HERİZDAĞ’DA BEKLETİLMİŞ ÇAY İÇMEK….

Zeki Ordu
Dost edinmek bazen tesadüflere bağlıdır. Bir anda biriyle karşılaşır, birkaç dakika sohbet edersiniz bakmışsınız ki kırk yıllık ahbap olmuşsunuz.
Taşova’ya geldiğinin ilk günü akşamı Ahmet Günaydın ile neresi olduğunu bilmediğim bir çay ocağına gittik. Güzel bir yaz akşamıydı. Taşova’nın karasal iklime sahip olması akşamları az da olsa serinliğin düşmesi demekti.
Çay ocağında Ahmet Günaydın beyle sohbet ederken yanımıza bir kişi daha geldi. Konuşma esnasında isminin Berat Uslucan olduğunu öğrendim. Taşovalı olmasından dolayı muhtemel herkesi tanıyordu.
Bu arada üç kişilik bir sohbet başladı. Tabii ben kimseyi tanımıyordum. Hani önüne konursa razı olan çocuklar olur ya ben de öyle önümdeki çayı yudumluyordum.
İlerleyen zamanlarda sohbet koyulaştı. İnsanlar kendi hayatları hakkında bilinmesi gerektiği kadarını anlatır zaten. Biz de dinliyoruz.
Berat efendi çok Anadolu insanı gibi bazı güçlüklerle karşılaşmış hayatında. Zaten her insanın az veya çok üzüldüğü ve sevindiği hatıraları olur.
Dedim ya ancak anlatılan kadar bilebilirsiniz. Çünkü fazlası özele girer.
Neyse biz sohbet esnasında çay kahve derken vakti epey etmişiz. Berat Uslucan bizi köyüne davet etti. Tabi neresi olduğunu bilmediğimden sadece Ahmet beye bakmakla yetindim. Sonra yarın için geleceğimizi söyledik ve bir süre sonra ayrıldık.
Ben konakladığım yere gidince günün notlarından bazılarını ileride yazı konusu ederim diye bir yere kaydettim. Sonra günü gelince nasıl olsa yazılır dedim.
Bir gün sonra saat altı sularında çarşıda dolaştım biraz. Şehrin havasını kokladım. İnsan yoktu. Sonra yavaş yavaş insanlar bir yerlere doğru hareket eder oldu.
Şehir boşken Taşova gerçekten tenhaydı. Sanki dünkü şehir değildi. İçimden bir yere değer katan şeyin insan olduğunu düşündüm. Hele bir de aralarında husumet olmasa. O zaman dünyanın tadına doyum olmaz.
İnsanın olmadığı yerlerde, dağın, taşın, börtü böceğin, gülün, nergisin, ağacın, ormanın ne ehemmiyeti var ki?
Gün ışıdı ve zaman ilerledi. Ahmet beyle buluşup bir çorba içtik. Daha sonra Berat’ın daveti üzerine Güvendik köyüne doğru yol aldık.
Yükseldikçe Taşova daha bir farklı göründü gözüme. İçimden “Güzel şehir” dedim. Bir yabancı olarak şehrin planını ve konumunu beğendim. Nedense sıcak geldi bana.
Ve Güvendik köyüne vardık. Berat semaverleri yakmıştı bile. Epey semaverden çıkan dumanı ve akabinde suyun buharını seyre daldım. Daha sonra demlenmiş çayın kokusu geldi burnuma.
Berat çayları koydu. Gerçekten çok güzeldi. Bir ara “Semaver çayı da bir başka oluyor” dedim. Berat yüzüme bakarak “Bu kurutulmuş çay” dedi.
Anlamamıştım. Meğer çayı alınca uzun süre bekletiyormuş. Uzun süre kurumaya bırakılan çayın lezzeti farklı oluyormuş. Bu bilgiyi bir Karadenizli olarak altmışımdan sonra öğrendim.
Teşekkürler Berat kardeş. Çayın da güzeldi, sohbetin de.
Zaten köyün de güzel, Taşova’da güzel.
Bu kadar güzellik arasında çay da içilir hani…

Yorum Ekle