BOYA KALEMLERİ

Zeki Ordu
Ne güzel günlerimiz vardı.
Okulun ilk açıldığı gün iple çekilir ve neşe içinde okula gidilirdi. Kim hangi sınıfa gidiyorsa ona göre hazırlık yapılırdı.
Okulun açılmasına bir hafta kala bütün hazırlıklar tamamlanırdı. Defterler, kitaplar kaplanır; diğer araç ve gereçlerimiz temin edilmiş vaziyette kendisine ait yerde dururdu.
Okula yeni başlayacakların heyecanı bir başka olurdu. O zamanlarda anasınıfı veya anaokulu olmadığından çocuklar gerçek analarıyla bir sene daha beraber olurlardı. Bu yüzden okulun ilk günü onlar için daha da anlamlıydı.
Şimdi okul öncesi eğitim ile okulun yolunu tutan öğrenci, ilkokula yeni başlamanın heyecanını taşıması mümkün değil. Çünkü yabancı olmadığı bir ortama başka bir eğitim almak için gidiyor.
İlk zamanlarda okula yeni başlayacak olan minikler, önce kalemi nasıl tutması gerektiğini öğrenirdi. Kalem deyip geçmeyin. Sabır ister bir kalemi tutmak. Minicik ellerle kalemleri kavrayabilmek o kadar kolay bir iş değil.
Kurşunkalemlerin “çıtçıtlı” denilen türü çıkmadan evvel sadece siyah renkli olanları vardı. Öğretmen ilk defa okula gelen öğrenciye belki günleri alan bir zaman içersinde, kalem tutmasını ve bazı basit çizgileri çizdirmesini talim ettirirdi.
Bir gün kendi başına okuma ve yazması öğrenen minikler o siyah kalemlerle ne kadar renkli hayaller kuruyorlardı kim bilir?
Zaman geçip sınıf atladıkça yeni şeyler giriyordu hayatımıza. Sahi sizin ilk renkli kalemleriniz ne zaman oldu? Soruyu başka türlü soracak olursak, ilk renkli kalemlere sahip olduğunuz zaman neler hissettiniz? Hani o bir kutunun içinde altı veya on iki tane olan kalemler.
İlkokulda ekseriya altı renkli kalemler kullanılırdı. Sarı, mavi, kırmızı, yeşil, Kahverengi ve siyah renkten meydana gelen renkli bir dünya. Biz o zamanlarda kahverengi olarak bilenen kaleme “toprak rengi” derdik. Kahvenin ne olduğunu bilmediğimizden benzetme yoluyla verdiğimiz bir isimdi bu.
Renkli kalemler bizim için renkli bir dünyanın anahtarıydı. Onlarla, yaptığımız resimleri boyardık. Deniz ile gökyüzü mavi, toprak kahverengi, çimenler yeşildi. Ağaçların gövde ve dalları kahverengi ve yaprakları yeşil olurdu. Hiç sonbahar çizmezdik. Çiçekler sarı, meyveler kırmızı olurdu. Derenin rengini tutturamazdık sadece. Onu farklı renklerde çizenlerimiz de olurdu.
Güneşimiz sarı, bulutlarımız beyaz olurdu. Yağmurlu havaları çizmezdik. Dağların rengi için çok uğraşırdık. Mor rengi bilmezdik. Bilirdik ki dağların rengi bir başka olurdu.
Renkli kalemleri en çok kızlar iyi kullanırdı. Çünkü her deftere kenar süsü yapmak adettendi. Çizgili defterimizin yan tarafına cetvelle boydan boya bir çizgi çizer, oraya muhtelif desenler yapardık. Kızlar daha çok çiçek desenli süslemeler yapardı. Ve daha sıcak renkler kullanırdı. Erkeklerin kenar süsleri soğuk renklerden meydana gelmiş bazı geometrik çizgilerdi. Estetikten çok ciddiyet hâkimdi yani. Kim ne derse desin kızların kenar süsü erkelerden daha güzel olurdu.
Şimdi ne kenar süsü kaldı ne de boya kalemlerinin sihri. Her şey süslenmiş olarak satılıyor. Birileri bizim yerimize düşünüyor. Hani, gerçek çiçeklerin yerini plastik çiçekler almış gibi bir şey. Hayal dünyamıza bile modernizm hâkim oldu.
Sizin hala boya kalemleriniz var mı? Biri size “gönül” çiziniz dese nasıl bir şekil yapar ve nasıl bir renk çizersiniz? Ne yani onun şekli ve rengi yok mu? Size öyle geliyordur…

Yorum Ekle