ZAMANIN BASAMAKLARINDA KALAN YÜZLER
TAŞOVA’NIN HAFIZASINA DÜŞEN BİR FOTOĞRAF
Resmi Taşova Net sitesinde gördüğüm o an, içimde yıllardır kapalı duran bir kapı sessizce aralandı.
Sanki zamanın tozlu raflarından bir anı kitabı düşmüş, sayfaları kendi kendine açılmıştı.
Bir anda çocukluğumun toprak kokan sokakları, gençliğimin telaşlı adımları, okul bahçesinden yükselen o masum sesler yeniden doldu kulaklarıma.
Zamanın bizden alıp götürdükleriyle içimizde saklı bıraktıkları arasındaki o ince, kırılgan çizgiyi yeniden hissettim.
Anladım ki bazı hatıralar unutulmaz…
Sadece sessizleşir, derinleşir ve bir gün ansızın yeniden konuşmaya başlar.
O fotoğraf yalnızca geçmişten donmuş bir kare değildi benim için.
Bir ömrün yankısıydı.
Bir kuşağın sessiz tanıklığıydı.
Bir kasabanın hafızasına düşmüş, solmayan bir izdi.
Bu fotoğrafa baktığımda yalnızca bir öğretmenler topluluğunu görmüyorum…
GEÇMİŞİN SESİNİ, ÇOCUKLUĞUMUN İZLERİNİ, HATIRALARLA DOLU BİR DÜNYANIN NABZINI duyuyorum.
Sanki yılların arasından esen bir rüzgâr beni alıp o eski günlerin kapısına bırakıyor.
Bu karede yer alan öğretmenler beni okutmadı. Onlar, benim mezun olduğum okulda sonradan görev yapan, bir kısmı da hayat yolculuğumda öğretmen arkadaşım olan güzel insanlardı.
Hayatın tuhaf bir döngüsü vardır…
Aynı çatı altında farklı zamanlarda yürüyen insanlar, fark etmeden ORTAK BİR HAFIZANIN PARÇASI olur.
Ben Taşova Atatürk İlkokulu’nun 1961–1962 yılı ilk mezunlarındanım.
O yılların taş basamakları, çamurlu yolları, teneffüslerde göğe yükselen çocuk kahkahaları hâlâ içimde yaşıyor.
Sanki zaman geçmemiş gibi…
Sanki çocukluğum hâlâ o bahçede koşuyor.
İlk öğretmenimiz Emin Celep, son sınıf öğretmenimiz Mehmet Özkan dı.
Sınıfımızda Sadettin Üstün, Dereköy’den gelen Mustafa ve Zekai, Patrik Zeki, Güler, Nusret, Fahriye, Nilgün Kip, Tekel Müdürü’nün oğlu Cengiz ve adlarını bugün hatırlamakta zorlandığım nice arkadaşım; hep birlikte çocukluğumuzun en temiz, en saf hatıralarını aynı sıralarda paylaştık.
Bu karede kimler yok ki…
İzzet Caba ve eşi Necla, Nevzat, Kahraman Sever, Cemal Öztürk, Ahmet, Mehmet Karagöz…
Adını sayamadığım ama yüzlerini unutamadığım nice öğretmen…
Onlar sadece ders anlatmadılar.
Bir kasabanın ufkunu açtılar.
Zihinlere ışık oldular.
Sessizce, gösterişsizce ama derinden iz bıraktılar.
Bugün bir kısmı ışıklara yürüdü.
Bir kısmı emekliliğin dingin kıyılarına çekildi.
Bir kısmı ise hatıraların sıcaklığında hâlâ yaşıyor.
Ama hepsinin ortak bir yanı var:
TAŞOVA’YA BİR İZ BIRAKTILAR.
Bu fotoğraf bana şunu bir kez daha hatırlattı:
Hayat insanı savurur, değiştirir, uzaklara götürür.
Ama bazı yerler vardır ki insanın içinden hiç gitmez.
Bir okulun duvarları, içinden geçenleri unutmaz.
Tıpkı insanın kalbi gibi…
Ben bu kareye baktığımda yalnız öğretmenleri görmüyorum.
Kendi çocukluğumu, yarım kalmış cümleleri, suskun dostlukları, zamanın içinde eriyip gitmiş gülüşleri görüyorum.
Belki de bu yüzden yazdım…
Çünkü bazı fotoğraflar yalnızca bir görüntü değildir.
BİR ÖMRÜN ÖZETİDİR.
BİR KUŞAĞIN HİKÂYESİDİR.
Taşova’ya iz bırakanlara…
O okulun ruhunu yaşatanlara…
Ve zamanın basamaklarında kalan tüm yüzlere…
Bir mezunun yüreğinden…
İSMAİL ERDAL EMEKLİ EĞİTİMCİ
MUĞLA 21.03.2026


