<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Abdullah Seçkin &#8211; Taşova Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://tasova.gen.tr/author/abdullahseckin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tasova.gen.tr</link>
	<description>Taşova Haber Sitesi ve Taşova Haberleri</description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Feb 2026 07:07:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>ONLARIN SEVGİLİLER GÜNÜ HİÇ OLMADI..</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/onlarin-sevgililer-gunu-hic-olmadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 18:23:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=256761</guid>

					<description><![CDATA[“Sevmenin günü mü olur? Sevenin günü mü olur? Sevilenin günü mü olur? Bir ömüre sığamayan sevgiler Mevsime, haftaya, güne sığar mı? Torunları “Gocana,” (koca ana) mahallede komşular ve komşuların çocukları “Büyüğana” (büyük ana) diyorlardı. Gocana; kapısı sürekli kapalı duran ve zorunlu olmadıkça pek girilmeyen diğer iki odaya göre biraz daha küçük olan bu odaya girmeden önce yaşmağını burnuna kadar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Sevmenin günü mü olur?<br />
Sevenin günü mü olur?<br />
Sevilenin günü mü olur?<br />
Bir ömüre sığamayan sevgiler<br />
Mevsime, haftaya, güne sığar mı?</p>
<p>Torunları <strong>“Gocana,”</strong> (koca ana) mahallede komşular ve komşuların çocukları <strong>“Büyüğana”</strong> (büyük ana) diyorlardı.</p>
<p>Gocana; kapısı sürekli kapalı duran ve zorunlu olmadıkça pek girilmeyen diğer iki odaya göre biraz daha küçük olan bu odaya girmeden önce yaşmağını burnuna kadar çekiyor, sonra usulca kapıyı açıyor, sanki içeride birisi varmış da onu rahatsız etmemek için ayaklarının ucuna basarak odaya giriyordu. Odada duvarda asılı bir çerçeve içerisinde yıllar önce ölen Mustafa Dede’nin yani eşinin fotoğrafı, bir köşede masa, masanın üzerinde “mızraklı ilmihal” ve bir kaç takvim yaprağı bulunmaktaydı.</p>
<p>Gocana’nın; eşi sağ iken ona göstermiş olduğu hürmet ve saygıdan hiçbir şey kaybetmeden yılların vermiş olduğu alışkanlıkla her defasında yaşmağını burnuna kadar çekip, gayet yavaş ve dikkatli bir şekilde o küçük odaya girmesi torunu Ahmet’in dikkatini çekmişti.</p>
<p>Torun Ahmet, bunun sebebini sormuştu Gocana’ya. Torununa duvarda bir çerçeve içinde asılı duran Mustafa Dede’nin fotoğrafını başıyla işaret ederek yavrum baksana <strong>“ahretlik” </strong>orada bize bakıyor diye cevap vermişti Gocana.</p>
<p>Ahmet, “ahretlik” sözünü ilk defa duyuyordu.</p>
<p>-Gocana “ahretlik” ne demek?</p>
<p>-Deden demek işte!</p>
<p>– “Ahretlik” dedin. “Ahretlik” ne demek?</p>
<p><strong> “Bir yastıkta gocayın.”</strong></p>
<p><strong>“Allah bir yastıkta gocatsın.”</strong></p>
<p><strong>“Allah gördüğünle gocatsın.”</strong> demek.</p>
<p>Okur yazar bile olmayan bu pir-i fanî; eşine olan “sevgisini” kelimeleri israf etmeden, eğmeden, bükmeden, kelimelerin kafasını, gözünü kırmadan, sadece  tek bir kelimeyle ifade ediyordu. <strong>Ahretlik…</strong></p>
<p><strong>Tek kelimeyle koskoca bir “AŞK” romanı…  </strong></p>
<p>-Eskiden şimdiki gibi değildi oğlum. Kaynatamdan, kaynanamdan çekindim.  Aynı avlu içinde, sırt sırta idi evlerimiz. Adını söyleyemedim. Dilimin ucuna geldi gitti ama bir türlü söyleyemedim adını. Adı  ile  hitap edersem beni kınarlar sandım. Ar ettim. Önceleri <strong>“hemi”</strong> diye seslendim. Duymadığı  zaman  <strong>“hemi herif</strong>” diye seslendim. Sadece aile üyeleri arasında değil, mahallenin kemale ermiş; yaşlılarının yanında da eşinden bahsetmek zorunda kalınca  torunu Ahmet’in adını söyleyerek; <strong>“Ahmet’in dedesi” </strong>şeklinde söylemiş Mustafa Dede’nin adını. Samimi olmadıkları kişiler arasında <strong>“bizim herif,” bizim adam” “çocukların babası”  </strong>diye bahsetmiş kocasından. Hem eşinin adı Mustafa, hem Gocana’nın babasının ismi Mustafa olduğundan; babasına ve eşine saygısızlık olur zannıyla ismini yutkunup durmuş ama yine de söyleyememiş Gocana.</p>
