Amasya İtimat

ESKİYE RAĞBET…

0
515

Taşova’mızın kerpiç duvarlarının ayırdığı bahçeli tek katlı kerpiç evlerin yok edilme sürecine şahitlik etmiş biri olarak, Süheyl Ünver Hocanın eskiyi çağrıştıran ağıt’ını hatırlatarak “Buralarda eski hatıralar sanki yaşlı bir insanın çürüyen dişleri gibi nasıl birer birer sökülüyordu. Yani biz sökülüyorduk…” cümleleri bu süreci ne güzel ifade etmiş.
Bu Ramazan Bayramı tatili aralığında doğup büyüdüğüm mahallenin sokağında ve ilçemizde olan değişimi izlerken eski Taşova’nın hala çözülmeye ve erimeye devam ettiğini gözlemledim.
Ülkemizde şehirleşme oranı % 80’lere dayandı. Şehrin yerlileri giderek azalıyor. Kendini ait olduğu şehrin kimliğine, kültürüne aşina olanların çoğu doğdukları kenti terk ettiler. Her şeye rağmen doğup yetiştikleri şehri terk etmeyenler ise kendi dünyalarını yaşamaya devam ediyorlar.
Yeni kurulan bir ilçe olmamıza rağmen bu küçük ilçenin sosyal ortamında bir çok toplumsal değeri biz bu ilçede öğrendik. Taşova bizim için sadece ekmeğini yediğimiz, suyunu içtiğimiz bir ilçe değil bizi sinesinde yetiştiren, bize hayatı öğreten, yaşamı sevdiren bir okul bir öğretmen olmuştur. Üçüncü kuşak bir mübadil çocuğu olarak mesleğimi icra ettiğim mekana Taşova ismini seçmem ticari bir gayeye matuf değil, doğup büyüdüğüm bu ilçeye olan sevgi saikiyledir. İlçemizin geçmişi ile ilgili kaleme aldığımız satırlar, kaybolmaya yüz tutan bu ilçenin geçmişini genç kuşaklara tanıtmak ve aktarmak gayesini taşıyor. Vesikaya bağladığımız bu yazıların muhatapları da eski zaman sevdalılarıdır. Gayemiz geçmişi günümüze taşımak, bugünü geçmişe götürmek. Gerçi herkes kendi kuşağının, kendi yaşadığı zamanın tutkunudur ama şehir hafızasında yer eden mekanlardan, olaylardan, kişilerden edilen bahisler okuyucularımızın gönlünde nostaljik bir tat bırakıyor.
Çocukluğumun sokağında çok şey değişmiş. Sokak başındaki Niyazi Bey’in ve Önder’lerin evlerinin yerinde şimdi beton binalar yükseliyor. Sokağın sonundaki Adil Aga’nın evine kadar bir tek Emin Bey’in iki konağı eski haliyle zamana direniyor. Diğer tüm bahçeli evler apartman, kerpiç duvarlar beton olmuş. Eski hanelerden tanıdık Özgür abilerden ibaret birkaç dost kalmış. Değişik renklerde boyalı apartmanlar yapılmış ama evler ruhunu kaybetmiş. İlçenin tek hamamı hiçbir iz bırakılmadan maziye karışmış. İçinde nice insanımızın hatıraları olan Taş Hapishane yıkılırken bu ilçenin eskiye özlem duyan yerel yöneticileri ceza evlerinde kalanların anılarının toplandığı bir kitap, resim gibi belgelerle destekleyerek burayı müze haline getirip halkın ziyaretine sunamazlar mıydı? Bu şehrin tarihini öldürmeye ne hakkımız var?
Evet eski hatıralar yaşlı insanın çürüyen dişleri gibi birer birer sökülmüş ve sökülmeye devam ediliyor. Taşova’da doğan bizim neslin devamı olacaklar ne yazık ki burada artık övünç içinde olamayacaklar. Yani gözünü hayata açanlar mazinin ilçe tarihinden bihaber olacaklar.
Sonra Taşova Giriş Köprüsü’nden Yeşilırmak’ı seyrettim. “O eski halinden eser yok şimdi” tıpkı şarkıdaki gibi bir görünümde. İlkbaharda coşan o Yeşilırmak dereye dönmüş, adını unutmuş, karalar bağlamış, zehir akıyor.
İlçemizin en eski, baba dostu Muharrem Amcanın kahvesi günümüzde lokanta olarak hizmet verirken şimdilerde beni tamir edin diye yalvaran acıklı bir halde zamana direniyor. Eski belediye binası ve Hükümet Konağı terk edilmiş mahzun ve üzgün kendi talihsiz kaderlerine bırakılmış durumda.
Halkın Dene Pazarı olarak adlandırdığı, çay ocaklarıyla çevrili meydanında bu bayramda da dostlar, arkadaşlar bir araya gelip bayramlaştılar. İçilen ve tazelenen çaylarla dostluklar demlendi, muhabbet ve sohbetin altı ısıtıldı. Bayramın ikinci günü bu meydanda Simit Kafe’de Selahattin Yaman hocamla Tasavvuf, Abdullah Seçkin hocamla Edebiyat sohbeti yaptık.
Eskilere ait bir sözdür; “Eskiye rağbet olsa Bit Pazarı’na nur yağardı” bu sözü eskiler söylediğine göre demek ki o zamanlar eskiye rağbet yokmuş. Oysa şimdi eskiye rağbet var. Bit Pazarı’na nur yağıyor. Eski evler onarılıp korumaya alınıyor, otuz kırk sene öncesinin ütüleri, fener ve lambaları, gaz ocakları itibar görüyor. Ve son yıllarda tarihin bir köşesine ışık tutan hatıra kitapları yazılıyor. Evet toplumun çoğunda görülen bu geçmişe hasret duygusu toplumun halden memnuniyetsizliğini ve geleceğe güvenle bakamadığını anlatıyor.
Ve şimdi eski ramazanları arıyoruz. Eski ramazanlar gerçekten güzel miydi? Yoksa kaybettiğimiz her güzellik gibi o da mı bize güzel geliyordu. Çocukluğumuzun her şeyi güzeldi. İleriki nesiller bizim bugün yaşadığımız ramazanları hasretle anacaklar. Ama şurası bir gerçek ki artık kapı eşiğinde sıra sıra komşu terlikleri azaldı. Ellerinde torbalarla şeker toplayan mahalle çocukları yok, görünmez oldular.
Hasılı eskiden ramazanlar hayatın, zamanın güzelliklerle buluştuğu bir aymış. Eskiyi unutmayanlar bugün ki ramazanlarda mahzunlaşıyorlar…
Okuyucularımızın bayramını kutluyoruz.

Yorum Ekle