DEMİR ALMAK VAKTİ ….

Erkenden  bir İlkbahar sabahına uyandım.  Güneş,  nihayet o güzelim yüzünü göstermiş ve  bizi bağrına basmıştı.  Zemherinin  kışını terk etmenin sevinci vardı yorgun yüreğimde.  Bu ruh haliyle  hem yazımı yazıyorum hem de   ceketi ve  kabanımı da   keydirip atıyordum. 



     Herkeste Pazartesi sendromu olur ya,   biz de o yok işte.  Çünkü yaptığımız işten zevk alıyorduk.  Yorgunluğumu  üzerimden atmama vesile olan   öğrencilerim  ve ben burada çok mutluyduk.  Kışın karlı yolları teperek gelen çocuklar,  havanın ısınmasıyla artık daha erken gelebiliyorlardı.   Onlar da olmasa  ormanlar içinde akan sessiz bir dereydim sanki.….


    İstiklâl Marşı ve Andımız sonrası ver elini  5’İ bir yerdeler ile derse..    5 sınıf bir arada öğrenci okutmanın  zorluğundan bahseder herkes….  Ben ise   bu işten zevk almayı başarıyordum..  4’ lere sorduğum soruyu,  mini  mini birlerden biri cevapladığın da ise hiç değmeyin  keyfime..


    Bu arada dışarıdan  bir araba sesi  geliyor.   İçinden çantalılar çıkınca    “Teftiş için geliyorlar “ dedim kendi kendime…


    Gelenler;  Naci  Bey ile Halil Yılmaz  Beydi.  Rehberlik için geldiklerinde tanışmıştım.. 

    Sıcak bir karşılaşma sonrası dosya inceleme faslı ve çocuklarıma soru sorma zamanı başladı hemence….

    Her şey tamamdı.  Çocuklarımın  sorulan sorulara biraz çekinerek cevap vermeleri  azıcık canımı sıksa da,  müfettişlerin,    “Gayet  iyiler ”  şeklindeki  yorumlarındaki  motive edici sözlerle de  teselli buluyordum. 


    Aslında öğrencilerim bu denli pasif değildi.  Yabancı geldiğinde hemen cesaretleri kırılıyor ve  sessizliğe bürünüyorlardı.  Bu konuda onlara daha cesur davranmaları  ve bildiklerini söylemekten çekinmemeleri gerektiğini hatırlatıyordum..

    Dikte çalışmalarında   “Emine hemşire oldu.”  Dediğimde,    kolej öğrencisi ile aynı seviyede bulduğum  Emine cesur bir hareketle ayağa kalkarak,  “ Ben doktor olmak istiyorum.” öğretmenim  diye bana  sert bir söylemde bulununca  bu hareketini alkışla ödüllendirdim.   Öğrencilerime dönerek:   “Kendinize bir hedef belirlemeniz ve bu hedefe doğru cesur adımlarla ilerlemeniz gerekir. “    Bu  tür sözlerle de   onlara  öğrenim hayatında  geçirecekleri  zamanı çok iyi  değerlendirmeleri konusunda gerekli uyarıları yaparak vicdanımı rahatlatıyordum.


 

    Dönem sonu iyiden iyiye yaklaştı. Fakat öğrencilerimdeki öğrenme aşkı ise aynı çizgide devam ediyordu.  Öğrenmeye bu denli hevesli öğrenci kitlesi  ender karşılaştığım  bir durumdu.  Birlerim okuyor,   4-5 lerim  İngilizce konuşuyorlardı.

    En çok sevdikleri ders ise;   Matematik,  Fen ve İngilizce idi.    Amacıma  ulaşmış saymıyordum kendimi..   Daha çok eksiklerimizin olduğunu biliyorum.  5 sınıf bir arada olunca elbette bazı şeyler eksik kalabiliyordu.   YİBO’da mahçup olmasınlar diye çok çalışmaları gerektiği hususunda 5’leri sık sık uyarıyordum.. 

   

    O kadar temiz yürekli ve doğallar ki  bu çocuklar için hep bir şeylerin eksik kaldığını hissediyorum. 

   

     Kaymakamımız İbrahim Halil Şıvgan ve Milli Eğitim Müdürümüzün davetlisi olarak  23 Nisanda Taşova’ya  bayram etkinliklerine  katılmaları bile  çocukların anılarında bir ilk olarak hep kalacaktır. Taşovalı dostlarımın   öğrencilerime karşı gösterdikleri sevgi ve sahiplenmelerini ise  kelimelerle anlatmak  ne mümkün.  Öğle yemeğini ise manevi kardeşimin  (K.T)  davetlisi olarak  çadır restoranda yiyen öğrencilerimin  mutluluğu gözlerinden okunuyordu.

   

     Bu arada Amasya Taşovalılar Derneği Başkanı İbrahim Kurt :.  “Gündüz müzeyi  ve tarihi yerleri gezerler,  akşamda bizim tiyatroyu seyrederler”  diyerek  2 Haziran da bizi Amasya’ya davet ediyordu.  Bu yoğunlukta bu işin üstesinden gelebilir miyim ?   Onu da bilemiyorum…

 

    Artık sessiz bir gemi misali  demir almak zamanı geliyor.  Yakında köye ve öğrencilerime veda edeceğim.  Seneye burada olmasam da  yüreğim hep onların minik kalplerinde  rehin olarak kalacak. 


    Bu arada burada olduğum sürece çoğu arkadaşım beni hiç yalnız bırakmadı.  Beni yürekten desteklediler.  Başarının arkasında hep onların desteği vardı..  Bu vesile ile onları da burada anmadan geçemeyeceğim.   


    Eğitim sevdalısı    Sayın Kaymakamımız İbrahim Halil Şıvgan’a,  Belediye Başkanı Özgür Özdemir’e,    Milli Eğitim Müdürü Ali Rıza Atasoy ve yardımcıları Mehmet Uysal, Hamit Akkoyunlu, Kadir Aydoğan ve tüm personele,   AR-GE çalışanlarına, Ömer Faruk Gültekin’e,  Okul Müdürlerine,  çocukluk arkadaşım  kardeşim Hayati Ulukaya ve Mehmet Sarı’ya,  Adnan Yıldırım ve Cesarettin Tuzla hocama,  Naci Konyar ağabeyime, Hüseyin Aytaç’a,  Kadir Torun kardeşime,  Necdet Özaslan’a,  Dene pazarı terzisi Mehmet Balcı’ya, Taşova Mobilya Hüseyin Taşova’ya, Muzaffer Saykal’a,  Duran Yeter’e,  , Sezai Güntav’a, Mürsel Yüksel’e,  Ahmet Günaydın ve Aslan Berber’e,  Tevfik Öztürk’e,  Apaydın Kırtasiyeye  bana verdikleri maddi manevi desteklerinden dolayı  teşekkür etmeyi de bir borç olarak görüyorum….. İyiki varsınız…



ŞİMDİDEN TÜM EĞİTİM CAMİASINA ve özellikle öğrencilerimize  İYİ TATİLLER DİLİYORUM….


 

Yorum Ekle