İnsan uyurken uyanırdı tabiat ve yeniden doğardı küllerinden. Beyazlar giymiş gelin, damat misali kar yağardı yeryüzüne dans ederek ve şahit olurdu bu manzaraya gözleri yenik düşmeyen uykuya.
Bir eski mani söylerdi köy yerlerinde doğmuş çocuklar hep bir ağızdan sırtlarında kızaklar, donmuş parmak uçlarına, buz tutmuş pantolon paçalarına aldırmadan.
“Soku dibine kurt gelmiş
Fırın önüne it gelmiş
Bak bunun adı bez
Herkes evine tez ” diyerekten ısmarlaşırlardı yarın tekrar buluşmak dileğiyle.
Daha kapı önlerinde karşılanırdık üstündeki karları silkelenmeden sakın içeri girme diyen büyüklerimiz tarafından ve bu hiçte iyiye alâmet sayılmazdı bizim açımızdan.
Morarmış ellerimize, buz tutmuş pantolon paçalarımıza ve ha bire çektiğimiz burunlarımıza rağmen üşüdük demezdik, üşüdünüz mü sorusuna.
Evlerin olmazsa olmazı sobaların başında alırdık soluğu ve kedi misali sokulurduk boş bulduğumuz yer minderlerine.
Yağannımızı sobaya verince bir uyku bastırırdı yemeği bile görmezdi gözümüz uyuklardık, eteşin duvarlara karmakarışık şekiller çizdiği masal diyarlarında.
Sobanın hem ısıtma hem aydınlatma hem de pişirme özelliğine şahit olurduk gözler uykuya varmak üzereyken ve birden maşa belirirdi tüm ihtişamıyla anamızın kudretli ellerinde.
Eyice ısındınız mı diye başlayan sorgu suvalin sonu nereye varacak bilirdik emme heçte şikayetçi olmazdık halimizden.
Ağşama kadar kızak kayınırken yırtılan pantolan, kazak, gocuk ve çorabın hesabını verirdik ve gıkımızı dahi çıkarmadan faydalanırdık maşanın şefkatinden.
Şinci ıp ırahat uyursunuz artık sözüyle bitmek üzereyken günümüz aynı maşa üzerinde gelirdi közlenmiş etimiz ve yağlu ekmeğimiz.
Bir rivayete göre Cennetten çıktığına inanılan sopanın en belirgin temsilcisi olan maşa ve Cennetin ayakları altında olduğu söylenilen analarımız ikisi bir araya gelince doyum olmuyordu tadına.
Artık uyuma vaktiydi ve maşa, masal soba geride kalmak üzereydi şinci tek düşüncemiz yarın tekrarını yaşayacağımız hayata sağ salim uyanmaktı.
Biz bir neslin çocukları bunları bire bir yaşadık ben hasbelkader yazdım sizde umarım beğenerek okursunuz.
Neharoğlu
Hakkı BİÇER
İstanbul








