SÖYLEYENE Mİ, SÖYLETENE Mİ BAKMAK LAZIM?

“Söyleyene değil söyletene bak!” diye ünlü bir atasözümüz var. Çoğu zaman aceleci ve fevri davranışlar sonucu insan bazen hiç düşünmediği bir şeyi söyleyiverir. Hele böyle durumlarda söylenen sözler olması istenen bir şeyi içeriyorsa, o sözleri Allah’ın söylettiğine inanılır.

 

Fakat birkaç gündür bir söz söylendi ki yazılı ve görsel medya başta olmak üzere bütün toplum bu sözü söyleyene baktı bu defa! Adana Valisinin fevri bir şekilde ağzından kaçırdığı o malum kelime popülerlikte zirve yaptı!

 

Gazeteler ve televizyonlarda birkaç gündür sürüp giden yorumlar eleştiriler ve o malum sözcüğün google arama motorundan ne kadar arandığına dair istatistiki rakamalar veriliyor. Garip bir toplumuz doğrusu, bir fiilin ya da davranışın önemi söyleyenin statüsüne göre boyut ve değer kazanıyor.

 

O malum sözcüğü burada yazmak istemedim; hele anlamına iyice vakıf olduktan sonra, o meşum sözcüğü telaffuz etmeyi dahi iğrenç buluyorum. Doğrusu öteden beri herkes gibi ben de bu sözcüğün zaman zaman bir vesileyle söylendiğine tanık olmuşumdur.

 

Lakin itiraf etmeliyim ki ben de o malum sözcüğün tam da ne anlama geldiğini bu bir anlık popülerliği sayesinde öğrenmiş oldum. Uzun yıllardan beri yazın hayatıyla yakından ilgilenen birisi olarak ve hatta bir dil derneğinin de üyesi olduğum halde bu sözcüğün tam da ne anlama geldiğinin farkında olmadığımı fark ettim bu vesileyle!

 

Genellikle erkekler arasında muhatabın uygun olmayan karakter durumunu kinaye yoluyla ima eden bir anlam içerdiğini düşünürdüm bu sözcüğün, ama derin anlamını bilmezdim. Google arama motorunda arama rekoru kırdığına göre toplumun ekseri çoğunluğu da benim gibi tam da ne anlam içerdiğini bu medyatik vaka sayesinde öğrenmiş oldu.

 

Neyse olayın şimdi bir de diğer boyutuna bakalım. Bizde “devlet terbiyesi” diye de bir kavram var. Devlet adamı olmak, bir bakıma devlet terbiyesini de temsil eder. Bu nedenle Anadolu insanı; statüsü ve görevi ne olursa olsun devlet memuruna sırf devleti temsil ettiğini düşündüğü için saygı gösterir.

 

Sebebi ne olursa olsun o malum sözcüğü bir Valinin kameralar önünde vatandaşa karşı kullanması kabul edilemez. Tam da Sayın Devlet Bahçeli’nin söylediği gibi “Adana valisi sanki sokak kabadayıları gibi, sanki ona buna sataşmak, çatmak ve kavga çıkarmak için fırsat kollayan bir meczup gibi terör estirmiştir”.

 

Bu sözlerin üzerine başka bir söz söylemeye gerek yok sanırım. “Vali hazretleri COŞtukça COŞuyor” demekten başka! Fakat herkes gibi benim de anlayamadığım durum; her görev yaptığı ilde sorun olmuş, skandallara imza atmış bu şahsın hala görevde tutuluyor olmasıdır.

 

Ömer Dinçer gibi radikal kararları ve tavizsiz tutumuyla milli eğitimde büyük bir değişim ve dönüşümü başlatan ve başaran bir bakanı bile sırf itici dili nedeniyle kabine dışı bırakan Sayın Başbakanının bu olanlara sessiz kalması manidardır. Adana’da Cumhuriyetimizin 90. Yılı kutlamaları ve 10 Kasım Atatürk’ü Anma programında halkın ve kameraların önünde olanalar devlet terbiyesi ile bağdaşması mümkün görülmeyen hadiselerdir!

 

O ilin iktidar partisi milletvekili dâhil her kesimin ve vatandaşların şikâyetçi olduğu bu zat-ı muhtereme dokunulmamasının sebebi eğer bazı medya organlarında yazılıp çizildiği gibi Sayın Başbakanın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken soruşturmasını yürütmüş olması ise durum daha da vahim demektir.

 

Tamam, Başbakanımızı ahde vefa duygusu yüksek birisi olarak bilir tanırız. “Vefa” sözcüğünün artık bir semt adı olmaktan öte bir anlam taşımadığı günümüzde ahde vefa önemli bir haslettir şüphesiz. Ancak ahde vefa uğruna kendisini on yıldır iktidara taşıyan millette, atanmış memurlar eliyle vefasızlık yapılmasına tepkisiz kalmak anlaşılabilir durum değildir!

 

Netice olarak ülkemizi geren ve ülke gündemini gereksiz yere meşgul eden malum hadise karşılıksız kalmamalıdır. “Kem söz sahibine ait” olsa da!…

 

A.Yusuf Kuyucaklıoğlu

Yorum Ekle