MÜBADELENİN CANLI TANIĞI…

0
3
Naci Konyar 
‘Bir Türk gönlünde nehir varsa Tuna’dır, dağ varsa Balkan’dır. Tuna kıyılarından, Balkan eteklerinden ayrılalı bir asır oluyor, lakin uzun asırlar bile o suları, o karlı tepeleri gönlümüzden silemedi. Bu hasret sadece Rumeli çocuklarının yüreğinde değildir. Diyarbekir’li Türk de aynı hasretle bu türküyü söylüyor. Türklük Avrupa’ya doğru cezr ü meddi biten bir deniz gibi o dağlardan çekilmiş, lakin tuzunu bırakmış. Bütün o topraklar Türklük kokuyor.’
Sadece şiirleri değil, nesirleri de tarih kokar Yahya Kemal’in. Onun dizelerinde Rakofça kırlarının hür havasını alır, akıncı cetlerinin ihtirasını duyarsınız.
Evlad-ı Fatihan’ın has kızı Münevver Ayaşlı da Rumelili olmakla iftihar eden bir göçmendi. Kendi muhacirliği ile ilgili şunları söylüyordu;
‘Bütün Rumeli’yi çok sevdiğim gibi, Selanik’i de çok severim. Fertleri ve milletler için hicret mukadderdir. Biz Türkler için hicret etmenin, muhacir olmanın ulvi bir kıymeti vardır. Biz de anavatan Anadolu’ya hicret ettik.’
Hasan Ali Yücel ‘Geçtiğim Günlerden’ adlı kitabında ‘Ecdat Yadigarı Rumeli’nin başına gelenler yazılsaydı, onun en hazin faslı muhacirlik olurdu’ der.
1924 yılı; Sevinç mi hüzün mü? Bir yanda 14. Yy’dan bu yana ‘Her yaz, şimale doğru asırlarca bir koşu’ tutturan ataların diyarından, ‘Evlad-ı fatihan’ topraklarından anavatana kavuşmanın sevinci ve heyecanı…
Evet onlar; ata topraklarında 500 yıldan fazla yaşadıktan sonra, bir sabah evlerini barklarını, koyunlarını, pılı pırtısını, çulunu kilimini toplayıp yola çıkan, bağı bahçeyi, mezardaki ölüleri bırakmak zorunda kalan, varlıklıyken yoksul düşen, akılları ve gönülleri hep o topraklarda kalan mübadele insanlarımız…
İşte o insanlarımızdan biri. Konuşulanları değiştirmeden olduğu gibi yazdığım 23.10.2003 yani bundan 23 yıl önce, mübadeleyi yaşamış, yaşam hikayesindeki anlatım tarzını aslına uygun olarak değerli büyüğümüz 1. Kuşak mübadillerden İbrahim Önder’in kendine özgü şive ve anlatımını koruyarak 93 yıllık yaşamının izlerinde 1924 mübadelesini, mübadele yıllarına ait olan tanıklıklarını, onun gözlerinde, sözlerinde yaptığımız sohbette kulak misafiri olduklarımı not alarak, bu notları Taşova’mızın ve Amasya’mızın tarih arşivine kazandırmak niyeti ve gayesiyle okuyucularımla paylaşmak istiyorum.
MÜBADELENİN CANLI TANIĞI… 23.10.2003
‘İbrahim Önder. 1327 doğumlu. 93 yaşında. 1924 de gelindi. 78 yıl oldu geleli. Oradan geldiğimde 14 yaşımdaydım. Kayalar kazası Kozlu köyüne 1 saat. Kozlu köyü yanındaki yakın köyler: Terepişta köyü, Minelli köyü, Uçana köyü, Evedina köyü, Arbina köyü, Cuma köyü, Frankoça köyü (Bulgarlarla Türkler karışık, Abdurrahman Kaplan amcaların, Salihlerin köyü) Haydarlı köyünde (Eniştesi ve Halası ordaydı) Kovana köyünde Bulgarlar oturuyordu. Erdoğmuş- Karaağaç köyleri bunlar Kozlu köyüne yakın köylerdi.
Kozlu Köyü- Kayalar kazasına bağlı 150 hanelik bir köydü İmamoğulları Taşova’da Önder soyadını almışlar. Hüseyin çavuşlar, Hamit ağalar (Taşova’ya gelmediler), Şaban ağalar, Musa (Herizdağlılar) Mustolar, Necip Ağalar.
Kozlu köyde Kur’an kursuna devam ediyorduk yunan işgal etti. Güz zamanı ambarlar dolu. Yerimizin ismi Makedonya. 85 yıl evvel yunan Makedonya’yı işgal etti. Bizim köye Manisa Rumları geldi. Evleri ve malları onlara verdiler. Bir tane bile sattırmadılar. Taksim ettiler; sığırlar, öküzler, atlar. Bizim bu tarafa bir şey getiremedik, bir yorganla geldik.
İlyas aga yukarı kayalardandı. Onların sülalesi Gümüşhacıköy’de. Kozlu köyde hiç karışık yoktu. Kozlu köyde arazi içinde kömür madeni vardı. Topraktan çıkarıp kesip eşeğe koyardık, ocağa koyup yakardık kışın.
