Amasya İtimat

ARŞİVİMİZDEN, BİR ZAMANLAR TAŞOVA’da YAZLIK, KIŞLIK SİNEMA VARDI

0
827

Ahmet Günaydın

1944 yılında kurulan ilçemiz 1950’li yılların sonlarında sinema ile tanışmış. O dönemlerde ülkemizde televizyon dahi yok. 1964’de kurulan siyah-beyaz TRT televizyon yayınları, 23 Nisan 1975 günü Herizdağ’a kurulan verici ile ilçe merkezine ulaşabilmiş. Fakat ne mümkün televizyon almak, zira televizyon ateş pahası. Altmışlı yıllarda radyo bile zenginlerin vitrininde bulunuyordu.Velhasıl yurdum güzel insanının tek eğlence kaynağı sinema. Şimdilerde Yalçın manavın olduğu o dönemlerde mülkiyeti belediyeye ait dörtyüz metrekarelik alan ilçemizin tek sinemasıydı. Yeni Sinemada film öncesi dinlediğimiz şarkılar, kuşkusuz o dönemin gençlerinin Türk sanat müziğini sevmesinde en büyük etken olmuştu. Merhum Ömer Caba’nın müstecirliğini yaptığı sinemada Pazar günleri yapılan kadınlar matinesi özellikle genç kızlar ve bayanlar tarafından büyük ilgi görürdü. Şimdiki Belediye düğün salonunu girişi o zamanlar sebze hali ve  pazarına açılır ve bayan girişi sinemanın arka kapısından sağlanılırdı. Gün içerisinde o akşam oynayacak filimin tahtaya yapıştırılmış afişi, ilkel bir anons yolu ile yaya olarak vatandaşa duyurulur, küçük çocuklarda peşlerinden onlara eşlik ederlerdi.  Film seyrederken en sinir bozucu an;  filmin ani kopuşu ve  seyircilerin neredeyse tamamının makinisti öpüşü (!) olurdu. İlçe ekonomisine küçük de olsa ekonomik katkısı ve iş istihdamı oluştururdu. Bu sektör sayesinde mevsimine göre kuruyemiş, dondurma, kestane gibi çeşitli ürünler yazlık ve kışlık sinemanın önünde satılırdı.

Bu haberin yapımında emeği geçen genç kardeşimiz Öğretmen Kenan Caba’ya teşekkür ederken, eski arşivde gözümüze çarpan  ilginç detaylardan biri, 1959 yılında dönemin Taşova Malmüdürü tarafından onaylanan işletmeye ait İşletme Defteri oluyor. On beş lira değerindeki sinema biletleri, o  zaman  tek orta öğrenim kurumu olan Taşova Ortaokulu Yardımlaşma Derneğine ait yardım kuponları, rulo halinde film, kırkbeşlik plak ve long playlar, Atatürk armalı telefon, radyo, film afişleri, sinemaya ait çeşitli argümanlar insanı taa yetmişli yıllara götürüyor.

Yetmişli yılların başlarında yine Çağpar caddesinde merhum Ömer Arduç tarafından ilçemizin ikinci sineması açılıyor. Aynı yıllarda o dönemin kasabalarında teknik imkanlar ölçüsünde filmler gösterime giriyor. Kar eden bir sektör olan sinemacılar yaz mevsimin yakıcı sıcak meselesinin çözümü için önce altmışlı yıllarda şu an Ziraat bankasının bulunduğu alanı, bankanın kendi mekanına taşınması nedeni ile halen Camii sokaktaki Sefa Kardeşler fırınının bulunduğu alanı yazlık sinema haline getirdiler.

İlçemizde sinema; Seksenli yıllarda başlayan baş döndürücü teknolojik gelişmelere yenik düşmüş, önce Yeni Sinema, doksanlı yıllarda Arduç Sineması kepenkleri indirmek zorunda kalmış.

Başyazarımız Naci Konyar’ın Yeni Taşova gazetesinde 2 Eylül 1994 günü konu ile ilgili kaleme aldığı o enfes yazıyı sizlerle paylaşıyoruz:

KAYBOLAN MEKANLARIMIZ

Yaşı kırk ve daha yukarı olup da merhum Ömer Caba’nın yazlık sinemasına gitmeyenimiz yoktur sanırım. Şimdi PTT binasının bulunduğu yerde lise  karşısında yüksek hapishane duvarları gibi duvarı olan ön cephesinde gişe, büfe kısmı ve giriş kapısı bulunan zamanın en güzel eğlencesiydi Ömer Caba’nın yazlık sineması…

”Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer”

Gelin hep beraber bugün, kaybettiğimiz eski mekanlarımızdan yazlık sinemamızı ve sinemalarımızı hatırlamaya çalışalım.

Filmin oynatıldığı makine dairesinin her iki yanı seyircilere ayrılmıştı. İlk giriş yaşlı sinemaseverlerin oturduğu bölümdü. Diğer yana ise aile kısmı deniyordu. Buraya bayanlar ve aileler oturtulurdu. Erkeklerin oturduğu bölümde uzun tahta kanepeler, aile kısmında ise numaralandırılmış masalar vardı. Sinemanın ortasında ve perdeye yakın kısmında genellikle gençler ve çocuk seyirciler otururdu. Burada da uzun tahta kanepeler sıralıydı.

Çocukluk ve gençlik yıllarımızın tek eğlencesi olan yazlık sinemamızda film değişmesini merakla beklerdik. Seyrettiğimiz filmin bir an önce değişmesini isterdik. Çünkü her film bizim için yeni bir keşif, yeni bir eğlenceydi…

Hele bez afişleri bir hafta önceden asılan filmler vardı ki artistlerin büyük boy ve renkli resimlerinin olduğu bez afişler bize sanki filmin muhakkak seyredilmesi ve kaçırılmaması gerektiğini ikaz eder gibiydi…

Film gösterime sunulunca Muhittin abi tenekeden yapılmış huni şeklindeki kocaman megafonu ile ağzını yaya yaya filmin tanıtımını sokak sokak dolaşarak yapardı. Arkasında filmin afişlerinin bulunduğu tahta reklam panosu iki çocuk tarafından tutulur, onların arkasından da bir çok küçük çocuk merak ve ilgi ile onları koşuşarak izlerdi.

İnsanlarımızın televizyonu tanımadan önce tek eğlencesiydi sinemalar. Bu mekanlar bugün teker teker kayboluyor. Televizyon nesli ne yazık ki yazlık sinema zevkini tadamayacak…

30 Ağustos gibi tarihi önemi olan günlerde genellikle günün manasına uygun filmler oynatılırdı. Hele filmin içinde atın üzerinde Atatürk ve Türk Bayrağı görüntüsü sinemanın bir anda alkış ve ıslık sesleriyle dolmasına sebep olurdu.

Sinemalarda kötü adama müşterek kızar, sonu iyi biten filme beraber sevinir, kısaca ortak sevinmeyi, ortak üzülmeyi öğrenirdik…

Bugün rahat koltuklarımızda televizyonların değişik kanallarında çeşit çeşit filmler oynamasına rağmen, o günün sinemalarında seyrettiğimiz filmlerin tadını almak  mümkün mü?

Bizler kaybolan bu mekanlarda paylaşmayı öğreniyorduk. Bir okuldu sinemalar seyircisi öğrenci, filmleri öğretmen…

Faruk Korkmaz

Bizleri çocukluğumuza götürdünüz Okulca öğretmenlerimiz gü düz sinemaya götürürdü.Hey gidi günler hey..
BeğenYanıtla1s
Suat Bayrak

Kışlık sinemada film başlamadan önce ve film bittikten sonra Selahattin Cesur un Dert bir değil Elvan Elvan türküsü… Yazlık sinemada ise Barış Manço nun Gamzedeyi m deva bulmam plajları çalınırdı.
BeğenYanıtla3y
Vasfi Dolak

Çok fazla gidemesem de o günleri yaşadım. Kaleminize ve elinize sağlık.
BeğenYanıtla23y
Hamza Caba

O güzel çocukluk günlerimizi sinema açısından kaleme alıp, o günleri nefis bir anlatımla bizlere tekrar yaşatan Naci Konyar ve Ahmet Günaydın abilerime teşekkür ediyorum. Kelemlerinize, yüreklerinize sağlık. Bu vesile ile, ebediyete göçen rahmetli Ömer amcamında ruhu şad olsun. (Fotoğrafta rahmetli Ömer Amcam elimden tutmuştu)
Hamza Caba
BeğenYanıtla63y

Hasan Çakirtaş

O eski günleri zeksaglna anlatln ki doğduğu top raklarln klymeti nj bilsin
BeğenYanıtla3y
Ahmet Demirtas

O günleri derinden yad ettim eline kalemine sağlık
BeğenYanıtla3y
Sami Aytaç

Güzel yazı elinize sağlık bize kısa yaşadığımız tarihi hatırlatıyor. Ahmet bey birde 1970 yılından önce kullanılan tarım aletlerini anlatan yazı kaleme alırmısınız. Kara saban taş dişli harman döğme düvenleri. Sizde düvene kağnıya binmişsinizdir
BeğenYanıtla3y
Hüseyin Şahin

Hey gidi günler Taşova küçüktü ama kendi yağıyla kavrulan işçisiyle memuruyla mutlu insanlar la dolu olan şirin bir ilçeydi. Postahanenin oradaki yazlık sinemaya girmeye genelde paramız olmadığı beleşçilerin seyir yeri olan ağaçlardan seyrederdik  bekçi amcalarimizdan az sopa yemedik mekanları cennet olsun.
BeğenYanıtla13y

Recep Erdem

1980 Ekim ayı, Kurban Bayramının 3. günü o ikinci sinema olan salonda benim nişan yüzüğüm takıldı. Kurdeleyi kesen sevgili öğretmenlerimizden Mahmut Yılmaz amcamızı da saygı ve sevgilerimle selamlıyorum, şu an Taşova daki evinde bulunmakta…. Heygidi günler tam 41 yıl geçti üzerinden…. Saygılar….
BeğenYanıtla3y
Faruk Korkmaz

Eski Türkiye’de insanlar mutluydu.
BeğenYanıtla13y
Hamdi Yildiz

Ancak bu kadar anlatılırdı,eski sinema ve televizyon günleri, sayın Ahmet günaydın ve Naci konyar abimi bu güzel yazılarından dolayı kutluyorum,bizle taa 70 li yılları hatirilarimizla canlandırdıkları için,güzeldi ve çok ta mutluyduk o günlerde,o yılların nesli yurdu, ülkesi için tartışır ve üretirdi,nerede şimdiki gençler????

Yorum Ekle