Naci Konyar
‘Çıkayım gideyim Urumeli’ne /Arzuhal vereyim Beylerbeyine.
Arz; sunma, bildirme ve Hal; durum ile ‘arz-ı hal’ her hangi bir iş veya husus için resmi dairelere verilen dilekçe, istida, ariza…
Arzuhalci de; Kendi yazamayan kimselere para karşılığında dilekçe, mektup gibi şeyler yazan ve geçimini bu yolla sağlayan kimseler. Arzuhalcilik; Arzuhal yazma mesleği XVIII. Asır içerisinde o zamanlar arzuhal yazmanın ayrı bir meslek olabilecek kadar geniş ve güç bir takım kaidelere bağlı olmasından çıkmıştır. Reşat Ekrem Koçu bu mesleğin teşkilata tabi bir meslek olduğunu yazar. Okuryazarlığın az olduğu yıllarda vatandaşların devletle olan işlerinde ilgili makamlara dilekçe vermek istediklerinde arzuhalcilere başvururlardı.
Osmanlı da arzuhalcilik önemli bir meslek grubudur. Arzuhalciler Arapça, Farsça deyim ve kalıpları bilen güzel yazan, namuslu, yasalara ve devletin kurallarına vakıf insanlardı ve bu nitelikleri taşımayanlara arzuhalcilik yapma izni verilmiyordu. Arzuhalciler müşterilerini dinledikten sonra arzuhallerini özel kağıtlara yazı ve konuşma dilinden farklı bir üslupla yazarlardı.
18. yüzyılda ülkenin çoğu yerinde olduğu gibi arzuhalciler daha ziyade adliye ve resmi dairelere yakın yerlerde, camii avlularında, kahvehane ya da dükkan köşelerinde seyyar olarak iş görenler olduğu gibi aralarında dükkan sahibi olanlarda vardı.
1839 Tanzimat’ın ilanından sonra arzuhalciler dava vekili konumuna geldiler. 1908 Meşrutiyet ilanından sonra açığa alınan memurlar arzuhalcilik yapmaya başlayınca arzuhalci sayısı artıyor.
20. yüzyılın başlarında da asker mektubu, muska, aşk mektubu, büyü yazarak geçimini temin etmeye çalışan arzuhalciler çoğalıyor. O yılların arzuhalcileri sadece devlet dairelerindeki işleri değil okuma yazması olmayanlara klişeleşmiş formüllerle basma kalıp sözlerle sevgililerin gönül işlerini de arzıhal ediyorlardı.
O devirde okuma yazma oranı çok düşük olduğu için arzuhalcilerin müşterileri çoktu. Adliyede davası olan, taşrada evladı olan, yavuklusu olan ya da bir makama duyuracağı davası olan arzuhalciye gidiyordu.
Osmanlı arzuhalcilerinin seyyar olanlarının dükkan açmak kapamak gibi bir dertleri yoktu. İş bitimi kalemini, hokkasını toplayıp bir çantaya koyar, masa ve sandalyesini bir tanıdık esnafa bırakır, çoluk çocuğun rızkını çıkarıp, okuma yazma bilmeyenlere hizmet etmenin huzuru ve mutluluğu ile evin yolunu tutarlardı.
Cumhuriyet ilanıyla Ankara başkent olunca İstanbul arzuhalcileri işsiz kaldılar. Geçim derdine düşen arzuhalcilerin bir bölümü Ankara’ya gitti bir kısmı başka illerde mesleklerini sürdürdüler.
İlçemizde avukatların olmadığı o yıllarda vatandaşların dava takipçiliğini davaya vekalet eden dava vekilleri yani arzuhalciler bakıyordu. Bu yazımdan önce kaybolan mesleklerle ilgili kaleme aldığım konuda arzuhalcileri yazmayı unutmuştum. Emekli öğretmen Birsen Pelitli hocamla karşılaştım. Bana ilçemizde kaybolan mesleklerle ilgili yazmış olduğum yazıyı eksik bulduğunu babasının mesleği arzuhalcileri unuttuğumu hatırlatmıştı. Birsen hocam haklıydı. İlçemizde 60 lı yıllarda Bekir Can, Mehmet Yazgan, Niyazi Özkan, Sırrı Pelitli dava vekilliği arzuhalcilik mesleğini icra etmişlerdi.
Avukatların ve baroların olmadığı zamanlarda ihtiyaç üzerine muvakkaten görev yapan bu meslek grubu; günümüzde üniversitelerin ve avukatların çoğalmasıyla sayıları azalan ve kaybolan mesleklerden biri olarak bu görevi yapanların isimleriyle birlikte hatırlanacaktır. Onları rahmetle anıyoruz. İlçemizde bu mesleğin son temsilcisi adliye baş katibi rahmetli Gülahmet Aydın abimizdi. Şimdilerde aynı yerde Tuncay Gergin kardeşimiz bu mesleğin yaşayan temsilcisi olarak arzuhalcilik mesleğini sürdürmektedir.
İlçemizde arzuhalci Bekir Can için anlatılan bir anektod hala dillerdedir:
Adam hakarete uğramıştır. Şikayetini anlatır. Arzuhalci dinler. Davacıya; şikayet ettiği adamı mahkemeye kelepçeli mi göndereyim kelepçesiz mi diye sorduktan sonra kelepçeli gönderirsek o zamanın parasıyla 10 TL daha vereceksin deyişi o yıllarda anlatılan arzuhalci anılarından biriydi.
Yine arzuhalciler için anlatılan başka bir fıkra da:
Adam şikayet için arzuhalciye gider. Derdini anlatır. Arzuhalci şikayetini dinlediği adama yazdığı şikayet dilekçesini okur. Davacı ağlamaya başlar arzuhalci niçin ağlıyorsun diye sorduğunda adam ‘Bana neler yapmış da benim habarım yoğumuş’. Cevabını verir.
Mevlam dert verip hekime, dava verip hakime düşürmesin. İçinizden yaşama sevinciniz eksik olmasın…


