EL DEĞİRMENİNİZ VAR MI?

Zeki Ordu

İnsanoğlunun tarih boyunca eşya ile sıkı bir bağ kurduğunu düşünmeyen var mıdır? Öyle ya atalarımızın ‘mal canın yongasıdır’ sözü boşuna olmasa gerek.

Eşya hayatımızda ne kadar yer almalı? Bu soruya cevap vermek çok kolay değildir. Burada elzem ile ihtiyaç ne demek olduğunu tespit etmek lazım. Ayakkabı bir ihtiyaçtır. Acaba on giyim ayakkabı nasıl ve ne kadar ihtiyaçtır? Bu hususta uzun misallere girmenin âlemi yok. Daha bu sorudan siz gerisini
çıkarın gitsin.
İhtiyaç kavramının zamana ve anlayışa göre değişmesi kadar tabii bir şey olamaz. Önceleri elbiseler; kışlık, yazlık, mevsimlik olarak değil de, işlik veya meclislik olarak adlandırılıyordu. Özellikle köy kesiminde bu şekildeydi. Şehir kültürü bütün zamanlarda köyden farklı olduğu için, değişiklik arz etmesi normaldi. Çünkü şehir insanı daha çok ticaret ve memuriyetle iştigal ettiğinden sosyal konumu icabı kıyafetleri de farklıydı.
Günümüzde durum bir hayli değişti. her gün evlere yeni eşyalar girmekte, yaşanılan mekan daha da daralmaktadır. Öyle ‘evladiyelik’ tabiri kalmadı artık. Çünkü bir kenarda duran ve bir zamanlar ‘komşuda olduğu için’ alınan koltuk takımı artık ‘gına’ getirmiş, özellikle ev hanımını sıkmaya başlamıştır. Üstelik kredi kartına birkaç ay ödemesiz uzun taksitlerle alınabilmesi de cabası. Daha
eskimeden, üzerinden daha bir yıl bile geçmeden modasının geçmesi en can sıkıcı durum. Çünkü karşı komşunun en son ‘gün oturmasına’ yeni bir oturma grubu alacağını söylemsi öyle kabullenilecek bir durum değil.
Daha çok şehir toplumunda görülen bu savurganlık, zaman içinde köylere de yayılmaya başlamıştır.
Şimdi diyeceksiniz ki herkes böyle mi yapıyor. Değil elbet. Bazıları yirmi yıllık eşyalarını itina ile koruyarak günümüze kadar kullanmasını bilmiştir. Yıllar önce alınıp modası geçtiği halde rahatlığı, kullanma kolaylığı, kolay temizlenmesi ve dayanıklılığı ile yıllara meydan okumuş halâ ilk günkü
sağlamlığını koruyan bu gibi eşyalar sahiplerine de ayrı bir haz vermektedirler.

Mesela oturma günlerinde hanımların bir birlerine üstünlük taslamasına sebep olan modaya uygun eşyaların sahipleri, yeni aldıkları eşyaları ballandıra ballandıra anlatmaya koyulunca, yıllardır aynı eşyaları koruyan kişinin ‘yirmi yıllık, halâ sağlam’ açıklaması en modern eşyaların sahiplerini aslında ‘ifrit’
etmektedir. Çünkü o eşyaya sahip olabilecek durumda değillerdir. Aynısı yeniden üretilmemektedir.
Kendinde de yoktur. Üstelik eski eşya sahipleri de milletin gözünün içine baka baka, ‘halâ sağlam’ demez mi? Sağlamlığı bir yana bunu derken içinden ‘sizde olmayana sahibim’ edasıyla söylenen bu söz diğerlerini çileden çıkarmaya yetmektedir.
Eskiden evlerimizin içi daha ferahtı. Özellikle köy evlerinde sade ve samimi bir görünüm vardı. Kibrit kutusuna bile kılıf yapan analarımız, bacılarımız ve hanımlarımızın o estetik zevki kalmadı şimdi. Karyola örtüleri, sandık örtüleri, kap kacak konulan tereklerimiz ve ocaklık üzerleri kendine has bir şekilde süslenirdi. Her akşam yanmasına rağmen gaz lâmbasının camı bile bir kılıf ile örtülürdü. Ama ev sade idi ve insana ferahlık hissi verirdi. Hiç kirlenmediği halde ara sıra yıkanır, temizliğin kendine has kokusu bize farklı bir haz verirdi. Evin erkeği bu işlere karışmaz, bu hususta bütün yetki ve inisiyatif evin hanımına aitti. Evlerimizde eşya gereği kadar vardı. Zamanla yeni eşyaların girmesiyle saha daraldı. Önceleri eski ve yeni bir arada bulunuyordu. Ama bu bir arada bulunma işi fazla sürmedi ve yeniler eskileri evden sürdü. Artık portatif ve seyyar eşyalar gözde oldu. Fındık sepeti ile mikro fırın aynı evi nasıl
paylaşacaktı? Hatta şimdi bile kullanılmadığı halde videolar evin bir kenarında durmuyor mu?
Çocuklarımız: “Bu ne baba, anne artık DVD’ler var siz halâ bunları neden saklıyorsunuz?” sorusunu sorunca ‘hatıra’ deyip geçiştirmenin cevap olmadığını onlar da bilmekteydi. Tıpkı el değirmeninin hatıra olarak saklanmadığı gibi..
Madem hatıralara saygı var, el değirmeni niye yok değil mi?
Belki evde koymaya yer yoktur. Onca eşyadan sonra nereden yer bulunsun.

Kendimiz oturmaya yer bulsak yeter…

Yorum Ekle