KADIN VARSA HAYAT VARDIR
8 MART ÜZERİNE BİR VİCDAN YAZISI
Her yıl 8 Mart geldiğinde yalnızca bir günü değil, insanlık tarihinin en büyük gerçeğini düşünürüm: HAYATI KURAN VE SÜRDÜREN GÜÇ KADINDIR.
Tarihin çok eski dönemlerine baktığımızda insanlığın ilk örgütlenmelerinde KADININ MERKEZDE OLDUĞUNU görürüz. Anaerkil dönemlerde kadın yalnızca doğuran değil; aynı zamanda ÜRETEN, YÖNETEN VE YAŞAMI ÖRGÜTLEYEN kişiydi. Ocağı yakan, ateşi koruyan, tohumu saklayan, toprağa hayat veren kadındı. Evin dumanı onun emeğiyle tüter, toplum onun bilgisiyle ayakta dururdu.
KADIN, HAYATIN KURUCUSUYDU.
Ancak insanlık tarihinde MÜLKİYETİN ORTAYA ÇIKIŞIYLA birlikte dengeler değişmeye başladı. Toprağın, hayvanın ve üretim araçlarının sahipliği ortaya çıktıkça ERKEK EGEMEN BİR DÜZEN kuruldu. Böylece kadın yavaş yavaş toplumun merkezinden kenarına itildi.
KADIN YARIM SAYILDI.
SÖZÜ KISILDI.
EMEĞİ GÖRÜNMEZ KILINDI.
Ama gerçek değişmedi.
DÜNYA HÂLÂ KADINLARIN OMUZLARINDA DURUYOR.
Bugün hayatın her alanında aynı gerçeği görüyoruz. Tarlada çalışan da kadın, fabrikada üretimin çarkını döndüren de kadın, evde çocuk büyüten de kadın, yaşlıya bakan da kadın… Hayatın yükünü çoğu zaman sessizce taşıyan yine kadındır.
Buna rağmen tarih boyunca kadın çoğu zaman BİR İNSAN OLARAK DEĞİL, BİR MAL, BİR META, BİR MÜLK gibi görülmek istenmiştir.
Kimi zaman “NAMUS” adına,
kimi zaman “TÖRE” adına,
kimi zaman da ERKEK EGEMEN ZİHNİYETİN KÖR İNANÇLARI adına kadınlar hayatlarını kaybetmiştir.
Bugün de bu acı gerçek ne yazık ki bütünüyle ortadan kalkmış değildir. Her gün bir kadının hayatı elinden alınmakta, her gün bir kadın şiddete uğramakta, her gün bir kadın yalnız bırakılmaktadır.
Oysa her kadın cinayeti yalnızca bir insanın ölümü değildir.
BİR ANNENİN, BİR KIZIN, BİR KARDEŞİN VE BİR GELECEĞİN SÖNDÜRÜLMESİDİR.
Kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli bir hukuki dayanak olarak görülen İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması sonrasında toplumda kadınların güvenliği ve hakları konusunda daha büyük tartışmalar yaşanmaya başlamıştır. Çünkü kadının korunması yalnız bireysel değil, aynı zamanda TOPLUMSAL VE HUKUKİ BİR SORUMLULUKTUR.
Ben şuna inanıyorum:
KADINI İNSAN OLARAK GÖRMEK, İNSANLIĞIN EN TEMEL AHLAK SINAVIDIR.
Kadın ve erkek aynı toplumun iki eşit parçasıdır. Aynı gökyüzünün altında yürürler, aynı sokaklarda yaşarlar, aynı okullarda eğitim alırlar ve aynı hayatı paylaşırlar. Bu nedenle birbirlerini rakip ya da yabancı gibi görmek yerine EŞİT VE DOST BİREYLER olarak görmeleri gerekir.
Kadınla erkeğin birlikte eğitim alması, birbirini anlayarak büyümesi ve hayatın sorumluluklarını paylaşması toplumları daha güçlü ve daha adil kılar.
Gerçek uygarlık; kadını korumak adı altında sınırlamakta değil, KADINI ÖZGÜR VE EŞİT BİR BİREY OLARAK KABUL ETMEKTE başlar.
Türkiye’de kadınlar yüzyıllardır sessizce bastırılmış olsa da BU TOPRAKLARIN GERÇEK KAHRAMANLARIDIR.
Kurtuluş Savaşı’nda cepheye mermi taşıyan, tarlada üretimi sürdüren, evinde çocuk yetiştiren, ülkenin geleceğini ayakta tutan yine kadınlardır.
Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk bu gerçeği çok erken görmüş ve şu sözüyle tarihe kazımıştır:
“DÜNYADA HER ŞEY KADININ ESERİDİR.”
Cumhuriyetle birlikte kadınlara verilen seçme ve seçilme hakkı, eğitimde ve sosyal yaşamda açılan kapılar aslında ÇAĞDAŞ BİR TOPLUMUN TEMELİNİ oluşturmuştur.
Ama bugün dünyaya baktığımızda başka bir acı gerçekle de karşı karşıyayız.
Savaşların en ağır bedelini yine kadınlar ve çocuklar ödemektedir.
Emperyal çıkar hesaplarının gölgesinde yürütülen savaşlarda yıkılan şehirlerin, dağılan ailelerin ve gözyaşlarının merkezinde yine kadınlar vardır.
Bugün Orta Doğu’da süren çatışmalarda, küresel güç politikalarının içinde yer alan Amerika Birleşik Devletleri ve genişleme politikalarıyla gündeme gelen İsrail merkezli savaşların ortasında kalan halklar arasında EN BÜYÜK ACILARI YİNE KADINLAR YAŞAMAKTADIR.
Evini kaybeden, çocuğunu kaybeden, yaşamını kaybeden yine kadınlardır.
Bu yüzden 8 Mart benim için yalnızca bir kutlama günü değildir.
BİR VİCDAN GÜNÜDÜR.
BİR YÜZLEŞME GÜNÜDÜR.
BİR HATIRLAMA GÜNÜDÜR.
Kadınların korkmadan yaşayabildiği, eşit haklara sahip olduğu, şiddetin ve savaşın olmadığı bir dünya kurmak yalnız kadınların değil, BÜTÜN İNSANLIĞIN GÖREVİDİR.
Çünkü biliyorum ki:
BİR TOPLUMUN UYGARLIK ÖLÇÜSÜ KADINA VERDİĞİ DEĞERLE ÖLÇÜLÜR.
KADININ SESİNİN KISILDIĞI YERDE ADALET SUSAR.
KADININ ÖZGÜR OLMADIĞI BİR DÜNYADA HİÇ KİMSE GERÇEKTEN ÖZGÜR DEĞİLDİR.
Benim dileğim çok basit ama çok büyük bir dilektir:
ACININ OLMADIĞI,
SAVAŞLARIN OLMADIĞI,
GÖZYAŞLARININ OLMADIĞI BİR DÜNYA.
Kadınların korkmadan yaşayabildiği bir dünya.
Çünkü:
KADIN VARSA HAYAT VARDIR.
KADIN VARSA TOPLUM VARDIR.
KADIN VARSA GELECEK VARDIR.



