FİTTİK

Zeki Ordu
Hayatta kalan herkesin çocukluk hatıraları vardır. Çoğu zaman bu hatıralar bizi kendine çeker. O günleri anarken tarifi mümkün olmayan duygular kaplar içimizi.
Geçmişe dönüp baktığımızda ister güzel olsun, ister üzücü; her hatıra biraz hüzün verir. İyi olmayanlar acılarımızı hatırlatırken, iyi olanlar ise, şimdi sahip olmadığımız için üzücüdür.
Ne güzel söylemiş şair, “Ağlarım yâdıma geldikçe gülüştüklerimiz” diye.
Herkesin çocukluk hatırası aynı değildir. Bu devre göre değişen bir şeydir. Mesela 20 yaşındaki biri ile 60 yaşındaki birinin benzer hatıraları olamaz. Çünkü biri en fazla on yıl geriye giderken, diğeri yarım asır geriye gitmek durumundadır.
Çocuklukta en çok akılda kalanlardan biri de oyuncaklardır.
Bizim gibi yarım asrı deviren nesillerin oyun ve oyuncakları ile on yıl önce çocuk olanların oyun ve oyuncakları çok farklıdır.
Bizim nesil, kendi oyuncağını kendisi yapardı. Bozulursa tamir eder, olmazsa yenisini yapardı. Hazır imal edilmiş oyuncaklarımız yoktu. Onun için de oyuncaklarımız çok kıymetliydi.
Bölgemizde “yaykın/yeykin” olarak bilinen “kızılağaç” dalından düdük “fittik” yapardık. Başka ağaçtan çok zor olurdu.
Başlangıçta biraz uğraşsak da her erkek çocuk bu düdüğü yapardı. Yerel ağız olarak bunun adı “fittik” idi.
Fittik yapmak bilen için kolaydı. Tabii öğrenene kadar çok “yaykın” yani kızılağaç dalı zayi olurdu. Ancak bahçelerimizde en çok buluna ağaçlardan biri olan kızılağacın meyvesi olmaz, mobilya olarak kullanılamaz ve yakıt olarak da kalorisi “çok düşük” bir bitkiydi.
Fittik dediğimiz şey 5-6 santim uzunluğunda olur, kabuğu dalından zedelemeden çıkarılarak yapılırdı. Şayet zorluk çıkarsa ağzımızda ıslatır öyle yapardık.
İşin ilginci bu işlemi yaparken tuhaf bir şarkı söylerdik. Sözlerini kim yazdı, nasıl ortaya çıktı bilmezdik. Tamamen “anonim” idi.
Sözleri şöyleydi:
“ Gargari gamiç
Sülümanın zıpcu
Çık anam çık.”
Sözleri çok anlaşılır bir şey değildi. Ancak köyde bu işin sonunda; yani kabuk daldan sıyrılıp fittik haline gelme anında bunu söylerdi.
Bu yazıyı kaleme almadan önce Reyhan Vural’ın “mvt yayıncılık” tarafında çıkarılan “ Tirebolu Çocukluk Hatıraları” adlı “A4” ebadında hazırlanmış kitabının “Hıdrellez” başlıklı yazısında çocukların düdük yapımını anlatırken, söyledikleri şarkıyı kitabına almış. Şöyle ki:
“Zele zele zopcuk
Aney babay köprü altında
Yımırta büşürmüş
Çık da yeee çık da ye.”
Tirebolu neresi, Perşembe neresi. Aynı bölgenin yerleşim yeri ama aralarında yaklaşık olarak 130 km var. Perşembe’de “fittik” olarak bilinen şey ile Tirebolu’da ki aynı. Üstelik yapılırken şarkı söylenmesi bir benzerlik.
Demek aynı kültürün bir uzantısı. Yani “Aynı tavanın balığı.”
Şimdiki nesil büyüklerine hazır oyuncak aldırmak için söyledikleri şarkı ise “ağlama” sesi olmaktadır. İki gün geçmeden bıkıp aynı oyuncağın başka renklisini aldıracaklar. Tabii yine “ağlama” şarkısıyla.
Ne demeli. Kuşak farkı…

Yorum Ekle