Enver Seyhan
Taşova’da bir yerde oturunca yanıma gelen insanlarla tanışıyorum.
Adımı söyleyince, benimle tanıştığından dolayı memnuniyetini ifade edenler oluyor.
Bazılarıyla uzunca oturuyorum.
Tarihi konulara, yerel olaylara, geçmişe ve geleceğe meraklı insanlar konuşmak ve sohbet etmek istiyorlar.
Bundan mutluluk duyuyorum.
Tabii ki oturduğum insanlar da mutlu oluyorlar.
Geçen hafta meydanda otururken, Taşova’da bazı köylerde, Sivas’ta, medresede okuyanlardan söz açtılar.
Dedeleri veya bildikleri tanıdıkları falan filan efendiden bahsettiler.
Cumhuriyet kurulana değin, Amasya, Sonusa, Erbaa ve Tokat sancakları Sivas vilayetine bağlıydılar.
İçlerinden biri şöyle dedi:
“Dedem Sivas’ta İsmet İnönü ile okumuş.”
Sohbet içinde konu değişse bile dönüp dolaşıp aynı yere geldi.
Gerçekten laf lafı açınca, yaşanmış bitmiş ve hatıralarda yer etmiş o kadar çok önemli olay ve yaşanmışlık dile geliyor ki…
Yazmak ve gelecek kuşaklara emanet etmek lazım diye içimden geçmedi değil.
Sepetli’de Recep Hafız yaşamış. Kendisini tanımadım. Fakat namı dolaylara yayılmış âlim bir zat.
Bizim köyden bir akrabası yanında evlatlarıyla beraber ziyaretine gidiyor. Demek ki o da hatıralarına dalıyor ve anlatıyor.
Diyor ki: “İsmet İnönü beni hiç aramadı, sormadı.”
Ben de bu cümleden olarak “İsmet İnönü ne alâka” diye düşünmüştüm!
Demek ki Recep Hafız da Sivas’ta İsmet İnönü ile aynı medresede okumuş.
Bu kanıya vardım.
Bunları neden yazdım?
İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın İsmet İnönü’ye yazdığı aşağıdaki mektup elime geçince yazmasam olmazdı.


