KÖYLER Gelenekler, Adetler, Hatıralar (Enver Seyhan)

0
264
Bu yazıyı yıllar önce yazdım. Aslı internet ortamında bir yerde, belki her yerde duruyor. Benim sosyal medya ağım Facebook. Türkçe adına “Yüz görümlüğü” dedim. Başka hesabım yok. Bunu da yavaş yavaş siliyorum. Bir gün inşallah, silme ve profili boşaltma işim de hayırlısıyla bitecek. Bomboş profil kalacak. Sonrasını gaybın sahibi bilir ancak!
Taşova yöresinde, köyden köye benzer adetler vardır. Bütün bu adet, gelenek ve göreneklerin uygulama biçimlerinde fazla açığa çıkmayan farklılıklar bulunur. Hatta konuşma ağzında bile yerleşim birimleri arasında kelime yapısı, konuşma biçimi itibariyle fazla olmasa da
bazı ayrı gayrı özellikler görülür.
Soyumun iki yüz sene önce yaşadığı Halamaz köyü hakkında internet üzerinden yazan insanlara teşekkür ediyorum. Zira bilgi çağında, bilgi toplarken zorlanmak, gerçek bilgiden uzak kalmak, kesin bilgiye ulaşamamak basit bir mesele değil.
Günden güne sözlü kültürün de yok olup gitmek gibi bir derdi var!
Bunun nedenlerinden birisi, insanların çok şey bilmeleri ve büyük küçük tanımamaları! Saygıda kusur etmeleri!
Oysa büyük demek yaşça büyük demek değildir; tecrübece büyük demektir.
Hayat, başlı başına bir tecrübedir…
Ondan dolayıdır ki bizim oralarda, çocuklara ve yeni yetmelere “cahil” tanımlaması yapılır!
Bu tabir, heyecanına, hevesine ve ihtirasına yenilen, mağlup olan gençlere bir ikaz mahiyeti de taşır. “Tecrübesiz” anlamında.
“Hatıra olsun, bir köşede dursun” türünden “Elli Sene” öncesine döneyim:
Harman mevsiminin sonunda, takip eden günlerde, bu sefer de mısır kırımı günleri başlar. Mısır kırımı önce içindeki fasulyenin toplanmasıyla başlar; sonra somaklar sapından kırılır ve aralıklı olarak öbek höbek biriktirilir. Kırma işi bittikten sonra kağnı çetenine doldurulur ve eve getirilir.
Söyleyeyim:
Oldukça meşakkatli bir iştir…
Artık güzlediği için adına “kuruluk” denilen bir yere boşaltılır. Yağmur, çamur bulaşmamalıdır. Evin çardağına, boş bir odasına, otluğun veya serenin kuruluğuna konulur. Havalar iyice soğumadan, kılıfından soyulur; serende kurumaya ve korumaya alınır.
Her hanenin özel bir kuruluğu, sereni veya otluğu bulunmaz. Yaşam şartları basittir; çünkü yokluk ve fakirlik öyle ister!
Mısır soyma işi akşam ezanından sonra üç beş kişinin marifetli ellerine bakar. Bu iş için bir iki komşunun davet edilmesi de olağan bir durumdur.
Komşular çağrıldığına göre adetten ve ikram olmak üzere sofra da kurulur.
Halamaz hakkında yazan kişi belki unutulmakta olan bir kelimeye yer vermiş: “Yatsunluk” veya onun yazdığı haliyle “Yadsunluk!”
Gecenin bir yarısı, uykudan önce yenilen yemek demektir.
Sofraya konulan yemek, ekmek ve aşa gelince:
“Pahlalu tarhana çorbası, güdül, haşlanmış veya közlenmiş mısır, külekten tereyağı, delikli fırın ekmeği, sac yağlısı, sıcak sac ekmeği ve mevsimi olmasından ötürü Amasya misketi ve sınap elması…”
Aklıma gelmişken:
Yörede “yemek” yerine “ekmek” kelimesi kullanılır.
Burada “pahlalu” kelimesi yöre ağzına göre yazılmış. Fasülyeye yörede “pahla” derler.
Mısır tarlasında, mısırla beraber ekilen ve mısır sapına sarmaşık gibi sarılarak üreyen, çiçek açan ve döken fasülyeye “ak pahla” adını vermişler.
Mısırın da fasülyenin de ana vatanı Amerika kıtasıdır. Domates ve Gosdil de aynıdır.
Halamaz köyü ve yörede bütün köylerde, espri
mahiyetinde olmak üzere mısır somağı soyma esnasında kaynana – gelin çekiştirmeleri ve dedikoduları olur.
Yazar buna da değinmiş:
“Şıpıdık” ve “gece öğretmeni” gibi.
Bu iki yamamadan da haberim var ancak ikincisi “gece hocası” olarak kulağımda kalmış.
“Yamama” tanımını kullandım çünkü sohbete eşlik eden ve sonra unutulan veya gizli gizli gıybete mahal veren kelimeler olduğu için gerçekle ilişkisi uzak olsun istedim.
Bir Ramazan Ayı Geleneği:
Sadece Ramazan ayına mahsustur.
Halamaz köyünde adına “Hakı Ramazan demişler. Oba ve Sepetli köylerinde ise, “Çağla veya Amin Çığırma” derler.
Çocuklar, 14’ncü Ramazan akşamı bir araya gelirler. Hakı Ramazan veya Çağla çığırma manisi eşliğinde her kapıya uğrarlar. Toplanan öteberi, çocuklardan birinin evinde, börek, çörek ve çay sofrasında eğlenceye dönüşür.
Aynı gelenek, Zuday’da “Sepet Sallama” adıyla Ramazan ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece düzenlenir.
Usul ve yöntem aynı fakat manilerde bazı küçük farklar var.
Halamaz’da Hakı Ramazan manisi şöyle:
“Hakı Ramazan el mübarek
Hakı Ramazan hoş mübarek
Çığıra çağıra geldik kapına
Çığırdık devletine
Devlette var bir pınar
Ne akar ne diner
Ondan içen huriler
Allah Allah dediler
Yağ verenin oğlu olsun
Un verenin kızı olsun!”
Bu demece bizim Oba köyünde ve Sepetli köyünde biraz değişik sözlerle ifade edilir:
“Hey kayısı kayısı
Dibine düşen iyisi
Bal olmazsa yağ olsun
Gadingeler sağ olsun
Yağ verenin oğlu olsun
Un verenin kızı olsun
Amin!”
Bu gelenek henüz yaşatılıyor. Umarım başına bir şey gelmez; en azından taş düşmez!
Taşova köylerinde eskiden beri sürüp gelen adet ve gelenekler hakkında, bu yazıyı ilk yazdığım sırada yeterli bilgiye ulaşamadım. Helbette bir yerlerde, internet ortamında, bir mecmuada veya bir kitapta bunlar var.
Biliyorum ki eksiklik benden kaynaklıdır.
Gelenek ve adetlerden olarak;
Bayramlar, düğünler, gurbete ve askere gidenlerin uğurlanması, yola koyulması ve karşılanması gibi bir yığın konu bulunuyor.
Umarım ki yeri zamanı geldiğinde temas edebilirim.
Enver Seyhan
Yeniden Düzenleme:
22 Şubat 2026
04 Ramazan 1447
09 Gücük 1441

Yorum Ekle