Ben size bir ormandan söz edeceğim dostlar.
Haritalarda yeşil görünen,
ama toprağının altından PETROL KOKUSU YÜKSELEN,
ateş gibi SİYAH SULARIN KAYNADIĞI
büyük bir ormandan.
Bu ormanın doğusunda
yorgun bir PARS yaşardı.
Yorgundu…
çünkü yıllardır
AMBARGONUN GÖRÜNMEYEN ZİNCİRLERİ
boğazına dolanmıştı.
Yolları kesilmişti.
Ticaret yolları
kara taşlarla tıkanmıştı.
Ama Pars’ın toprağı zengindi.
Yeraltında PETROL VARDI,
MADEN DAMARLARI VARDI,
ENERJİ NEHİRLERİ VARDI.
Ve bu yüzden
Pars’ın kaderi
zenginliği kadar ağırdı.
Ama Pars’ın bir başka gerçeği daha vardı.
Pars
kendi halkını
SERT KURALLARLA YÖNETİYORDU.
Kimi zaman inançla,
kimi zaman korkuyla.
Pars’ın halkı
bazen kendi gölgesinden bile çekinerek yürüyordu.
Ama ormanın batısında
yüksek bir kayanın üstünde
koca bir ASLAN otururdu.
Kükrediğinde
orman susardı.
Ama o günlerde
Aslan’ın huzuru kaçmıştı.
Çünkü ufukta
başka bir güç yükseliyordu.
Sislerin arasından
dev bir EJDERHA kalkıyordu göğe.
Ejderha
ormanları birbirine bağlayan TİCARET YOLLARI açıyordu.
Demir yolları,
limanlar,
köprüler…
Ve diyordu ki:
Gel.
TİCARET YAPALIM.
Gel.
BİRLİKTE BÜYÜYELİM.
Pars da o yolları görüyordu.
Eğer bir gün
Pars’ın siyah suları
Ejderha’nın yollarından dünyaya ulaşırsa
ORMANIN DENGESİ DEĞİŞECEKTİ.
Ama orman biliyordu…
BU SAVAŞ PARS İÇİN DEĞİLDİ.
Aslan bunu biliyordu.
Ama Ejderha’ya doğrudan saldıramazdı.
Çünkü Ejderha büyüktü.
Ve sabırlıydı.
Bu yüzden
Aslan başka bir yol seçti.
Önce
uzak batı ormanındaki JAGUAR susturuldu.
Jaguar’ın toprağında da
SİYAH SULAR KAYNIYORDU.
Ama bir gün
JAGUAR’IN LİDERİ KAÇIRILDI.
Orman sustu.
Jaguar susturuldu.
Ama orman biliyordu…
BU SAVAŞ PARS İÇİN DEĞİLDİ.
Sonra sıra Pars’a geldi.
Aslan
yüksek kayaya çıktı.
Ve bağırdı:
“BEN BU SAVAŞI DEMOKRASİ GÖTÜRMEK İÇİN BAŞLATIYORUM!”
Ama yaşlı hayvanlar biliyordu.
DEMOKRASİ
BOMBALARIN KANATLARINDA GELMEZ.
Bazı savaşlar
özgürlük için değil
BAHANE İÇİN ÇIKARILIR.
Ama orman biliyordu…
BU SAVAŞ PARS İÇİN DEĞİLDİ.
Ama o günlerde
ormanın başka köşelerinde de ateş yanıyordu.
Uzak bir çölün kıyısında
küçük ceylanların yaşadığı dar bir toprak vardı.
Adı GAZZE idi.
Orada
bombaların altında
ÇOCUKLAR AĞLIYORDU.
Kuşların yuvaları yıkılıyordu.
Ve ormanın güçlüleri
o ateşe bakıp
SESSİZ KALIYORDU.
Bir başka yerde
küçük bir ada vardı.
Yıllardır
Aslan’ın ambargosuna direnen
inatçı bir ada.
Adı KÜBA idi.
Aslan o adayı da susturmak istiyordu.
Çünkü direnen her ses
ormanda umut demekti.
Ve savaş başladı.
Pars
aynı anda
BİRDEN FAZLA CEPHEDE savaşa sürüklendi.
Ama savaşın gürültüsü
önce küçük hayvanların yuvalarına düştü.
Tavşanlar korktu.
Ceylanlar kaçtı.
Kuşlar yuvalarını bıraktı.
Karıncaların tarlaları kurudu.
Ve ormanda
AÇLIK DOLAŞMAYA BAŞLADI.
Ama orman biliyordu…
BU SAVAŞ PARS İÇİN DEĞİLDİ.
Bir gün
yaşlı KAPLUMBAĞA çıktı ortaya.
Yavaş yürüyordu.
Ama sözleri
orman kadar ağırdı.
Dedi ki:
Bir Pars’ı durdurmak için başlatılan savaşlar
çoğu zaman Pars için değildir.
ASIL HEDEF
UZAKTA BÜYÜYEN EJDERHA’DIR.
Sonra Kaplumbağa
uzak bir başka ormandan söz etti.
Bir zamanlar işgal edilmiş
bir ülkeden.
Orada
MAVİ GÖZLÜ BİR KURT çıkmıştı.
Ve demişti ki:
“TAM BAĞIMSIZLIK
BİR MİLLETİN NAMUSUDUR.”
O kurt
hiçbir Aslan’ın himayesini kabul etmemişti.
Ne mandayı,
ne boyundurukları.
Kendi ormanını
KENDİ GÜCÜYLE AYAĞA KALDIRMIŞTI.
Ve Kaplumbağa
başını ağır ağır kaldırdı.
Sonra dedi ki:
BİR PARS’I AVLAMAK İÇİN YAKILAN ATEŞ
BÜYÜDÜĞÜNDE
ÖNCE PARS’I DEĞİL
BÜTÜN ORMANI YAKAR.
Ve tarih bize şunu öğretmiştir:
BAŞKASININ ATEŞİYLE DÜNYA YAKMAYA ÇALIŞANLAR
ENİNDE SONUNDA
KENDİ KARANLIKLARINDA YANARLAR.
Çünkü dünya
HİÇBİR ASLAN’IN DİŞLERİ ARASINDA
SONSUZA KADAR KALMAMIŞTIR.
İsmail Erdal 09.03.2026 Muğla


