CUMHURİYETTEN BUGÜNE AKLIN VE TOPLUMUN YOLCULUĞU

0
22
ÇOĞUNLUK, DEMOKRASİ VE TOPLUMSAL BİLİNÇ:
CUMHURİYETTEN BUGÜNE AKLIN VE TOPLUMUN YOLCULUĞU
İsmail Erdal – Emekli Eğitimci
Bir toplumun DEMOKRASİ yolculuğu yalnız seçim tarihleriyle ölçülemez. Asıl mesele, İNSANIN AKLIYLA, EMEĞİYLE VE ORTAK YAŞAMA İNANCIYLA kurduğu TOPLUMSAL DÜZENİN niteliğidir. Türkiye’nin serüveni de böyledir. Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne uzanan süreç, yalnız siyasal değişimlerin değil; İNSANIN KENDİNİ ANLAMA VE TOPLUMU DÖNÜŞTÜRME ÇABASININ hikâyesidir.
Cumhuriyetin ilk yılları, bir yıkıntının içinden AKLIN IŞIĞIYLA yeniden ayağa kalkma dönemidir. Bu dönem yalnız bir devlet kurma süreci değil; ZİHİNSEL VE KÜLTÜREL BİR YENİDEN DOĞUŞTUR. Okulların açılması, yazının değişmesi, kadının toplumda yer bulması, hukukun yenilenmesi; bunların hepsi DEMOKRASİNİN TOPRAĞA EKİLEN TOHUMLARI olmuştur. Çünkü DEMOKRASİ, yalnız sandıkta değil; EĞİTİMDE, ADALETTE VE GÜNLÜK YAŞAMDA YEŞERİR.
1950 ile birlikte halkın yönetime sandık yoluyla yön vermesi yeni bir kapı açmıştır. Bu, HALKIN SESİNİN SİYASETE YANSIMASI bakımından önemli bir adımdır. Ancak zamanla anlaşıldı ki HER ÇOĞUNLUK KARARI DEMOKRASİ DEMEK DEĞİLDİR. Çoğunluğun gücü, AKLIN VE ADALETİN DENETİMİNDEN ÇIKTIĞINDA DEMOKRASİ ZAYIFLAR. Çünkü DEMOKRASİ SAYIYA DAYALI BİR YÖNETİM DEĞİL; BİLİNÇLİ YURTTAŞLARIN ORTAK AKILDA BULUŞTUĞU BİR YAŞAM BİÇİMİDİR.
1980 dönemi ise Türkiye’ye acı bir gerçeği hatırlatmıştır: TOPLUM SİYASETTEN UZAKLAŞTIRILDIĞINDA, DEMOKRASİ YALNIZCA KAĞIT ÜZERİNDE KALIR. Emekçinin sesi kısıldığında, gençlerin umudu törpülendiğinde, düşünce korkuyla bastırıldığında; DEMOKRASİ ZAYIFLAR, DEVLET GÜÇLENİR AMA TOPLUM YOKSULLAŞIR. Bu süreçte insanların geçim kaygısı, düşünme ve sorgulama gücünün önüne geçmiştir. Böylece DEMOKRASİ BİR YAŞAM KÜLTÜRÜ OLMAKTAN ÇIKIP BİR YÖNETİM YÖNTEMİNE İNDİRGENMİŞTİR.
2000 sonrası dönem ise başka bir sınav getirmiştir. Bu kez sorun, yalnız yönetim biçimi değil; TOPLUMUN BİRBİRİNE OLAN GÜVENİNİN ZEDELENMESİ olmuştur. İnsanlar ortak değerler yerine kimlikler üzerinden ayrışmaya başlamış, SÖZ YERİNE SES, AKIL YERİNE TARAFLIK ÖNE ÇIKMIŞTIR. Oysa DEMOKRASİ, AYNI DÜŞÜNMEK DEĞİL; FARKLI DÜŞÜNENLERLE BİR ARADA YAŞAYABİLME ERDEMİDİR.
Ekmeğin adaletsiz bölüşüldüğü, emeğin karşılığını bulmadığı, gençlerin geleceğe umutla bakamadığı bir yerde DEMOKRASİ SAĞLAM KÖK TUTAMAZ. Çünkü DEMOKRASİYİ AYAKTA TUTAN YALNIZCA KURALLAR DEĞİL; TOPLUMSAL ADALET VE ORTAK SORUMLULUK BİLİNCİDİR.
Cumhuriyetten bugüne baktığımızda şunu açıkça görürüz: DEMOKRASİ BİR SONUÇ DEĞİL, SÜREKLİ YENİDEN KURULAN BİR TOPLUMSAL SÖZLEŞMEDİR. Bu sözleşmenin temeli ise OKULDA, ATÖLYEDE, TARLADA VE İNSANIN VİCDANINDA ATILIR.
Bir toplum ancak DÜŞÜNEN, SORGULAYAN VE SORUMLULUK ALAN İNSANLARLA GÜÇLENİR.
Gerçek özgürlük, çoğunluğun dediğini yapmak değil; AKLIN VE ADALETİN YOL GÖSTERDİĞİ ORTAK BİR GELECEĞİ KURABİLMEKTİR.
Demokrasi, bir gün kazanılıp sonsuza dek korunacak bir hak değil; HER GÜN EMEK VERİLEREK YAŞATILMASI GEREKEN BİR İNSANLIK DEĞERİDİR.
Bugün bize düşen görev; geçmişten ders alarak GELECEĞİ AKLIN IŞIĞINDA KURMAKTIR.
Çünkü BİR TOPLUMUN GERÇEK GÜCÜ, SİLAHLARINDA YA DA SERVETİNDE DEĞİL; BİLİNÇLİ VE ONURLU İNSANLARINDA SAKLIDIR.
28.03.2026 Muğla

Yorum Ekle

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz