DEĞNEKÇİ…

Aklıma geldikçe hem gülüp hem de şaşırdığım bir hatıram.
Bir gün yolum Ankara’ya düşmüştü. Orada birkaç gün kalıp dönecektim. Gün boyu geziyor, bazı arkadaşlarımla buluşuyordum.
İşte o günlerden birinde bir arkadaşımla buluşmak için telefonla anlaştık. Onu bir otobüs durağında bekleyecektim. Şehrin yabancısı olduğum için her yeri adres olarak veremiyordum. Ya bir okul civarı, ya ünlü bir işyeri, ya bir camii avlusu veya bir otobüs durağı.
Ben de bir otobüs durağında arkadaşımı beklemeye koyuldum. Duraklarda oturmak için banklar da vardı. Baktım bir boş yer var oturup orada beklemeye koyuldum.
Arkadaşım bana en az yarım saat sonra gelirim deyince ben de oturduğum yerde boş durmamak için cebimden çıkardığım not kâğıtlarına bazı notlar alıyordum. Bunları zaman içinde yazacaktım. Bana farlı gelen her şeyi not almaya başladım.
Düşünsenize bir otobüs durağında elinde kâğıt kalem biri durmadan yazıyor.
Bu durum birilerinin dikkatini çekmiş olmuş ki bir delikanlı yanıma yaklaştı. Yaşı 25-30 arasındaydı. Üzerinde dikkat çekici bir kıyafeti yoktu. Şehirdeki normal olan insanlardan biriydi. Yanıma geldiğini yürüyüşünden ve bakışından anlamıştım. “Her halde beni birine benzeti” diye geçirdim içimden.
Kalabalık arasından ayrılıp birkaç saniye sonra yanıma gelip bana; “Siz değnekçi misiniz?” diye sordu.
Soruyu anlamadığım için cevap vermedim. Daha doğrusu bana sorulup sorulmadığına karar veremedim. Hem “değnekçi” ne demekti?
Ben değnekçinin ne olduğunu bilmediğim için “değilim” dedim. Delikanlı biraz şaşkın bir vaziyette “Ne yazıyorsunuz o halde?” diye başka bir soru sordu.
Ben bir şey anlamamın verdiği şaşkınlıkla önce yutkundum sonra “Ben yazarım dedim.” Sonra da “Şimdi bu sözümü ya yanlış anlarsa başım belaya gidebilir” diye de geçirdim içimden Öyle “Ben yazarım” demek “Sana ne istediğim zaman yazarım” diye de anlaşılabilirdi.
Delikanlı yüzüme tuhaf tuhaf baktı. Sonra “Siz şimdi bu gelen giden otobüsleri yazmıyor musunuz?” dedi. Ben de “Hayır, ben gazete ve kitaplarım için konu biriktiriyorum” dedim. Bana “Yazarsınız yani” dedi.
Daha sonra yanımdan ayrıldı. Ancak birkaç adım attıktan sonra arkaya dönüp bana baktı. Daha doğrusu gözden kaybolana kadar dönüp dönüp baktı. Her dönmesinde bir şeyler mırıldandı.
Daha sonra öğrendim ki “değnekçi” otobüs duraklarında otobüsleri sıraya koyan, yolcuları ayarlayan resmiyette olmadığı halde pratikte olan bir meslek. Hatta basına “Değnekçi terörü” başlıklı haberler bile düşmüşlüğü var.
Kısa süre Ankara ziyaretim sırasında bir “değnekçi” olmadığın kalmıştı. İçimden “Ankara’yı hemen terk etmek lazım!” diye geçirdim. İnsanın başına nelerin geleceği belli değil. Her “an” “kara” bir şeyle karşılaşabilirsiniz.
Geçmişe dair bir hatıraydı. Paylaşmak istedim.

 

Yorum Ekle