DÜNYAYI GERİ ALACAĞIZ…

0
67
“Bir Dünyayı Nasıl Yedik” diye yazmıştım; o metin bir ağıt değil, bir itiraf gibiydi. İnsanın doğayla, insanın insanla, gücün akılla kurduğu kirli ilişkiye tutulmuş bir aynaydı. Dünya iyileşmedi, tersine yangın büyüdü, haritalar yeniden kanla çizildi, şirketler devletlerin yerini aldı, yalan gerçeği geçmeye başladı. İşte bu yazı, o itirafın devamıdır; ama bu kez yas tutmak için değil, suskunluğu bozmak ve “dünyayı geri almak” için kaleme alındı.
Kardeşim, kabul edelim: Biz bir dünyayı yedik. Hem de kemikleriyle birlikte. Ormanları dişlerimizin arasında öğüttük, nehirleri boğazımızda kuruttuk. Bunu aç olduğumuz için yapmadık; hırslı olduğumuz için yaptık. Sustuk ve sustuğumuz için yedik.
Ama şimdi ellerimiz kirli diye yıkamaktan vazgeçemeyiz. Dünya yanıyor diye ışığı söndüremeyiz. Tam tersine, artık birbirimizi dinleme zamanıdır.
Şunu açıkça söyleyelim: Silah üreten, barış kelimesini ağzına alamaz. Kârla büyüyen bir düzen, adalet sözcüğünü kirletir. Şirketleşmiş bir akıl insanı sayıya indirger, sonunda mezara barkodla gönderir. Bunu kitaplardan değil, kanla öğrendik. Ekran başında çocuk cesedi sayarak öğrendik.
Şimdi soruyorlar: “Ne yapacağız?”
Cevap net kardeşim: Önce susmayacağız. Ama bağırarak da konuşmayacağız. Çünkü bağırmak çoğu zaman patronun işine yarar. Biz kanıtla konuşacağız, belgeyle yürüyeceğiz. Yalanı, adresiyle birlikte teşhir edeceğiz. Her söze şu soruyu soracağız: Kimin cebine giriyor? Her habere bakacağız ve şunu düşüneceğiz: Kimin parası konuşuyor?
Çünkü yalan örgütlüdür. Onu ancak örgütlü gerçek yıkabilir.
Bizi yıllarca müşteri yaptılar. Alnımıza etiket yapıştırdılar. “Satın al” dediler, “unut” dediler, “karışma” dediler. Oysa biz yurttaştık. Yurttaş hesap sorar. Yurttaş parasının izini sürer. Yurttaş susarak değil, örgütlenerek konuşur.
Paranın aktığı yere bak; iktidar oradadır. Bu yüzden söylüyorum: Sendika, kooperatif, oda, birlik… Tek insan ince bir tel gibidir, kopar. Ama örgütlü halk çeliği büker.
Devlet dediğimiz şey bizim evimizdi. Ama kapısı kilitlendi, penceresi karardı. İhaleler kapalı, hesaplar karanlık, yöneticiler zenginliğini gizliyor. Biz temizlik istiyoruz. Şeffaflık istiyoruz. Bu bir ideoloji meselesi değil; bu insan gibi yaşama talebidir.
Çocuklara gelince… Onlara itaat öğretmeyeceğiz. Soru sormayı öğreteceğiz. “Niye?” demeyi, “Kim söylüyor?” demeyi, “Kanıt nerede?” demeyi… Ezberleyen değil düşünen, boyun eğen değil aklını kullanan insanlar yetiştireceğiz.
Toprağa bak: Beton yiyor, tohum kusuyor. Gıda başkasının elindeyse ülke bağımsız değildir. Enerji başkasının cebindeyse bayrak süstür. Yerel üretim, kooperatif tarım, kamusal enerji istiyoruz. Doğa talanı değil, doğa aklı istiyoruz. Bu romantizm değil kardeşim; bu yarın aç kalmamak meselesidir.
Artık bir de görünmeyen silah var: Veri. Kimin neye kızdığını bilen, onu oraya sürer. Algoritma bu düzenin yeni copudur. Veri halka ait olacak. Teknoloji denetlenecek. Dijital iktidar şirketlerin değil, kamunun olacak.
Ve sakın kurtarıcı bekleme. Kurtarıcı bekleyen zincirini parlatır. Kurtuluş mahallede başlar, okulda büyür, işyerinde sertleşir, sandıkta görünür.
Ben umut satmıyorum kardeşim. Plan söylüyorum. Bu düzen planla kurulduysa, planla yıkılır.
Evet, bir dünya yedik. Ama dünya yiyenlerin değil, geri almaya cesaret edenlerin olacak. Şimdi ayağa kalk. Aklını geri al. Sesini büyüt. Birlik ol. Çünkü insan susarsa kalabalık olur; örgütlenirse tarih olur.
İsmail Erdal 26.01.2026 Muğla

Yorum Ekle