Maraş’ta yaşanan o korkunç olaydan sonra günlerdir aynı cümleyi duyuyorum: “Bu çocuk caniydi… Bu çocuk hastaydı… Bu çocuk çok zekiydi ama uyumsuzdu…”
Ben bir eğitimci olarak bunların hiçbirinin tek başına yeterli açıklama olmadığını düşünüyorum. Çünkü ben yıllarca köylerde, kasabalarda, şehirlerde binlerce çocuk gördüm. İçine kapananını da gördüm, çok öfkeli olanını da gördüm, sürekli yalnız gezenini de, kimsenin anlamadığı çok zeki çocukları da gördüm. Ama şunu öğrendim:
HİÇBİR ÇOCUK BİR GÜNDE BU NOKTAYA GELMEZ.
Bir çocuk önce sessizleşir. Sonra içine kapanır. Sonra yalnızlaşır. Sonra kimsenin duymadığı bir çığlık atmaya başlar. Biz ise çoğu zaman bunu ya “ergenlik” sanırız ya “şımarıklık” ya da “çok zeki çocuk, biraz farklı” diyerek geçeriz.
Oysa çocuklar bazen konuşamaz; davranışlarıyla bağırırlar.
Odalarına kapanırlar. Saatlerce telefonun, bilgisayarın, sosyal medyanın içinde yaşarlar. Kimseyle göz göze gelmezler. Arkadaş edinemezler. “Kimse beni anlamıyor”, “Ben bu dünyaya ait değilim”, “Bir gün hepinize göstereceğim” gibi cümleler kurarlar.
BUNLAR ŞIMARIKLIK DEĞİL, YARDIM ÇIĞLIĞIDIR.
Ne yazık ki bugün anne babaların büyük bölümü çocuklarının sadece bedenini büyütüyor, ruhunu ihmal ediyor. Çocuğa en pahalı telefonu alıyoruz, odasını en güzel şekilde döşüyoruz, kurslara gönderiyoruz, özel ders aldırıyoruz. Ama akşam eve geldiğimizde çocuğumuza “Bugün nasılsın?”, “Canını sıkan bir şey var mı?”, “Kendini yalnız hissediyor musun?” diye sormuyoruz.
ÇOCUĞUN ODASI VAR AMA DÜNYASI YOK.
Eskiden çocuklar sokakta oynardı. Toprağa basardı. Ağaca tırmanırdı. Arkadaş edinirdi. Kavga eder, barışır, paylaşmayı öğrenirdi. Doğayı tanırdı. Şimdi çocuklarımız dört duvar arasında, ekranların içinde büyüyor. Ellerinde telefon var ama ellerini tutan yok. Yüzlerce sanal arkadaşları var ama bir tane gerçek dostları yok.
SONRA DA “BU ÇOCUK NEDEN YALNIZDI?” DİYE SORUYORUZ.
Yalnızdı; çünkü biz onu yalnız bıraktık.
Bir başka acı gerçek de şudur: Çocuklarımızı bu dünyaya değil, sanki sadece öte dünyaya hazırlıyoruz. Küçücük çocukların karşısına, çocuk psikolojisinden anlamayan, pedagojiyi bilmeyen, hayatı tanımayan insanlar çıkarıyoruz. Onlara soru sormayı, düşünmeyi, kendini ifade etmeyi değil; korkmayı, susmayı ve itaat etmeyi öğretiyoruz.
Yaz tatili gelir gelmez birçok aile çocuğunu doğaya, spora, kitaba, sanata, müziğe değil; çoğu zaman sadece kursa, ezbere ve korkuya teslim ediyor. Çocuk toprağa dokunmuyor. Ağaç dikmiyor. Bir kuşun sesini, bir derenin akışını, bir kitabın heyecanını, bir tiyatronun coşkusunu tanımıyor.
AMA ÇOCUK BU DÜNYADA YAŞAYACAK.
Arkadaşlık kurmayı bu dünyada öğrenecek.
Sevmeyi, üzülmeyi, paylaşmayı, yenilmeyi, yeniden ayağa kalkmayı bu dünyada öğrenecek.
Sen çocuğa sürekli öte dünyayı anlatır, bu dünyayı yaşamayı öğretmezsen; o çocuk hayata tutunamaz.
DÜŞÜNMEYEN, SORGULAMAYAN, KORKARAK BÜYÜYEN ÇOCUK SAĞLIKLI BİR İNSAN OLARAK YETİŞEMEZ.
Ben bugün en çok bundan korkuyorum. Çünkü çocuklarımızı bilimin, sanatın, doğanın, düşüncenin elinden alıp; baskının, korkunun, yalnızlığın ve ezberin içine itiyoruz.
Sonra çocukların ruhu kırılıyor.
Bir kısmı sessizce içine kapanıyor.
Bir kısmı öfke biriktiriyor.
Bir kısmı kendine zarar veriyor.
Bir kısmı da bir gün bütün o sessiz çığlığını korkunç bir şekilde dışarı vuruyor.
