Dünya yine tanıdık bir senaryonun yeni sahnesine uyandı. İsrail ve Amerika’nın İran’a yönelik askeri hamleleri, her zaman olduğu gibi güvenlik, tehdit ve istikrar gerekçeleriyle açıklanıyor. Bu sözleri ilk kez duymuyoruz. Dün Irak’ta, Libya’da, Suriye’de aynı gerekçeler dile getirildi. Her seferinde dünya kamuoyuna aynı mesaj verildi: “Bu müdahale barış için yapılıyor.”
Ama artık şu gerçeği görmek zorundayız:
DEMOKRASİ BOMBA İLE GELMEZ.
GÜVENLİK ÜLKELERİ ZAYIFLATARAK SAĞLANMAZ.
İSTİKRAR, SAVAŞLA KURULMAZ.
Bugün İran yalnızca siyasi bir aktör olarak hedefte değildir. İran; dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerinden birine sahip, önemli petrol üreticilerinden biri olan ve küresel enerji taşımacılığının en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kontrol eden bir ülkedir. Dünya petrolünün önemli bir bölümü bu dar geçitten geçmektedir. Bu nedenle İran üzerindeki her baskı, aslında küresel enerji akışı üzerinde kontrol mücadelesidir.
ORTADOĞU’DAKİ SAVAŞLARIN MERKEZİNDE TOPRAK DEĞİL, PETROL VARDIR.
HEDEF SINIRLAR DEĞİL, ENERJİ YOLLARIDIR.
AMAÇ GÜVENLİK DEĞİL, KONTROLDÜR.
Bugün yaşanan gerilim yalnızca askeri bir hareket değildir. Gerilim arttıkça silah satışları artar, enerji fiyatları yükselir, yaptırımlar yeni ekonomik dengeler oluşturur. Krizler büyüdükçe savunma sanayii kazanır, enerji şirketleri güçlenir, küresel finans yeni alanlar elde eder.
BU ARTIK DEVLETLERİN DEĞİL, ŞİRKETLERİN SAVAŞIDIR.
2003’te Irak’a yapılan müdahale de aynı söylemlerle başlamıştı. “Kitle imha silahları var” denmişti. “Demokrasi getirilecek” denmişti. Sonuç ortada. Bir ülke parçalandı, milyonlarca insan yerinden oldu, yıllarca süren bir istikrarsızlık ortaya çıktı. Ama o süreçte petrol sahaları yeniden paylaşıldı, milyarlarca dolarlık yeniden yapılanma ihaleleri dağıtıldı, silah satışları rekor kırdı.
Bugün İran’a yönelen baskı, aynı yaklaşımın yeni bir halkasıdır.
Çünkü modern dünyada dış politika yalnız güvenlik kaygılarıyla değil; enerji güvenliği, tedarik zinciri kontrolü, pazar hâkimiyeti ve ekonomik çıkarlarla şekillenmektedir. Birçok ülkenin karar mekanizmaları, artık yalnız siyasi akılla değil, büyük enerji, savunma ve teknoloji şirketlerinin ihtiyaçlarıyla da paralel ilerlemektedir.
ŞİRKETLER İÇİN İNSAN HAYATI MALİYETTİR.
ÜLKELER BİRER PAZARDIR.
DOĞA İSE TÜKETİLECEK BİR KAYNAKTIR.
Bugün İran’a yapılan baskı aslında yalnız İran’a verilmiş bir mesaj değildir. Bu mesaj, enerjiye sahip olan, stratejik konumda bulunan ve bağımsız hareket etmeye çalışan tüm ülkelere yöneliktir.
Eğer bir ülke kendi enerjisini kontrol edemez, kendi teknolojisini üretemez, ekonomik bağımsızlığını sağlayamazsa; küresel güç mücadelesinin baskısı altında kalmaya mahkûm olur.
GÜNÜMÜZÜN ASIL SAVAŞI ASKERİ DEĞİL, EKONOMİK BAĞIMSIZLIK SAVAŞIDIR.
Bugün yaşananlar bize açık bir gerçeği bir kez daha hatırlatmaktadır. Kaynaklara sahip olan ülkeler hedef olur. Bağımlı olan ülkeler yönlendirilir. Üreten ve kendi gücüne dayanan ülkeler ise ayakta kalır.
Dün Irak’tı.
Bugün İran.
Yarın kimin olacağını ise yalnız siyaset değil, enerji ve çıkar haritaları belirleyecek.
Çünkü bu çağda savaşların adı değişse de gerçek değişmemektedir:
BU DÜNYADA DEMOKRASİ TAŞINMIYOR.
PETROL TAŞINIYOR.
İsmail Erdal – Emekli Eğitimci


