Enver Seyhan
Macera mı derler,
Ne derler
Kendimden de yazmak istiyorum bazan. Kendimle aynı durumda olanlarla paylaşmak adına.
Benim hayat serüvenim acı bir serüven olup ana yolda yürürken yolumun birilerince kesildiğini hissedince mecburen önüme çıkan üç beş tali yoldan birini tercih etme şeklinde vücut buldu.
Yan yolların hangisinin ana yola daha yakın olduğunu bilemedim.
Bir ezber tutturmuştum; o ezber üzerinde sınama deneme yaparak bu günlere geldim.
Hiçbir “keşke” gideni geri getirmez. Hiçbir “pişmanlık” mutluluk temin etmez.
Ham meyvenin tadı genelde acıdır. Kekremdir desem de olur herhalde.
Her neyse!
“Hamlarla” mücadele ederek kemâle erişmeyi zannetmek ise akl-ı nakıslıktır.
Ömrümün çoğu bitti.
Bir dost ile sohbet ederken babamdan söz açılınca; “şükret ki babandan altı sene daha fazla yaşadın şu gün itibariyle bu yalan dünyada” demişti.
Benim önceki hayatımı bilmiyordu; ona da “hayatım acı bir serüven” dediğim oluyordu. Dostum o serüvenden kısmi de olsa bilgilendi.
Keşkelere rağmen dümdüz bir hayat sürdüm. İçinde günah yığınları da var. Bir ovadaki ekin yığınları gibi. Hatta “cuğul” gibi yakın birbirine ve küçük aralıklarla bir arada.
El veren olmadı demek olmaz lakin el verenlerin ekserisi aşkını ifade etmek babından sevdiğine gül verenlere benzedi; gül solunca diken oldular!
Huyum çok kötü.
Teskin olmaz.
Selamı sabahı kesmesem de bu tür davranışları “hamlık” olarak addettim ve muhataplarla mesafeyi açtım, kendimi çektim, uzaklaştım!..
Üç günlük dünyada herhangi bir kimseyi olur olmaz şekilde yargılamak gibi bir hakkım yok!
Ayrıca huyum da yok!
Her beden bir can. Her canın duygusu ve düşüncesi var.
Ve hür!
İstenmemek doğal.
Ortamı terk etmek ve bir daha oralarda az görünmeyi hatta görünmemeyi denemek…
Bunun adı ise tam anlamıyla “adamlık!”


