“BARTIN VALİSİ YALOVA KAYMAKAMI”

Öteden beri bildiğimiz  “Yalova Kaymakamı” deyiminin yanına şimdilerde bir de “Bartın Valisi” deyimi eklendi, edebiyatımız bir deyim daha kazandı. Yalova Kaymakamı deyiminin hikâyesini biliyorsunuz. Vaktiyle Yalova henüz ilçeyken Kaymakam bir gün İstanbul’a geçmiş. Eminönü’nde ayakkabı boyacısına ayakkabısını boyatırken “Yalova Kaymakamı gelmiş diyorlar ama İstanbul’da bir hareketlilik falan yok, neden acaba?” gibisinden bir kelam edince halkın ta kendisi olan o vatandaşın, yani boyacının ironik bir şekilde söylediği ve literatüre bir deyim olarak geçen cevabını biliyorsunuz.

 

Birkaç gün önce Bartın Valisinin bir siyasi partinin il teşkilatını ziyareti esnasında parti temsilcilerine karşı kullanma cüretini gösterdiği dil ve üslubu basında ve kamuoyunda büyük yankı yaptı, adeta şok etkisi yaptı. Üstelik olaydan hemen önce Başbakanın Valiler toplantısında “Benim valim protokol valisi olmayacak” ve ”Valilerimiz, görev yaptıkları illerde devletin otoriter yüzü, somurtkan yüzü değil, tam tersine devletin gülümseyen yüzü, şefkat yüzü, sıcak yüzü olmak durumundadır”” uyarısında bulunduğu halde adeta Başbakanın bu sözlerine nispet olsun diye Bartın valisi hala vatandaşa protokol dersi vermeye kalkıyor. Bu artık günümüzde kabul edilebilir bir durum değildir.
Olayın basında ve sosyal medyada büyük yankı uyandırması sonucu Başbakan valinin tutumuna tepki göstermiş “Vali’nin yaptığını kesinlikle doğru bulmuyorum. Bu tür davranışlara daha önce de tepki göstermiştim. Gereken yapılacak” demiştir. Başbakan böyle söylemişse gereken yapılacaktır elbet ve şimdi o vali merkeze doğru yol alacak, bekleyip göreceğiz. O artık Ankara’da halk otobüsü ya da dolmuş kuyruğuna girecek; dolmuş ve otobüs duraklarındaki asayişi sağlayan ve uyulması gereken kuraları belirleyen değnekçilerden oranın protokol kurallarını öğrenecek.

 

Şu hale bakın güler misiniz ağlar mısınız? Dünya değişmiş, Türkiye değişmiş artık devlet memurunun millete hizmet için o makamlarda olduğu bilinci yerleşmiş ama gel gör ki hala bazı devlet memurları elli yıl altmış yıl öncesinde yaşıyorlar. Vali efendi ziyaretine gittiği parti temsilcilerine “Ben Cumhurbaşkanını, Başbakanı ve Bakanları temsil ediyorum” diye çıkışmış. Parti temsilcisi özür dilemiş bir daha dikkatli olacaklarını belirtmiş ama vali gürlemesini sürdürmüş ve “hâlâ konuşuyorsun” diye adamcağızı azarlamaya devam etmiş. Oysa o kurum bir devlet dairesi değil bir siyasi parti, siyasi partiler ise demokrasinin vazgeçilmez unsurları ve halkın temsilcileridir. Diğer bir ifadeyle Valinin temsil ettiğini söylediği makamları temsil edenleri seçen ve oraya getiren halkın kendisidir.

Yine çocukluğumuzdan beri hepimizin duyduğu, hatta büyüklerimizin nasıl adam olunması gerektiği hususundaki nasihatleri sırasında hep anlattıkları malum hikâye vardır. Hani adam çocuğuna her fırsatta “Sen adam olamazsın” dermiş. Zaman geçmiş bu çocuk vali olmuş ve adamlarını göndererek babasını makamına getirtmiş. Adam vali hazretlerinin makamında şaşkın bir halde ne için çağırıldığını merak ederken Vali “beni tanıdın mı?” diye sormuş. Adamcağız titrek bir halde “Siz vali hazretlerisiniz efendim” demiş. Vali biraz daha koltuğunda kasılarak “Evet hani seninin her fırsatta sen adam olamazsın dediğin oğlunum ben, bak vali oldum” demiş. Adam yüzündeki her zamanki tebessümüyle cevap vermiş “Oğlum ben sana vali olamazsın demedim, adam olamazsın dedim, sen bu yaşlı babanı makamına çağırarak adam olamadığını bir kez daha gösterdin” demiş. Özgeçmişinden anlaşıldığı üzere kendisinin de bir köylü çocuğu olduğu anlaşılıyor, hikâye tam da Bartın Valisini anlatıyor!
Benim hayret ettiğim ve bir türlü cevabını da bulamadığım; bu kadar iyi eğitim almış, kariyer basamaklarını bir bir tırmanmış şahsiyetlerin sıradan Anadolu insanıyla yani bizim insanımızla neden sağlıklı iletişim kuramadığıdır? Bu nasıl bir ego patlaması ki karşısındakini bir canlı varlık olarak bile değerlendirme yeteneğinden yoksun olabiliyor bu tipler. Devletin en üst makamlarına nasıl gelebiliyorlar bunlar, anlamak mümkün değil!

Valilerin, mülki amirlerin dili değişmeli artık; dil ve üslupları yenilenmeli. Mülki idare sistemi kökten değişmeli; valiler bürokrasinin kompleksinden ve kibirden arındırılmalı. Ve valiler seçimle gelmeli!

Yorum Ekle