Maraş’taki çocuk hakkında anlatılanlara bakıyorum. Sessizmiş. İçine kapanıkmış. Sürekli yalnızmış. Kimseyle doğru dürüst konuşmazmış. Kendini farklı, anlaşılmamış, herkesten üstün görüyormuş. Belki de aslında içten içe kendini değersiz hissediyordu. Çünkü yıllarca çocuklarla çalışan biri olarak biliyorum ki, KENDİNİ HERKESTEN ÜSTÜN GÖSTERMEYE ÇALIŞAN ÇOCUKLARIN BÜYÜK BİR KISMI, İÇTEN İÇE KENDİNİ ÇOK DEĞERSİZ HİSSEDER.
Kendine hayalde bir dünya kurar.
Orada kimse onu dışlamaz.
Kimse ona “sen yetersizsin” demez.
Ama gerçek hayatla o hayal arasındaki uçurum büyüdükçe, çocuk insanlardan biraz daha uzaklaşır.
İşte o zaman tehlike başlar.
Fakat bu olayda yalnızca aileyi suçlamak da doğru değildir. Çünkü okulun da, devletin de, toplumun da büyük sorumluluğu vardır.
Eskiden okullarda rehber öğretmen vardı. Öğrenciyi tanıyan öğretmen vardı. Müdür yardımcısı çocuğun gözünden, yürüyüşünden, susuşundan bir şeylerin yanlış gittiğini anlardı. Müfettiş okula gelir, sorunları inceler, aileyle konuşur, rehberlik servisiyle birlikte tedbir alırdı.
BUGÜN BUNLARIN BÜYÜK BÖLÜMÜ YOK EDİLDİ.
Maraş’taki okulda da öğrenciyi tanıyan, onu izleyen bazı öğretmenler ve yöneticiler görevden alınmıştı. Çocuğun çantasını kontrol eden, ailesini uyaran, tehlikeyi hisseden insanlar okuldan uzaklaştırılmıştı. Yerlerine gelenler ise ne çocuğu tanıyordu ne okulun sorunlarını.
İŞTE EN BÜYÜK TEHLİKE BURADADIR.
Bir okulun hafızasını yok ederseniz, çocukların sessiz çığlığını duyacak kimse kalmaz.
Ben bugün okullarda sadece denetimsizlik değil, büyük bir yalnızlık görüyorum. Öğretmen yalnız… Rehber öğretmen yetersiz… Müdür çaresiz… Aile yorgun… Çocuk ise hepsinden daha yalnız…
TOPLUMUN GERGİNLİĞİ DE ÇOCUKLARIN RUHUNA İŞLİYOR.
Bugün televizyonu açıyorsunuz, kavga…
Sokağa çıkıyorsunuz, öfke…
Siyasette bağıranlar, birbirine düşman edilen insanlar…
Evlerde geçim sıkıntısı, baskı, huzursuzluk…
Çocuk bütün bunların ortasında büyüyor.
Çocuklar büyüklerin söylediklerini değil, yaşadıklarını öğrenir.
Evde sürekli bağırılıyorsa, çocuk da bağırmayı öğrenir.
Evde şiddet varsa, çocuk gücü şiddette sanır.
Evde sevgi yoksa, çocuk sevgiyi başka yerde arar.
Ve o yer bazen yanlış bir arkadaş, bazen karanlık bir internet dünyası, bazen de çocuğu bu dünyadan koparan yanlış insanlar olur.
KÖY ENSTİTÜLERİ’NDE ÇOCUKLAR HEM KİTAP OKUR, HEM AĞAÇ DİKER, HEM TÜRKÜ SÖYLER, HEM TİYATRO OYNARDI.
Çünkü eğitim yalnızca bilgi vermek değil, insan yetiştirmektir.
Bugün ise biz çocuklara test çözdürüyoruz ama duygularını öğretmiyoruz.
Sınava hazırlıyoruz ama hayata hazırlamıyoruz.
İtaat etmeyi öğretiyoruz ama düşünmeyi öğretmiyoruz.
İşte bu yüzden çocuklarımızı kaybediyoruz.
Ve eğer bugün durup düşünmezsek, sadece Maraş’taki çocuğu konuşur, ama onu o noktaya getiren toplumu, aileyi, okulu ve sistemi konuşmazsak; yarın başka bir şehirde, başka bir okulda, başka bir çocuğun sessiz çığlığını duyarız.
ÇÜNKÜ BİR ÇOCUK BİR GÜNDE KAYBOLMAZ.
ÖNCE SUSAR.
SONRA YALNIZLAŞIR.
SONRA KARANLIĞA YÜRÜR.
VE EĞER O SIRADA KİMSE ELİNDEN TUTMAZSA, SADECE KENDİ HAYATINI DEĞİL, BAŞKALARININ HAYATINI DA KARARTIR.
İsmail Erdal – Emekli Eğitimci
Muğla 19.04.2026


