HANIMELİ

Zeki Ordu

Yarım asır önce? Bir bahar mevsimi?
Güneşin şavkı dünyayı selamlamaya durduğu anda ayağınızı kapıdan dışarı attığınızda duyacağınız ferahlık oksijenin bolluğundan değildir.
Güne yeni başlayan dünya gittikçe aydınlanırken, huzur dolu bir mekâna ayak basar insan. Sabahın o serin fakat üşütmeyen yeli yüzünüze temas ettiğinde yeni bir güne başlamanın heyecanını duyarsınız.
Önce masmavi bir gökyüzü karşılar sizi. Daha plastik ve naylon denilen ucube hayatımıza girmeden; daha sonra kalplerimizi de kendine benzeteceği betonlar etrafı çevirmeden, dünyaya atacağınız ilk adım sizi huzurun içine çekecektir.
Dışarıda gördüğünüz kurumuş birkaç çalı çırpı yerini terk ederken, çimenlerle yeniden göz göze geleceksiniz. Dallara süzülerek konan kuşlar, birkaç metre ilerideki kedi ve az ilerideki komşunuzun evi ilk göreceğiniz şeyler olacak.
Mevsim itibariyle bacalardan çıkan dumanlar ısınmak için değil de o evde kaynayan kazan anlamına gelir. Her tüten duman bir hayat emaresi demektir.
Sayıya hesaba gelmeyen bitki çeşitleri, bahçeleri süsleyen menekşeler, papatyalar ve envai çeşit çiçekler size eşlik edecektir. Şayet eviniz denize yakın bir yerdeyse her dalganın kayaları dövmesiyle havalanan su zerreciklerini yüzünüzde hissedeceksiniz.
Bir koyun melemesi, bir tavuk gıdaklaması, bir köpek havlaması sizin için olağan şeylerden sayılacaktır.
Gittikçe uzaklaşan değil de; sabit kaldığı halde bir türlü varamadığınız iki maviyi ayıran ufuk denilen hayali çizgi sizi selamlayacak. Pınardan gelen bir genç kız, elinde baltası bulunan bir delikanlı gündelik işlerin emareleriyle gözünüze görünecek, hayattan bir gün daha kendi seyri içinde akıp gidecektir.
Bahar günbegün yaza yaklaşacaktır.
Her gün daha sıcak, daha yeşil ve daha renkli olacaktır.
Her gün yeni bir bitki daha, bulunduğu yerden dünyaya başını uzatacak ve belki bilmediğimiz bazı bitkiler dünyadan el etek çekecektir.
Her şey kendi mecrası içinde geçip gidecektir.
Köy evlerinde saksı çiçekleri nadiren bulunur. Çünkü her yer çiçeklerle doludur. Her evin önünde çiçekler bulunur. Güller, zambaklar, nergisler, gülhatmiler sümbüller?

Bir de hanımeli.
O ne müthiş bir çiçektir. Evlerin duvarına veya bir çardağa tutunacak şekilde dikilen bu çiçeklerin kokusu insanın içine işler. Daha evinizin dışına adım atar atmaz kokusu ben buradayım der. Siz ona yaklaştıkça daha çok hissedersiniz kokuyu.

Bir hanımeli çiçeğinin yanındaysanız eğer onu koparamazsınız. Sadece önünde eğilir koklarsınız. O da kokusunu önce burnunuza sonra gönlünüze salar. Size öyle siner ki aradan yıllar geçse o kokuyu unutamazsınız. Ben en son 45 yıl önce kokladım bir hanımeli çiçeğini. Kırk yıldır özlerim hala. Ve ansızın
hissederim o kokuyu.
Hanımeli bir çiçekten daha çok şeydir. Onu koklarken anlayamazsınız. Zaten tarifi de mümkün değildir. O herkese ayrı şekilde bile kokmuş olabilir. Kendini görseniz kokusunu hissedersiniz.
Bir gün bir yerlerde hanımeli çiçeği gördüğünüz halde kokusunu yeterince hissetmiyorsanız suçu ne çiçekte, ne burnunuzda arayın. Bence gönlünüzde bir sıkıntı vardır.
Hanımeli bir gönül çiçeğidir?

Yorum Ekle