Yusuf Önderlerle amcazadeyiz. Bir çatıdayız. Babalarına şiirli Mümün derlerdi. Recep amca, Mümün amca Hacıbey’de Taşova’da öldüler. Babam İsmail, dedem Hüseyin’di. Arazi çok verimliydi. Buğday arpa mısır susuz oluyor bunlar. Üzüm bağları; her evde beşer teneke pekmez, peynir yağ tenekeyle… Yağ peynir et boldu. Mallar koyunlar vardı. Kuru fasulye, et yemeği, kap pidesi, kapama, soğan pidesi, fasulyenin sirkeli çorbası. Köyün bir camisi vardı. Medresede Kur’an kursu okuduk. İki defa hatim indirdim. Kızlar erkekler beraber okuduk.
Kozlu köyden Soraviç’e geldik. Trene pindik, Selanik’e indik. Selanik’te çadırlar kuruldu. Yemek büyük kazanlarda mercimek. Yersen ye. Yemezdik. 40 gün Selanik’te kaldık vapur bekledik. 40 gün sonra Dumlupınar vapuruyla Samsun’a vardık. Samsun’da kırk gün kaldık bir köyü Askeri Hastaneye doldurdular. Ermeni binasıymış. Şimdi orayı Askeri Hastane yapmışlar. Samsun’da hükümet zayıf, bize yedirecek bir şey yok. Verdikleri kuru ekmek, ursan başını yarar.
1923 de cumhuriyet kuruldu. 1924 de biz geldik. Gelirken köyün en fakiri Kör Hakime ile Koca Sinan iki kişi öldü. Dedem onları denize attı. Bir demir bağladı ayaklarına attı denize. Ölenleri denize atarlardı.
Samsun’da 40 gün içinde kalırken dedemle beraber sebze satıyorduk. Alyanaklı elma getirdik, sebze sattık eşekle mahalleleri gezerek. Palanya denen aşağı yukarı kalkan teraziyle tartıp satardık sebze ve meyvaları…
Bahçıvan babamı çağırdı (İsmail ağayı) Bu ermeni binasının tapusunu size alalım dedi. İkindi oldu. Tapucu bey burayı İsmail ağaya verelim dedi. Biz buğday ekeceğiz, mısır ekeceğiz bize tarla lazım. Biz Samsun’da kalıp kum mu yiyeceğiz? İki gün tapucuya gitmedik. Gitseydik o binayı tapucu bize verecekti. İki gün sonra bir emir geldi. Erbaa’ya gidilecek. At arabasıyla Erbaa’ya geldik. Bizi dışarı köylere gönderdiler. Değirmenli köy, Kuşuf, Tanoba, Fidi, Sepetli, Boraboy bizi dağıttılar.
Kışladık, odun yok ekmek yok… Bidevi değirmeninde un öğütürdük. Aha orman dediler kesin yapın evinizi. Bir öküz verdiler. Baraka yaptık. Ev yapamadık. İlk geldik 6 ay köylerde kaldık. Kuşuf’ta kaldık. Yaz gelince Hacıbey’e ev yaptık. 26 sene Hacıbey’de kaldık. 52 sene Taşova içinde kaldık. Hacıbey’de arazi kafi gelmeyince 75 haneyi Herizbaba’ya verdiler.
Hasan Ali Ağalar, Hüseyin Çavuş’un dedesi Karabıyık Ahmet. Hacıbey’de Muhtar seçerdik, bekçi seçerdik. Süleyman ağa bir şeye karışmazdı. Hasan Ali aga kafası çalışırdı, her şeye karışırdı.
7 sene Hacıbey’de eğitmenlik yaptım. 1947 de ayrıldım. Hayrettin Konyar talebemdi Zekiydi matematiğe kafası çalışırdı.
Rahmetle anıyoruz değerli büyüğümüz İbrahim Önder sözlerini şöyle tamamlamıştı; ‘Biz Anadolu’yu düşmandan temizlerken inanın buna bize evliyalar bile yardım etti. Bir avuç askerle yedi düvele kafa tuttuk. Amasya’da 99 yatır var. Bizim için yalvarıyor.’
3. kuşak bir mübadil torunu olarak dede ve ninemizin anlattığı acı dolu göç hikayelerini dinleyerek büyüdük. Onlar o topraklarda bıraktıkları hatıraları, ata mezarları ile yüreklerine inen ağrılara memleket türküleriyle teselli aradılar. Rahmetli ninem ‘Alişimin kaşları kara’, ‘Dayler dayler viran dayler’ şarkılarını radyoda dinlediğinde dedemin türküsü olduğunu söyler, Kozlu köyü ve Rumeli’yi hatırlardı.
Ezcümle biz torunlarımıza dede ve ninelerimizin geçmişte yaşadıkları acı dolu mübadele anılarını yazarak hayıflandık. İnşallah yeni nesil torunlarına dede ve nineleriyle yaşadıkları güzellikleri anlatan hatıralar bırakırlar…

Yorum Ekle

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz