Taşova Gezi Notları (1) TOZANLI SEVDİĞİNE AKARKEN

Zeki Ordu
İçerisinde ırmaklar akan şehirlere imrendim hep.
O ırmaklar ki şehre ayrı bir hava katmakta. Bir yakadan diğer yakaya bir köprüyle geçersiniz. Bazen köprüler iki ayrı köyü, ilçeyi birbirinden ayırırken bazen de sadece aynı ilçenin iki yakasını birbirinden ayırır. İstanbul’da boğaz köprüleri gibi.
Taşova şehir merkezine “Alpaslan” yazan mavi tabelanın yanından sessizce geçip kalacağım yeri ayarladıktan sonra şehri tanımaya çalıştım.
Bir şehri tanımak için orayı yaya gezmek lazım diyor birçok hikâyeci. Ben de öyle yaptım. Bir sabah daha saat sekiz olmadan dolaştım şehri. Ve altından Tozanlı’nın aktığı köprüde durdum. Eskilerin “Menderes Köprüsü”, yenilerin “Taşova Köprüsü” dediği köprü üzerinden şehrin ruhunu içime çekmeye çalıştım.
Taşova oval şekilde dizilmiş tepelerin eteğine kurulmuş. Güneyi daha ağaçlı…
Tepeler şehri muhafaza eder gibi duruyor. Sanki şehri gelecek kötülüklere karşı koruyor. Belki şehir o tepelerle kendini daha emin hissediyor.
Ve Tozanlı…
Bazen kükremiş sel gibi, bazen de nazlı nazlı akıyor.
Ta ki “Kelkit” ile birleşene kadar. Hırçınlığı ayrılıktan oluyor demek ki. Sakinliği ise umutsuzluğundan…
Aslında “Kelkit” de aynı duygular içinde. Yeşilırmak’ta bir olmak için onca yolu tepiyor.
Zaten Kelkit ile Tozanlı’nın hikâyesi gelecek sonra. Biz şehrimize dönelim yine. Hatta birçok yere temas edeceğiz gördüklerimiz kadar.
Köprüden şehre baktığımızda tepelerin ardı boşmuş hissi uyanıyor tepelerin ardını bilmeyenlerde.

Düz bir alanda kurulmuş şehir. Yıllar önce her evin bir bahçesi var olduğu kanaatine varıyorsunuz. Bu kadar bina kurulmadan da bu şehir bir şekilde kullanılıyor olmalı.
Sonra hayal ediyorum gözlerimi yumarak. Şurada bir ev olmalı diyorum uzakta bir yer seçerek. O evin bir bahçesi bahçesinde meyve ağaçları olmalı diyorum.
Belki şurada da ahşap bir ev vardı bahçesinde sebzeler yetişmişti diye geçiriyorum içimden.
Ya şurada bir cumbalı ev olmalı. Ev sahibi bahçesini çiçeklerle bezemeli. Belki de içerinde ud faslı bile vardır diye düşünüyorum. Hayal ettiğim her şey Taşova’ya yakışıyor.
Şurada bir kahve, şurada da bir bakkal olmalı. Bakkalın içi kahverengi tonlarda ve tezgâhta akide şekerleri olmalı. Bakkal amca o şekerleri minicik ellere uzatmalı.
Ya çiçek yetiştiren nineler… Berber Hayrettin, Marangoz Hasan, Aşçı Fadime, Sıvacı Hüsamettin…
Hepsi bu şehrin tarihe mal olmuş kişileriydi.
İsimlerinin ne olduğu mühim değil. İşleri buydu kısaca…
Bütün bunları düşünürken Tozanlı yarı bulanık akıyordu köprünün altından. Sevdiğine ulaşmak ve oradan denize kavuşmak için.
Taşova’yı anlatmaya devam edeceğiz.
Hele bir gönlünün sıcaklığını daha çok hissedelim, bakalım satırlara neler dökülecek?
Hadi Tozanlı, ben seni oyalamayayım. Kelkit seni bekliyor…

Yorum Ekle