DUA ÜZERİNE-1

Dua sözlükte seslenmek, istemek, yardım talep etmek gibi anlamlara gelir. Dinimizdeki anlamı ise yapabildiğimiz veya yapamadığımız işlerimizde Allah’ı yardıma çağırma ve ondan yardım istemektir. Dua konusu genellikle suistimal edilen ve yanlış anlaşılan bir konudur. Bazı tembeller oturdukları yerden Allah’ı emir eri gibi görüp ona talimat yağdırırlar. Biz genellikle yapabildiğimiz işlerimizde Allah’ı hatıra getirmeyiz. Başımız sıkışınca, zor duruma düşünce Allah’ı hatırlar ve dua ederiz. Daha da kötüsü yapmamız gereken işleri yapmayıp, sünnetullaha uymayıp kendi görevlerimizi dua ederek Allah’a havale etme kolaycılığına ve uyanıklığına kaçarız.

Kur’an-ı Kerim’deki pek çok ayete göre Allah ilk hareketi bizden beklemekte ve sebepler dairesinde bizlere pek çok sorumluluklar yüklemektedir. Mesela bakara suresi 152.ayette Allah ‘fezkuruni ezkurkum’ yani beni zikredin ki bende sizi zikredeyim buyurarak ilk hareketi bizden beklemektedir. Önce biz üzerimize düşeni yaparak bir adım atacağız daha sonra Allah bize cevap verecektir. Bu dünya sebepler dünyasıdır ve Allah’ın hikmeti geçerlidir. Ahirette ise sebepler olmaksızın doğrudan Allah’ın kudreti geçerli olacaktır. Bu nedenle öncelikle bizler sünnetullah dediğimiz bu dünyada cari olan Allah’ın koyduğu sebeplere sarılıp ondan sonra dua edeceğiz. Daha açıkçası önce fiili dua edeceğiz daha sonra ellerimizi kaldırıp kavli dua edeceğiz. Fiili dua etmeden kavli dua etmek olmaz ve uyanıklık etmek olur ki o da kabul olmaz. Mesela tarlasına buğday eken bir çiftçi buğdayı eker ekmez yarabbi bana bol ürün ver diyemez. Buğdayı ektikten sonra sulamasını, ilacını, gübresini ve diğer bakımlarını yaptıktan sonra ellerini açarak ya rabbi ben bu ellerimden geleni yaptım ve gerisini sana havale ediyorum bana bol ürün ve rızık ver dediği zaman doğru yapmış olur ve duası karin olur.

Mesela aç ve açıkta birini gören bir zenginin Allah’ım bu fakirlere yardım et demesi, ya da hasta birini gören bir hekimin yarabbi bu hastalara şifa ver demesi, cahil bir insanı gören bir gerçek öğretmenin yarabbi bunu aydınlat diye dua etmesi sünnetullaha aykırıdır. Yapılması gereken doğru yol şudur. Aç ve açıkta birini gören bir zengin elinden geldiği kadar o fakire yardım ettikten sonra ya rabbi ben elimden geleni yaptım artık sana havale ediyorum demesi gerekir. Bir hastayı gören bir hekim elindeki ilaçları verdikten sonra ya rabbi ben gereken tedaviyi yaptım sen ona şafi isminle tecelli et demesi gerekir. Gerçek aydınlarda sosyal sorumluluk ve sünnetullah gereği görevlerini yaptıktan sonra dua ederlerse o zaman Allah’ta dualara icabet eder.

Diğer yandan hayallerimizin gerçekleşmesi ve başarılı olabilmemiz için sözlü duadan çok fiili duayı çok yapmalıyız. Allah başarıyı çok sözlü dua edene değil çok fiili dua edene verir. Allah torpil yapmaz. Biz tembel Müslümanlar genelde Allah’tan torpil bekleriz. Duayı da buna alet ederiz. Üzerimize düşen vazifeyi yapmaz yan gelir yatarak dua ederiz ve işimiz olmayınca da neden bu kadar dua ettim de olmadı der ve azıcık olan imanımızı da sarsabiliriz. Allah başarıyı tembel Müslümana değil ama çalışan kâfire verebilir. Hepimizin cebinde taşıdığı telefonu yapma başarısını Allah’a inanan ve seven bize değil de putperest olan bir Koreli ’ye vermiştir. Bunun nedeni açıktır biz Allah’a sadece dilimizle dua ederken Koreli putperest ise çok çalışarak fiili dua etmiştir ve Allah ona nasip etmiştir. Mesela hepimizin her an kullandığımız elektriğin mucidi olan Edison elektriği on bin deney yaptığı halde bulamamış, ısrarla deneylere devam etmiş ve daha sonraki deneylerde başarıya ulaşmıştır. Hangimiz bu sabrı gösterebiliriz.

Hasan APAYDIN-İlahiyatçı

ULUKÖY-2021

Yorum Ekle