. NOT:
Yazımı okuyan Taşovalı Mustafa Uykun bey, bana çok önemli bir bilgi ulaştırdı. Fotoğrafçı Ali Erdem amcamın ve oğlu “Fonofon” Nurettin Erdem’in yıllarca büyük emekle oluşturduğu arşivin, bugün Erbaalı olup İzmir’de yaşayan Foto Bedir Kocaoğlu’nda olduğunu ve bu arşivin Taşova’ya kazandırılması için bazı girişimlerde bulunulduğunu söyledi.
Bu haberi büyük bir heyecan ve umutla öğrendim.
Çünkü ben yıllardır şuna inanıyorum: O sandıkların, kutuların, zarfların içinde yalnızca eski fotoğraflar yok. Orada Taşova’nın ilk yılları var. Erbaa’nın depremden sonraki hâli var. Gürsu, Kale, Çalkaya ve nice köyün artık unutulmuş yüzleri var. Yıkılmış evler, eski sokaklar, okul önlerinde sıraya girmiş çocuklar, bayramlar, düğünler, asker uğurlamaları, yaylalar, pazar yerleri, Cumhuriyet törenleri ve bugün aramızda olmayan nice insanın yüzü var.
EĞER BU ARŞİV GÜN YÜZÜNE ÇIKARILIRSA, TAŞOVA VE ERBAA’NIN KURULUŞ BELGELERİ ORTAYA ÇIKACAKTIR.
Bir kentin tarihi yalnızca kitaplarda, tapu kayıtlarında ya da resmi evraklarda yaşamaz. Bazen en gerçek tarih, sararmış bir fotoğrafın içinde saklıdır. Bir çocuğun yüzünde, bir evin önünde, bir düğünün ortasında, bir köy yolunda…
Bu nedenle buradan açık bir çağrı yapmak istiyorum:
Başta Foto Bedir Koca olmak üzere, bu arşivin nerede olduğunu bilen, elinde bulunan ya da korunmasına katkı sunabilecek herkese sesleniyorum:
Gelin, bu arşivi birlikte gün yüzüne çıkaralım.
Fotoğrafları koruyalım, tarayalım, dijital ortama aktaralım. Kimlerin olduğu, hangi yıl çekildiği, hangi köye, hangi olaya ait olduğu tek tek yazılsın. Taşova Belediyesi, Erbaa Belediyesi, yerel tarihçiler, öğretmenler, gazeteciler ve bu topraklarda doğmuş herkes el ele versin.
Çünkü bu arşiv yalnızca bir aileye ait değildir.
BU ARŞİV, TAŞOVA’NIN VE ERBAA’NIN ORTAK HAFIZASIDIR.
Eğer bugün sahip çıkmazsak, yarın geri getiremeyeceğimiz bir tarih elimizden kayıp gidecek.
Ama sahip çıkarsak, çocuklarımız ve torunlarımız bir gün o fotoğraflara bakıp:
“İşte bizim kasabamızın, bizim köyümüzün, bizim insanlarımızın hikâyesi…” diyebileceklerdir.
Ben buna yürekten inanıyorum.
2. NOT:
Hulusi Durupınar Bey’in yorumundan, merhum Nurettin Erdem’in Erbaa için hazırladığı “İlk Aşkım Erbaa” adlı çok değerli bir albüm ve belgesel çalışma bulunduğunu öğrendim. Doğrusu böyle bir eserden bugüne kadar haberim olmamıştı.
Erbaa’nın eski fotoğraflarını, ailelerini, sokaklarını, dükkânlarını, yaşanmışlıklarını ve hafızasını bir araya getiren bu çalışma, yalnızca Erbaa için değil, bütün yöremiz için önemli bir örnektir.
Benzer bir çalışmanın Taşova için de yapılmasının çok değerli olacağını düşünüyorum. Özellikle Ali Erdem, Nurettin Erdem ve Foto on arşivlerinde bulunan fotoğraflar, Taşova’nın geçmişine ışık tutacak niteliktedir. Bu arşivler gün yüzüne çıkarılabilirse, Taşova’nın eski mahalleleri, insanları, düğünleri, dükkânları, okulları, bayramları ve artık kaybolmuş nice hatırası gelecek kuşaklara aktarılabilir.
Belki bir gün “İlk Aşkım Taşova” adıyla benzer bir albüm hazırlanır; böylece Taşova’nın belleği de unutulmaktan kurtulur.
Ali amcam artık aramızda değil. Nurettin de değil. Ama onların bıraktığı emanet belki hâlâ bir yerde duruyor.
EĞER O ARŞİV BULUNUR VE KORUNURSA, SADECE FOTOĞRAFLAR DEĞİL; BİR KENTİN HAFIZASI KURTULMUŞ OLACAKTIR.
İsmail Erdal 21.04.2026 Muğla

Yorum Ekle

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz