KUANTUMDAN GELECEĞİN SAVAŞLARINA: TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ BÜYÜK SINAV

0
161

Akpınar 1970 Akademi grubu toplantısında ele alınan konulara ilişkin paylaşılan notları ve değerlendirmeleri dikkatle inceledim. KUANTUM VE ATOM ALTI PARÇACIKLAR ÜZERİNE YAPILAN BU ÇALIŞMA, BANA YALNIZCA BİLİMİN GELDİĞİ NOKTAYI DEĞİL, GELECEĞİN DÜNYASINDA YAŞANACAK BÜYÜK MÜCADELELERİ DE YENİDEN DÜŞÜNDÜRDÜ…

Çoğumuz kuantum denince, yalnızca bilim insanlarının anlayabileceği kadar karmaşık bir alanı düşünüyoruz. Oysa KUANTUM, ASLINDA GÖZLE GÖREMEDİĞİMİZ KADAR KÜÇÜK OLAN DÜNYANIN NASIL İŞLEDİĞİNİ ANLATAN BİR BİLİMDİR. BİZİM GÜNLÜK YAŞAMDA GÖRDÜĞÜMÜZ MASA, SANDALYE, ARABA, AĞAÇ YA DA DENİZ DEĞİL; ATOMLARIN, ELEKTRONLARIN, IŞIĞIN VE ATOM ALTI PARÇACIKLARIN DÜNYASIDIR…
Yıllarca insanlar, evrendeki her şeyin Newton’un kurallarıyla açıklanabileceğini düşündü. Newton’un fiziği; düşen taşı, giden arabayı, gezegenlerin hareketini çok güzel açıklıyordu. Ancak bilim insanları atomun içine, ışığın yapısına ve elektronların davranışına bakmaya başlayınca, klasik fizik yetersiz kaldı. İŞTE KUANTUM BÖYLE DOĞDU…
1900 yılında Alman fizikçi Max Planck, çok önemli bir fikir ortaya attı. O zamana kadar ENERJİ, MUSLUKTAN AKAN SU GİBİ SÜREKLİ KABUL EDİLİYORDU. PLANCK İSE ENERJİNİN KÜÇÜK PAKETLER HÂLİNDE YAYILDIĞINI SÖYLEDİ. BU KÜÇÜK ENERJİ PAKETLERİNE “KUANTUM” ADI VERİLDİ. DAHA SONRA ALBERT EINSTEIN, IŞIĞIN DA BU KÜÇÜK PAKETLERDEN OLUŞTUĞUNU GÖSTERDİ. Bugün bu paketlere foton diyoruz…
İnsan aklı günlük hayatta her şeyi basitçe ayırmaya alışmıştır: Bir şey ya dalgadır ya taneciktir. Ama kuantum dünyasında işler böyle değildir. Işık bazen suya atılan taşın oluşturduğu halkalar gibi dalga davranışı gösterir. Bazen de küçük tanecikler gibi davranır. Yani ışık hem dalgadır hem taneciktir. Kuantumun en şaşırtıcı yanı da budur: DOĞA, BİZİM ALGILADIĞIMIZ BİÇİMİNDEN DAHA KARMAŞIK VE ŞAŞIRTICIDIR…
Daha sonra BİLİM İNSANLARI İKİRCİKLİ ÖZELLİĞİN YALNIZCA IŞIK İÇİN DEĞİL, ELEKTRONLAR İÇİN DE GEÇERLİ OLDUĞUNU GÖRDÜLER. ELEKTRONLAR DA BAZEN PARÇACIK GİBİ, BAZEN DALGA GİBİ DAVRANABİLİYORDU…
Eskiden atom, maddenin bölünemez en küçük parçası sanılıyordu. Sonra atomun içinde protonlar, nötronlar ve elektronlar olduğu anlaşıldı. Bugün ise proton ve nötronların içinde bile daha küçük parçacıklar bulunduğunu biliyoruz. Bunlara kuark deniyor. DEMEK Kİ MADDE DEDİĞİMİZ ŞEY, DIŞARIDAN GÖRDÜĞÜMÜZ KADAR SOMUT VE BASİT DEĞİLDİR. İÇİNDE HAREKETLİ, KARMAŞIK VE SÜREKLİ DEĞİŞEN BİR DÜNYA VARDIR…
KUANTUM FİZİĞİNİN ORTAYA KOYDUĞU EN ÖNEMLİ DÜŞÜNCELERDEN BİRİ DE BELİRSİZLİK İLKESİDİR. Werner Heisenberg adlı bilim insanı, BİR PARÇACIĞIN HEM YERİNİ HEM DE HIZINI AYNI ANDA TAM OLARAK BİLEMEYECEĞİMİZİ SÖYLEDİ: YERİNİ NE KADAR NET BİLİRSEK, HIZINI O KADAR AZ BİLİRİZ; HIZINI NE KADAR İYİ BİLİRSEK, YERİNİ O KADAR AZ BİLİRİZ. Bu durum kullandığımız cihazların eksikliğinden değil, doğanın kendi yapısından kaynaklanır. YANİ KUANTUM BİZE ŞUNU SÖYLÜYOR: “EVRENİN EN KÜÇÜK ÖLÇEĞİNDE KESİNLİK DEĞİL, OLASILIK VARDIR…”
Bugün kullandığımız birçok teknolojinin temelinde de kuantum vardır. Bilgisayar çipleri, cep telefonları, lazerler, LED lambalar, MRI cihazları, güneş panelleri, radar sistemleri, yapay zekâ işlemcileri ve geleceğin kuantum bilgisayarları bilimdeki bilgi birikiminin ürünüdür. BU BİLGİ BİRİKİMİNİN BUGÜNKÜ ÜRÜNÜ OLAN KUANTUM KONUSU, ARTIK YALNIZCA BİLİM İNSANLARININ KONUŞTUĞU BİR TEORİ DEĞİL, GELECEĞİN DÜNYASINI BELİRLEYECEK EN ÖNEMLİ ALANLARDAN BİRİDİR…
Bugün dünyada savaşlar yalnızca toprak için, petrol için ya da su için yapılmıyor. Artık yeni bir çağın içindeyiz. YENİ ÇAĞDA ÜLKELERİN KADERİNİ BELİRLEYECEK OLAN ŞEY; ENERJİ, TEKNOLOJİ VE BUNLARIN HAMMADDELERİNE SAHİP OLMA OLACAKTIR. ÖZELLİKLE TORYUM, BOR, LİTYUM VE NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ DENİLEN ÇOK ÖZEL MADENLER, GELECEĞİN EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİ VE AYNI ZAMANDA EN BÜYÜK KAVGA ALANI HÂLİNE GELMEKTEDİR…
TÜRKİYE NADİR ELEMENTLERİNİ VE BORUNU KAYBEDERSE GELECEĞİNİ DE KAYBEDER!
BUGÜN DÜNYADA SESSİZ, AMA ÇOK BÜYÜK BİR SAVAŞ YAŞANIYOR. BU SAVAŞIN ADI PETROL SAVAŞI DEĞİLDİR, SU SAVAŞI DEĞİLDİR. BU SAVAŞIN ADI; NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ, BOR, TORYUM, LİTYUM VE STRATEJİK MADENLER SAVAŞIDIR. Çünkü artık ülkelerin gücünü yalnızca orduları, tankları, topları belirlemiyor. Bir ülkenin geleceğini; enerji kaynakları, teknoloji üretme kapasitesi ve bunların hammaddeleri belirliyor…
Cep telefonundan bilgisayara, elektrikli otomobilden savaş uçaklarına, füzelere, radar sistemlerine, uydu teknolojilerine, kuantum bilgisayarlarına, güneş panellerine ve yapay zekâya kadar kullanılan hemen her ileri teknoloji ürününün temelinde nadir bulunan elementler vardır. Bor ise camdan savunma sanayiine, roket yakıtından nükleer teknolojiye kadar onlarca alanda kullanılan stratejik bir madendir. TÜRKİYE, DÜNYANIN EN ZENGİN BOR REZERVLERİNE SAHİP ÜLKELERDEN BİRİDİR. Dünya bor rezervlerinin yaklaşık yüzde 70’ten fazlasının Türkiye’de bulunduğu söylenmektedir. Eskişehir, Kütahya, Balıkesir ve Bursa çevresindeki sahalar yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın en önemli rezerv alanlarıdır. Aynı şekilde Eskişehir-Beylikova başta olmak üzere bazı bölgelerde nadir toprak elementleri ve toryum bakımından çok önemli rezervler bulunduğu bilinmektedir. Beylikova’daki rezervlerin dünyanın sayılı sahalarından biri olabileceği ifade edilmektedir. Fakat burada asıl mesele, bu madenlerin toprağın altında bulunması değildir. Asıl mesele, bu madenlerin kimin elinde olacağı, nasıl işletileceği ve kime hizmet edeceğidir. EĞER TÜRKİYE, BORUNU, NADİR ELEMENTLERİNİ VE STRATEJİK MADENLERİNİ ÖZEL ŞİRKETLER ARACILIĞIYLA YABANCILARA VERİRSE, BUGÜN ELİNDE OLAN EN BÜYÜK GÜCÜNÜ YARIN KAYBEDEBİLİR. Çünkü yabancı şirketler bir ülkeye gelip yalnızca maden çıkarmak için gelmezler. Önce en değerli kaynağı düşük bedellerle alırlar. Sonra onu kendi ülkelerinde işler, teknolojiye dönüştürür, katma değer yaratır ve aynı ürünü yıllar sonra bize çok daha pahalıya satarlar. Bugün birçok az gelişmiş ülkenin yaşadığı sorun budur. Toprağında petrol vardır, ama halkı fakirdir. Madenleri vardır, ama fabrikaları yoktur. Zenginliği vardır, ama onu başkaları işletir. Sonunda ülke, kendi toprağındaki zenginliğe rağmen dışarıya bağımlı hâle gelir. TÜRKİYE DE BÖYLE BİR HATAYA DÜŞERSE, YARIN BORU DA NADİR ELEMENTLERİ DE TORYUMU DA KENDİ ELİYLE KAYBETMİŞ OLUR. Bir gün gelir;
Elektrikli otomobil yapmak için gerekli maddeyi dışarıdan almak zorunda kalırız.
Savunma sanayiinde kullanılan teknolojiler için başkalarına muhtaç oluruz.
Kendi toprağımızdaki madeni, işlenmiş ürün olarak on kat, yüz kat pahalıya geri alırız.
BU YALNIZCA EKONOMİK BİR KAYIP DEĞİLDİR. AYNI ZAMANDA BAĞIMSIZLIK SORUNUDUR. ÇÜNKÜ GELECEĞİN DÜNYASINDA BAĞIMSIZLIK, YALNIZCA SINIRLARI KORUMAKLA DEĞİL; ENERJİYE, TEKNOLOJİYE VE STRATEJİK MADENLERE SAHİP ÇIKMAKLA SAĞLANACAKTIR…
Bugün bazı çevreler, “Bırakalım özel şirketler gelsin, yabancılar işletsin, ülkeye para girsin” diyor. İlk bakışta bu söz kulağa hoş gelebilir. Ama kısa vadede gelen para, uzun vadede kaybedilecek büyük zenginliğin yanında çok küçük kalır…
Türkiye’de son yıllarda verilen birçok maden arama ruhsatına baktığımızda, ruhsatı alanların önemli bir bölümünün gerçek anlamda üretim ve sanayi yatırımı yapmayı düşünmediği görülmektedir. Pek çok kişi ve şirket için amaç; madeni işlemek, fabrika kurmak, teknoloji geliştirmek değildir. Amaç, ruhsatı almak, rezervi tespit etmek, sonra bunu daha büyük şirketlere ya da yabancılara devrederek kısa yoldan para kazanmaktır. Bazıları ise madeni çıkarıp ham madde olarak yurtdışına satmayı yeterli görmektedir. Çünkü ham maddeyi gemiye yükleyip satmak kolaydır; ama onu işleyecek tesis kurmak, mühendis yetiştirmek, teknoloji üretmek ve yıllarca yatırım yapmak zordur. Fakat KOLAY PARA KAZANMA DÜŞÜNCESİ, BİR ÜLKENİN GELECEĞİNİ YOK EDEBİLİR. ÇÜNKÜ MADEN RUHSATI ALIP ONU YABANCI ŞİRKETLERE DEVREDENLER KAZANABİLİR; AMA ÜLKE KAYBEDER…
