Evlerimizin köşelerinde, sehpa üzerinde, dolap raflarında ya da televizyonların üstünde gördüğümüz danteller… İlk bakışta bir süs eşyası gibi görünür. Bugünün gençleri için “Acaba işe yarıyor mu?” sorusu bile sorulabilir. Oysa ben bir eğitimci olarak bu el emeği ürünlere her zaman farklı bir gözle baktım. Çünkü bu dantellerin değeri kullanım alanında değil, KAZANDIRDIĞI SABIRDA, DİSİPLİNDE VE ÜRETME BİLİNCİNDEDİR.
Bir dantel yapılırken yalnızca iplik ilmeklenmez; zaman ilmeklenir, emek ilmeklenir, sabır ilmeklenir. Saatler, günler, bazen aylar süren bu süreç, genç kızlara farkında olmadan çok önemli beceriler kazandırır. PLANLI ÇALIŞMAYI, BAŞLADIĞI İŞİ TAMAMLAMAYI, DÜZENLİ OLMAYI VE ESTETİK DUYGUYU öğretir. İşte çeyiz geleneğinin asıl amacı da budur: Sadece ev eşyası hazırlamak değil, hayata hazırlanmak.
Halk Eğitim Merkezlerinde verilen el sanatları kurslarını da bu nedenle çok değerli buluyorum. Belki yapılan ürünlerin günlük hayattaki kullanım alanı eskisi kadar geniş değildir. Ancak bu çalışmalar sayesinde insanlar BOŞ ZAMANLARINI VERİMLİ DEĞERLENDİRMEYİ, ÜRETMENİN MUTLULUĞUNU YAŞAMAYI VE SOSYAL BİR ORTAMDA ÖĞRENMEYİ öğrenmektedir. Eğitim dediğimiz şey zaten yalnızca bilgi değil, aynı zamanda davranış ve alışkanlık kazandırma sürecidir.
Bu emeğin bir başka anlamlı yönü ise köylerimizde, evlerimizde yıllardır saklanan sandıklarda karşımıza çıkar. Anadolu’nun birçok köyünde, kadınlarımızın özenle hazırladığı danteller, işlemeler ve örtüler SANDIKLARDA BEKLER. Kimisi hiç kullanılmaz, kimisi yalnızca özel günlerde çıkarılır. Ama o sandıklar açıldığında ortaya çıkan şey sadece bir örtü değildir; BİR HATIRA, BİR HAYATIN EMEĞİ, BİR KUŞAĞIN SABRI VE SEVGİSİDİR.
Nice annelerin, ninelerin gençlik yıllarında büyük umutlarla hazırladığı bu ürünler, bugün belki kullanılmıyor olabilir. Ama onlar, geçmişin sessiz tanıklarıdır. Her biri bir hikâye anlatır: Beklentileri, hayalleri, emekleri ve yaşam mücadelesini… İşte bu nedenle o sandıklar sadece eşya saklamaz; KÜLTÜRÜMÜZÜ, HAFIZAMIZI VE KADIN EMEĞİNİN DEĞERİNİ saklar.
Ben bu dantellere baktığımda bir süs değil, bir eğitim süreci görüyorum. Çünkü üretmek insanı olgunlaştırır. Emek veren kişi, zamanın ve emeğin değerini bilir. Bu da bireyi daha düzenli, daha sabırlı ve daha sorumluluk sahibi yapar.
Bugün belki modern yaşam içinde bu tür el işlerine ihtiyaç azalmış olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, ÜRETME KÜLTÜRÜNÜ KAYBEDEN TOPLUMLAR TÜKETMEYE MAHKÛM OLUR. Bu küçük ilmekler bize büyük bir gerçeği hatırlatır:
BÜYÜK DEĞERLER, KÜÇÜK EMEKLERİN BİRİKMESİYLE OLUŞUR.
Bu nedenle el emeği ürünler yalnızca geçmişin bir alışkanlığı değil; sabrın, emeğin, düzenin ve kültürel sürekliliğin sembolüdür. Onları yaşatmak, aslında ÜRETEN, SABREDEN VE HAYATA HAZIR BİREYLER YETİŞTİRME ANLAYIŞINI yaşatmak demektir.





