AHRETLİK

Torunları “Gocana,” (koca ana) mahallede komşular ve komşuların çocukları “Büyüğana” (büyük ana) diyorlardı.

Gocana; kapısı sürekli kapalı duran ve zorunlu olmadıkça pek girilmeyen diğer iki odaya göre biraz daha küçük olan bu odaya girmeden önce yaşmağını burnuna kadar çekiyor, sonra usulca kapıyı açıyor, sanki içeride birisi varmış da onu rahatsız etmemek için ayaklarının ucuna basarak odaya giriyordu. Odada duvarda asılı bir çerçeve içerisinde yıllar önce ölen Mustafa Dede’nin yani eşinin fotoğrafı, bir köşede masa, masanın üzerinde “mızraklı ilmihal” ve bir kaç takvim yaprağı bulunmaktaydı.

Gocana’nın; eşi sağ iken ona göstermiş olduğu hürmet ve saygıdan hiçbir şey kaybetmeden yılların vermiş olduğu alışkanlıkla her defasında yaşmağını burnuna kadar çekip, gayet yavaş ve dikkatli bir şekilde o küçük odaya girmesi torunu Ahmet’in dikkatini çekmişti.

Torun Ahmet, bunun sebebini sormuştu Gocana’ya. Torununa duvarda bir çerçeve içinde asılı duran Mustafa Dede’nin fotoğrafını başıyla işaret ederek yavrum baksana “ahretlik” orada bize bakıyor diye cevap vermişti Gocana.

Ahmet, “ahretlik” sözünü ilk defa duyuyordu.

-Gocana “ahretlik” ne demek?

-Deden demek işte!

– “Ahretlik” dedin. “Ahretlik” ne demek?

 “Bir yastıkta gocayın.”

“Allah bir yastıkta gocatsın.”

“Allah gördüğünle gocatsın.” demek.

Okur yazar bile olmayan bu pir-i fanî; eşine olan “sevgisini” kelimeleri israf etmeden, eğmeden, bükmeden, kelimelerin kafasını, gözünü kırmadan, sadece  tek bir kelimeyle ifade ediyordu. Ahretlik…

Tek kelimeyle koskoca bir “AŞK” romanı…  

-Eskiden şimdiki gibi değildi oğlum. Kaynatamdan, kaynanamdan çekindim.  Aynı avlu içinde, sırt sırta idi evlerimiz. Adını söyleyemedim. Dilimin ucuna geldi gitti ama bir türlü söyleyemedim adını. Adı  ile  hitap edersem beni kınarlar sandım. Ar ettim. Önceleri “hemi” diye seslendim. Duymadığı  zaman  “hemi herif” diye seslendim. Sadece aile üyeleri arasında değil, mahallenin kemale ermiş; yaşlılarının yanında da eşinden bahsetmek zorunda kalınca  torunu Ahmet’in adını söyleyerek; “Ahmet’in dedesi” şeklinde söylemiş Mustafa Dede’nin adını. Samimi olmadıkları kişiler arasında “bizim herif,” bizim adam” “çocukların babası”  diye bahsetmiş kocasından. Hem eşinin adı Mustafa, hem Gocana’nın babasının ismi Mustafa olduğundan; babasına ve eşine saygısızlık olur zannıyla ismini yutkunup durmuş ama yine de söyleyememiş Gocana.

Mustafa Dede ise hanımına, “bizim ahretlik,”  “can şenliği,” “içişleri bakanı,” gibi isimlerle hitap etmiş. Küs oldukları, dargın oldukları zaman da olmuş. Ama barışmanın da bir yolunu bulmuşlar. Gocana, Mustafa Dede’nin radyosunu saklamış. Mustafa Dede ise Gocana’nın bastonunu kolayca bulamayacağı bir yere koyarmış ki bulamasın da kendisine sorsun diye. Böylece “küstüm yastığına” değil, hep “bir yastığa baş koymuşlar.”   Çocukları olmuş, çocuklarını evin kıdemli üyeleri arasında sevememişler. Ancak yalnız kaldıkları zaman sevebilmişler, kucaklarına alabilmişler çocuklarını.

Çocuklar büyümüş herkes evini ayrı ayrı kurduğunda Mustafa Dede ile Gocana yalnız kalmışlar. Onlar yalnızlıklarını da “bir Köroğlu bir Ayvaz” diye tarif etmişler.

Onların hiç “sevgililer günü” olmamış, onlar açıkça “seni seviyorum” diyememişler ama “sana kurban olurum” demenin, seninle ölünceye kadar beraberim demenin bir yolunu bulmuşlar…Ahretlik…

Yazan: Abdullah Seçkin

Yorum Ekle