İsmail Erdal – Emekli Eğitimci
Çocukluğumda düğünlerde en hoşuma giden oyun, iki kişinin karşılıklı, zurnanın kıvrak sesiyle davulun tok ve hareketli ritmi altında oynadığı Simsim’di. Akşam çökerken düğün yerinin ortasına büyük bir ateş yakılırdı. O ateş yalnızca geceyi aydınlatmazdı; yüzleri, bakışları, niyetleri de görünür kılardı. Eşler ateşin etrafında döner, karşılıklı oynar, sonra çekilir; yerini başka iki kişilik bir ekibe bırakırdı. Zurnanın sesi göğe yükselirken, davulun vuruşu toprağı uyandırırdı. O anlarda oyun sadece oyun değildi; köyün kalbi atardı.
Bugün dönüp baktığımda görüyorum ki Amasya–Taşova–Suluova hattında Simsim, geçmişten bugüne taşınmış sıradan bir eğlence değil; yaşayan bir kültür hafızasıdır. Hele Taşova’da düğünlerin baş oyunu gibi yerini alması, kendiliğinden olmuş bir şey değildir. İnsanlar kalabalıkta kaybolan oyunlardan önce, iki kişinin ortada kaldığı, bakışların konuştuğu, bedenin söze dönüştüğü bu oyunu seçmektedir. Özellikle Simsim eşler arasında oynanmaya başladığında, oyunun anlamı derinleşmiş, dili değişmiş, ruhu genişlemiştir.
Simsim’in iki kişilik oluşu tesadüf değildir. Bu coğrafyada düğün, bireyin kalabalıkta silindiği değil; tam tersine kendini gösterdiği, tanıttığı, sınandığı bir meydandır. Kalabalık oyunlar topluluğu anlatır; Simsim ise insanı anlatır. İki kişi karşı karşıya durduğunda, ortada bir söz doğar. Ama bu söz dille değil, bedenle söylenir. Ben Simsim’i hep böyle gördüm: iki kişinin, ritimle konuştuğu bir halk dili. Eskiden bu dilin içinde güç, denge, çeviklik vardı. Gençler kendini ölçer, “ben de varım” derdi. Bu, kültürün bir dönemine ait sahici bir gerçeklikti. Ama zamanla hayat değiştikçe, Simsim de hayatın ritmine uydu; içine sevgi ve uyum da aldı.
Çocukluğumda yakılan o büyük ateş, düğünün sadece ışığı değildi. Ateş; birlikti, toplanmaydı, kışa karşı dayanışmaydı, arınmaydı. Eşlerin ateşin etrafında karşılıklı oynaması, aslında hayatın etrafında birlikte dönmenin simgesiydi. Ateşin çevresinde herkes ısınırdı ama ortada oynayan iki kişi, o ısının içinde kendi hikâyesini anlatırdı. Sonra çekilir, yerini başkasına bırakırdı. Tıpkı hayat sahnesinde kuşakların birbirine yer açması gibi.
Simsim’i etkileyici kılan şey süs değil, anlamdır. Oynayan ayağını boşuna kaldırmaz. Davulun tok sesiyle birlikte yere vurulan ayak, sadece ritim tutmaz; “buradayım” der. Toprağa sağlam basmak, bu coğrafyada var olmanın ifadesidir. Adımlar uzun uzun atılmaz; kısa, seri ve kontrollüdür. Çünkü hayat ani değişir; insan da her an hazır olmalıdır. Dönüşler, yarım daireler, karşıdakine yaklaşırken sınırı bilmek demektir. Simsim’de kimse kimseye değmez; çünkü bu oyun edep üzerine kuruludur. Çömelip kalkmalar bana hep şunu düşündürmüştür: insan bazen eğilir ama yıkılmaz. Toprağa yaklaşır ama ayağa kalkmayı bilir. Zurna ise bu oyunda bir anlatıcıdır. Zurna kıvrıldıkça ayak da kıvrılır; beden müziği takip etmez, müziği anlar.
Eskiden Simsim daha çok erkeklerin oynadığı bir oyundu. Güç, dayanıklılık, çeviklik ön plandaydı. Bugün ise çok kıymetli bir dönüşüm yaşanıyor. Kadın Simsim oynadığında oyunun sert çizgisi yumuşuyor ama zayıflamıyor; aksine anlam zenginleşiyor. Ayağın vuruşunda bile bir incelik, bir akıl, bir ölçü hissediliyor. Asıl dönüşüm ise eşlerin karşılıklı oynadığı anda ortaya çıkıyor. O zaman Simsim bir güç gösterisi olmaktan çıkıyor, bir sevgi gösterisine dönüşüyor. Meydan okuma yerini uyuma bırakıyor. “Ben senden üstünüm” değil, “biz aynı ritimdeyiz” diyen bir dile kavuşuyor. Eşlerin birbirine bakarak, söz kullanmadan anlaştığını görmek, bana göre bir düğünün en sahici anıdır. Bu, düğünde atılan en kıymetli imza gibidir.
Bugün Taşova’da Simsim’in baş oyun olarak yerini alması, halkın kendi kimliğine sarılma ihtiyacındandır. Modern müzikler, hızlı tüketilen eğlenceler gelir geçer; ama Simsim kalır. Çünkü köklüdür. Çünkü insana bakar. Çünkü artık yalnızca gençlerin değil; eşlerin, ailelerin, kadınların da sahiplendiği bir düğün dili haline gelmiştir. Bu sahiplenme, oyunun geleceğini de kurtarmaktadır.
Bir emekli eğitimci olarak şunu çok net söylüyorum: Kültür kendiliğinden yaşamaz. Yaşatılmazsa silinir, korunmazsa unutulur. Simsim gibi yerel oyunlar için belediyelerin atacağı adımlar hayati önemdedir. Kadın-erkek birlikte halk oyunu ekipleri kurulmalı, düğün sezonu öncesi Simsim atölyeleri açılmalı, ilçe festivallerinde zurna-davul eşliğinde Simsim geceleri düzenlenmeli, okullarda yerel kültür kulüplerine destek verilmeli, yaşlı ustalarla gençler buluşturulmalı ve Amasya–Taşova–Suluova hattını kapsayan bir yerel oyunlar belgeseli çekilmelidir. Çünkü yarın bu oyunu aradığımızda, oynayan kalmayabilir.
Benim için Simsim bir düğün oyunu değildir sadece. Zurnanın kıvraklığında, davulun tok sesinde, ateşin etrafında dönen iki insanın hikâyesidir. Dün gençliğin kendini ölçtüğü bir dildi; bugün eşlerin birbirini anladığı bir dile de dönüşmüştür. Bu toprakların kendini anlatma biçimidir Simsim. Ve bu anlatı yaşamalıdır.
İsmail Erdal
Emekli Eğitimci
NOT: Amasya yöresinde oynanan Simsim oyunu, yalnızca bir düğün eğlencesi değil, kökleri Orta Asya’ya uzanan kadim bir kültürel belleğin bugüne taşınmış hâlidir. İki kişinin karşılıklı, ateşin etrafında dönerek oynadığı bu oyun; Orta Asya şaman kültüründe ateşin arındırıcı gücü, karşılaşma ve denge anlayışıyla benzeşir. Ateş, kötü ruhlardan arınmayı; karşılıklı duruş ise doğayla ve insanla kurulan saygılı ilişkiyi simgeler. Davulun ritmi ve zurnanın kıvrak sesiyle beden dile gelir, sözsüz bir anlatım başlar. Simsim, bu yönüyle hem geçmişin inanç izlerini hem de Anadolu insanının kolektif hafızasını taşıyan canlı bir kültür mirasıdır.





