ACI TÜTÜN DATLU GEÇİM

0
2

Genç kızlarımızın Zifirden kurtulmak uğruna zehir olan hayatları mı desem, iğneye düşen başları mı yoksa uykuya hasret gözleri mi.
Yediğimiz her şeyin aynı acı tadı verdiği yıllara hep birlikte gitmeye ne dersiniz. Öyleyse başlayalım mı, hem de en başından.

Böyük zelzelenin hemen sonrasında kurulan ilçemize ekonomik anlamda güçlenmesi amacıyla 1946 yılında tekel tütün depoları yapımına başlandı ve 1949 yılında hizmete açıldı.

Bu aynı zamanda daha fazla tütün üretmek, buna bağlı olarak daha çok uykusuz kalmak demekti.
Tütün fidesinin yetiştirilmesinden denk ya da pastal yapılıp Tekel’e teslim edilene kadar yaşanan süreçte son derece ilgi, özen ve şefkat bekleyen çocuk gibiydi.

Mayıs ayında dikimiyle başlayan maraton Eylül sonuna kadar devam eder ve en son kış aylarında yapılan denk ya da pastal ile nihayet bulurdu. Senenin tamamının geçimi genellikle bu beş aylık emeğin neviyetine bağlıydı.

Tütün bizim oralarda potansiyel bir iş alanıydı aynı zamanda. Fide yetiştirenlerin yanı sıra dikiciler, tütün otu ayıklayan meğelciler, kırıcılar ve diziciler vardı yevmiyeci olarak.
Gecenin üçü, dördü gibi başlayan tütün kırımı güneş etkisini hissettirmeye başladığı ana kadar devam ederdi.
Sıcakta tütün kırılmazdı hem buruşuk olur hem de zifirinden elimizi, kolumuzu alamazdık.

Tütün yetiştirmek başlı başına bir sanattı ayrıca emek verilen karşılığında ödülü ya da cezası olan bir sanat.
Tütün dikmek, kırmak, dizmek, asmak, pastal, denk yapmak bunlar birer sınav etabıydı o zamanın gençleri ve jürileri olan ana, babalar açısından.
Gelinlik kızlar elinin şipliği, damatlık erkekler de başta tütün asma ve ip toplamadaki maharetine göre takibe alınırdı.

Gecenin üçünde ”zabah oldu daha ne yatıyonuz” diye başlayıp saat on olduğu halde ”daha gün yeni ışıdı hem kimse tarladan çıkmadı iki çifte daha çıkak” diyen anaların en büyük el emeği göz nuruydu tütün. Kimse ilk çıkan olmak istemezdi adı tembele çıkmasın diye.
Tütün güzel kurursa kilo döver, bir de pastal, denki düzgün yapılırsa para ederdi. ”Filan adamın tütünü hep baş fiyete gider onun işçiliği bek muteber” denilince şahsın halk arasında ayrıca itibarı olurdu.

Tütün daha çok kadın gücüne dayalı olup kızları çok olanın kısa sürede traktör aldığı, ev yaptığı ve oğlan everdiği büyük bir kazanç kapısıydı. Düğün tarihleri tütüne göre belirlenir istekler gerçekleşmezse ”bi sene daha tütün haketsin öyle veririz” denilirdi.

Burada bütün yük emeğin gerçek sahipleri kadınların omuzlarlarında olsa da Tekel önünde erkeklerin gurur kaynağı olurdu ve onlara da genellikle manifaturacılardan alınan elbiselik basmalar layık görülürdü.

Büyük kalabalıklar önünde tütün alımı yapılır, yüksek sesle neviyetler okunurdu.
O gün kimileri bayram ederken, kimileri de hüsran yaşardı.
Tütünü baş fiyete giden alkışlandığı gibi tütünün ırmaklık denilenlerin hüznüne şahit olurduk alım günleri.
Aslında bütün mesele Tekel önünde tütününe ırmaklık denilen ırahmetlik Mesele emminin mahşeri kalabalık içerisinde ellerini göğe açıp “benim nasip taa yokarıdan kesilmiş ” dediği gün başladı ve o günden sonra bizim oralarda hiç bir şey eskisi gibi olmadı.

Oğlanlar iş bulmaları ve sözüm ona insanca yaşamaları için ırmak kenarından deniz kıyılarına çalışmaya gönderilirken, kızlarda tütün üretmeyen köyler başta olmak üzere gitsin gendini kurtarsın diyerek gurbet ellere gelin edildiler.

”Şu evden bir gideyim başka bir şey istemem yeter ki tütün soykasından kurtulayım” diyen genç kızların omuzlarında yükselen datlu geçimin acı kaynağı tütünün hikayesi ne yazmakla, ne de anlatmakla biter.
Zifirden kurtulmak uğruna zehir olan hayatlarla, tütünü ırmaklık olanların arasında hiçbir farkın olmadığı bir hayat yaşandı uzun yıllar.

Şimdi kapatılmadan önce son olarak 448 (dört yüz kırk sekiz) emekçinin çalıştığı ilçemizin ayakta durma sebebi olan Tekel işletmesinde bir müze olması gerekmez mi?

Tütünü yakması için gazyağı parası verilen insanın aynı çakmakla hem ırmaklık olan tütününü hem de o tütünden üretilen cuvarayı yakmasını tasvir eden bir müze olması ne güzel olurdu.

Bin dokuz yüz seksen beş yılında açılan tekel işletmesi bugün ilçemizin bir çok resmi kurumuna idari bina olarak hizmet veriyor.
Geçmişe ve emeğe saygı varsa eğer orda bir müze olması baş fiyete tütün satmaya eş değer.

Tütün kadar acı, geçim kadar tatlı, hayat kadar gerçek.

Neharoğlu
Hakkı BİÇER
İstanbul

 

Yorum Ekle

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz