Amasya İtimat

ADALET ÜZERİNE SÖYLENENLER…

0
859

Naci Konyar
“Adalet, toplum hayatının ve insan mutluluğunun vazgeçilmez koşuludur. “Adalet Mülkün Temelidir” ilkesi yüz yıllarca önce söylenmiş ve bugüne kadar gerçekliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir. En ilkel toplumlarda bile kendisini hissettirmiş olan adalet duygusu insanlığın ortak malıdır. “Toplum yaşamı adaletle sonsuzlaşır, adaletsizlikle yıkılır” diyenleri tarih daima haklı çıkarmıştır. Gerçekten adaletsizlik kadar hiçbir şey toplumları huzursuzluğa düşüremez ve insanlara ıstırap veremez.”
Değerli okuyucular T.C. Yargıtay Başkanlığı’nın 1943 -2017 yılları arasında Yargıtay Başkanlarının Adli yıl açılış konuşmalarını ihtiva eden 912 sayfalık kitabın 655 sayfasını okumuştum ve kendimce önemli gördüğüm bazı satırlara yıldız koymuştum. Bu yazımda onları sizlerle paylaşmak istiyorum.
1949-1950 Adli yıl açış konuşmasında Yargıtay 1. Başkanı Halil İbrahim Özyörük, şunları söylüyor;
“Adalet erkinin, bir devlet içerisinde kendisine düşen görevleri layıkıyla yapabilmesi, siyasi mülahazaların üstünde kalabilmesiyle mümkündür. Yargıç, siyasi cereyanları bilmek, lakin onlara seyirci kalmak zorundadır. Yargıç, politikanın şelale halinde çağlayan köpüklü dalgalarını, üstünde bulunduğu yargı köprüsünün korkulukları gerisinden seyreder. Hakiki yargıç, şu veya bu politika cereyanına temayül göstermeyecek kadar kendi hisleri üstünde kalır, itiraf etmelidir ki: Bu her zaman kolay bir iş değildir. Ancak, unutmayalım ki, yargıç olmakta herkesin karı değildir. Kendisinde siyasi hadiselerin fevkine çıkabilecek kudreti göremeyen kimse iyi bir hakim olamamak bahtsızlığındadır. Bu takdirde en kestirme çare, yargı kürsüsüne çıkmamak olsa gerektir. Çünkü, siyasi hadise karşısında, hukuku söyleyecek olan kuvvetin adeta taraflarından biriymiş gibi hareket etmesi ortaya adalet yerine adaletsizlik çıkarır.”
1952-1953 Adli yıl açılışında Yargıtay 1. Başkanı Selim Nafiz Akyollu, meslektaşlarına şöyle sesleniyor:
“Vatanseverlik; tarafsızlık, halka ve hakka hizmet duygularıyla meşbu olan Adalet cihazımız, Büyük Türk Milletinin huzur ve saadetinin hakiki teminatıdır. Adalet mülkün temelidir. Adalet duygularının gevşediği yerde; cemiyetlerin inhitata sürüklendikleri inkar edilemez bir hakikattir. Beşeriyetin en büyük ıstırapları haksızlıktan, adaletsizlikten doğmuştur. Adaletsiz bir cemiyet nizamının payidar olduğu tarih boyunca görülmemiştir. Adalet olmayan yerde, huzur ve refah aramak beyhudedir. Tarihin her devrinde, adaleti en üstün bir kıymet olarak tanıyan milletimizin, bu asil duygusu, adalet hizmetinde vazife alanların gönüllerinde yanan ve onlara rehberlik eden mukaddes bir ışıktır.”
1960-1961 Adli yıl açılışında Yargıtay Başkanı Ahmet Recai Seçkin’in konuşmasından:
“Hakim, hukuk esasları ve vicdanı yerine idare adamlarının veya davada ilgili olanlardan birisinin etkisi altında kalarak karar verirse verdiği karar, açıklamaya lüzum yoktur ki, özünde adaletle ilgisi bulunmayan bir belge, daha açıkçası bir zulüm belgesinden ibaret kalır. Bu durum haksızlığa uğrayanın olduğu kadar bütün toplumun gönül rahatlığını bozar. Zira yurttaş haklı olarak aynı felaketin bir gün kendi başına da geleceğini düşünür. Böyle kararların çoğalması, halkın adalete ve devlete güvenini sarstığı gibi sürekli kaygılar altında ezilen, yarının ne olacağını kestiremeyen kişilerden meydana gelen bir toplumun önce çalışma gücü ve sonra yaşama hevesi kalmaz ve gittikçe artan güvensizlik ve kaygılar yurdu kaosa ve sonu gelmeyen felaketlere götürür. Adalet adamları idarenin dolayısıyla olan baskısından kayıtsız şartsız uzak tutulmalıdır. Büyük İslam Peygamberinin bir ülkenin küfürle ayakta kalabileceğini ve fakat adaletsizlikle, zulümle ayakta duramayacağını adaletin ülkenin temeli olduğunu, bir saatlik adaletle hüküm vermenin 60 yıl ibadet etmekten daha değerli bulunduğunu söylediğini de kitaplarda yazılıdır.”
Seviyece yüksek ve vicdanlı hakimlerimiz hiçbir güç ve hiçbir kimsenin zoru karşısında eğilme bilmezler. Bu konuda Türk Tarihi’nden bir anekdotu okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz;
“Olay ikinci Abdulhamit devrinde geçer. Abdulhamit’i tahtından indirmeye kalkışmak suçundan cinayet mahkemesine verilen büyük bir siyaset adamının davası başlamazdan önce padişahın damadı Mahmut Celalettin Paşa, mahkeme başkanı Abdüllatif Suphi Paşa’ya gider ve sizden layık bir karar bekliyoruz der. Davaya bakılır, sanık beraat eder. Padişahın yolladığı haberi bilen mahkeme başkanının kızı kararı öğrenince hayretlere düşer ve babasına “Kararı verirken layık karar bekleyen Hünkardan korkmadınız mı” diye sorar. Karşı cevabı şu olur. “Öyle bir hakim, öyle bir sultan var ki, huzuruna yarın Hünkarda, bende beraber çıkacağız, işte ben, yalnız o Hünkardan korkarım.”
Türk adalet tarihinden alınan bu örnek bir yüksek seciye ve kahramanlık örneğidir.
Yazımızı Yargıtay Başkanımızın “Meslektaşıma” başlığıyla yazmış olduğu notu ile sonlandıralım.
“Hiçbir zaman aklınızdan çıkmasın ki yargı toplumun şah damarıdır. Sen, bu şah damarda akan temiz kan olarak; aklın, vicdanın, anayasanın ve yasaların şaşmaz hizmetlisisin. Hem tam tarafsız olmaya ve hem de çevreye bu inancı ve güveni verecek davranışlar içinde bulunmaya mecbursun. Çalışma ve gayretin en doğru, en çabuk ve en doyurucu adaleti gerçekleştirecek nitelikte olmalıdır. Sevgi, kin veya benzeri zaafların kafanda ve kararında asla yeri yoktur. Demokratik hukuk devleti, hukuksal ilkeler bütün bunlar adaleti gerçekleştirmenin aracı olabiliyorsa eğer; yargı saygın, insanlar mutlu, toplum huzurludur. Bunlar eksikse toplum sancılanır, dalgalanır.”
İnsanımızı mutlu, toplumumuzu huzurlu eden bir adalet niyazıyla…

Yorum Ekle