Bir dağın altındaki bor, toryum ya da nadir element birkaç yılda çıkarılır ve satılır. Şirket parasını kazanır gider. Geride ise tahrip edilmiş doğa, boşaltılmış maden sahaları ve elden çıkmış bir servet kalır. Eğer Türkiye yalnızca ruhsat dağıtan, ham madde satan ve kısa vadeli kazanç peşinde koşan bir anlayışla hareket ederse, gelecekte kendi toprağındaki zenginliği kullanamayan bir ülke hâline gelir. Çünkü BİR ÜLKE YALNIZCA HAM MADDE SATARAK KALKINAMAZ. HAM MADDE SATAN ÜLKE YOKSUL KALIR. HAM MADDEYİ İŞLEYEN, TEKNOLOJİYE DÖNÜŞTÜREN ÜLKE ZENGİNLEŞİR…
Bugün boru işleyip yüksek teknoloji ürünü hâline getiren ülkeler kazanıyor. Nadir elementleri çıkarıp mıknatıs, pil, çip, füze sistemi, radar ve elektronik devreye dönüştüren ülkeler güçleniyor. Biz ise yalnızca toprağı kazıp madeni gemilere yükleyip gönderirsek, yarın elimizde tükenmiş maden ocakları, bozulmuş doğa ve dışarıya bağımlı bir ekonomi kalır…
BOR, TORYUM VE NADİR ELEMENTLER BİTTİĞİNDE, YENİDEN BULUNABİLECEK MADENLER DEĞİLDİR. BUNLAR BİR ÜLKENİN BİR KERE KAYBETTİĞİNDE YERİNE KOYAMAYACAĞI ZENGİNLİKLERDİR. Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Bor, toryum ve nadir elementlerin işletilmesi devlet denetiminde olmalıdır.
Yabancı şirketler yalnızca ham madde çıkarıp götürememelidir.
Bu madenleri işleyecek tesisler Türkiye’de kurulmalıdır.
Üniversiteler, mühendisler ve bilim insanları desteklenmelidir.
Eti Maden, MTA, TÜBİTAK ve üniversiteler birlikte çalışmalıdır.
Bor ve nadir elementlerden pil, çip, savunma sanayii malzemesi, enerji depolama sistemi ve yüksek teknoloji ürünleri üretilmelidir.
Gençler fizik, kimya, mühendislik ve maden teknolojileri alanında yetiştirilmelidir.
ÇÜNKÜ GERÇEK ZENGİNLİK YALNIZCA TOPRAĞIN ALTINDAKİ MADEN DEĞİLDİR. O MADENİ BİLGİYLE, AKILLA VE TEKNOLOJİYLE DEĞERLENDİREBİLMEKTİR…
ATATÜRK’ÜN “SİYASİ VE ASKERÎ ZAFERLER NE KADAR BÜYÜK OLURSA OLSUN, EKONOMİK ZAFERLERLE TAÇLANDIRILMAZSA KALICI OLAMAZ” SÖZÜ BUGÜN HER ZAMANKİNDEN DAHA DOĞRUDUR…
TÜRKİYE, BORUNU VE NADİR ELEMENTLERİNİ BAŞKALARINA VEREN BİR ÜLKE DEĞİL; ONLARI İŞLEYEN, KORUYAN VE GELECEĞE TAŞIYAN BİR ÜLKE OLMAK ZORUNDADIR. Yoksa bir gün gelir, toprağımızın altında dünyanın en büyük zenginliği dururken, biz başkalarının ürettiği teknolojiyi satın almak zorunda kalan, her şeyi bitmiş bir ülkeye dönüşebiliriz.
İSMAİL ERDAL, EMEKLİ EĞİTİMCİ Muğla
NOT: Bu yazının hazırlanması ve daha anlaşılır hâle gelmesine katkı sunan Sayın Öğretmenim Mustafa Altınışık’a ve düşünceleriyle ufkumu açan Akpınar 1970 Akademi grubunun değerli üyelerine içten teşekkür ederim. Bu tür paylaşımlar, aynı kaygıları taşıyan ve ülkesini düşünen insanların bir araya geldiğinde neler başarabileceğini göstermektedir.

Yorum Ekle

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz