TAŞOVA’NIN ULUKÖY KÖYÜNDEN BİR HATIRA

Zeki Ordu

Çok zaman “eskiden” diye başladığımız ne kadar konu varsa özlenen ve arzu edilen konuları.
Nerede o eski bayramlar
Nerede o eski ramazanlar
Nerede o eski ustalar ve sanatkârlar.
Nerede o eski insanlar ve insaniyet.
Cümleleri daha da artırabiliriz. Çünkü geçmişe dair o kadar güzel örnekler var ki…
Zaman içinde bazı güzel özelliklerimiz dumura uğruyor. İşin içine menfaat veya para girince çok şey yara oluyor.
Para “yara” haline geldi. Hatta para “kara” olmaya başladı.
Ne zaman ki para, vicdanları terk edip sadece cüzdanlarda yer almaya başladı; işte o zaman asıl “yara” oldu.
Biz köyümüze dönelim.
Gazetemizin imtiyaz sahibi Ahmet Günaydın Bey ile Taşova’nın bazı köylerini gezerken yolumuz Uluköy’e de düştü. Ben misafirdim ve bu yerleri yeni görüyordum. Ancak insan her yerde insandı. Tanıştıklarımızla dost olduk.
Köyde muhtelif yerleri gezerken bir iş yerinin önünden geçiyorduk. İş yerinin önü malzeme ile doluydu. Bu kadar eşyanın her akşam içeri taşınması zor olmalıydı. Daha doğrusu ben öyle düşünüyordum.
Bir ara o köyden olan birine bu kadar eşyanın her akşam içeri nasıl taşındığını sordum. Aldığım cevap dillere destan:
“Onlar hep dışarıda kalıyor.”
Nasıl yani diyemeden açıklama geldi:
“Onlar hep açıkta kalır ama onlara kimse dokunmaz. Köyümüzde hırsızlık vak’ası yoktur bizim.”
Ben de ses yok. Açıklamanın doğru olduğunu kabullenmek durumundayım. Ancak için de sevinmekteyim.
Ülkemin bir yerinde ticaret malları açıkta duruyor ve kimse olarak dokunmuyor.
Yaşadığım ülke ve insaniyet adına çok mutlu oldum.
Harika bir şey bu!
Eskiden komşu esnafın siftah yapmadığını görenler müşterilerini önce onlara gönderirmiş. Biz bu kıssaları masal dinler gibi dinlerdik.
Aklıma daha önce bir yerde yazdığım şu sözlerim geldi:
“İlk kilit ve anahtarın bulunduğu zaman; insanın insana itimadının kaybolduğu zamandır.”
Teşekkürler Uluköy sakinleri. Teşekkürler Taşova. Sizi insaniyet adına tebrik ediyorum.

Yorum Ekle