<p>Mustafa Dede ise hanımına, <strong>“bizim ahretlik,”  “can şenliği,” “içişleri bakanı,” </strong>gibi isimlerle hitap etmiş. Küs oldukları, dargın oldukları zaman da olmuş. Ama barışmanın da bir yolunu bulmuşlar. Gocana, Mustafa Dede’nin radyosunu saklamış. Mustafa Dede ise Gocana’nın bastonunu kolayca bulamayacağı bir yere koyarmış ki bulamasın da kendisine sorsun diye. Böylece <strong>“küstüm yastığına”</strong> değil, hep <strong>“bir yastığa baş koymuşlar.”</strong>   Çocukları olmuş, çocuklarını evin kıdemli üyeleri arasında sevememişler. Ancak yalnız kaldıkları zaman sevebilmişler, kucaklarına alabilmişler çocuklarını.</p>
<p>Çocuklar büyümüş herkes evini ayrı ayrı kurduğunda Mustafa Dede ile Gocana yalnız kalmışlar. Onlar yalnızlıklarını da <strong>“bir Köroğlu bir Ayvaz” </strong>diye tarif etmişler.</p>
<p>Onların hiç <strong>“sevgililer günü” </strong>olmamış, onlar açıkça <strong>“seni seviyorum</strong>” diyememişler ama <strong>“sana kurban olurum”</strong> demenin, seninle ölünceye kadar beraberim demenin bir yolunu bulmuşlar…<strong>Ahretlik…</strong></p>
<p><em>Yazan: <strong>Abdullah Seçkin</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günün Anısına: 2 REKAT NAMAZA 45 GÜN HAPİS YATAN POT RECEP&#8217;İN HİKAYESİ</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/gunun-anisina-2-rekat-namaza-45-gun-hapis-yatan-pot-recepin-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2024 18:49:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Vefat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=208159</guid>

					<description><![CDATA[Yanımızdan-yöremizden (15) Abdullah Seçkin 28-02-2024 (BUGÜN 28 ŞUBAT) Bu yazı namı diğer 29 Nisan 2022 günü kaybettiğimiz merhum &#8216;Pot Recep&#8217; emminin başından geçen yaşanmış gerçek bir olaydır. Taşova Havadis Gazetesi başyazarı Naci Konyar abinin 07 Mayıs 2022 tarihli yazısını aynen yayınlıyoruz. “Ben içtim, alkollüydüm, namaz abdest hiçbi şey youdu. Geçmişte çok sarhoş olduğumu anlayan polis [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div class="" dir="auto">
<div id=":R1alalqlaikpl9aqqd9emhpapd5aqH2:" class="x1iorvi4 x1pi30zi x1l90r2v x1swvt13" data-ad-comet-preview="message" data-ad-preview="message">
<div class="x78zum5 xdt5ytf xz62fqu x16ldp7u">
<div class="xu06os2 x1ok221b">
<div class="xdj266r x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs x126k92a">
<div dir="auto">Yanımızdan-yöremizden (15)</div>
<div dir="auto">Abdullah Seçkin 28-02-2024</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">(BUGÜN 28 ŞUBAT)</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Bu yazı namı diğer 29 Nisan 2022 günü kaybettiğimiz merhum &#8216;Pot Recep&#8217; emminin başından geçen yaşanmış gerçek bir olaydır. Taşova Havadis Gazetesi başyazarı Naci Konyar abinin 07 Mayıs 2022 tarihli yazısını aynen yayınlıyoruz.</div>
<div dir="auto">“Ben içtim, alkollüydüm, namaz abdest hiçbi şey youdu. Geçmişte çok sarhoş olduğumu anlayan polis jandarma beni eve götürüyodu. Yalınız 45 gün namaz kıldım, 45 inci gün Cuma sabahı namazdan çıktım. Siyah bir taksi geldi, namaz kıldığımız hocalar beni Kozluca köyüne davet ettiler. Hocalara “Ne demek hocam siz nereye giderseniz ben de giderim” dedim. Kozluca köyüne gittik. Yanımızda ki zat köyün imamını çağırın dedi. Gelen imam yaz tilkisi gibi bilader, kravat yok gömlek saç sakal birbirine karışmış bu nasıl imam diyom aklımca içimden…</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">Cami kapısı açıldı. Gurp girdik otuduk. Sayıyom tam 18 kişi. Herkes kravatlı filinta gibi, en yolsuz, ütüsüz bir gömlekle ben. O zat dedi ki herkes 2 rekat namaz kılacak. Ben yeni heves ya 2 rekat az gelü diyom. Neyse 2 rekat namazı kıldık. İçimizden bir zat “ Arkadaşlar 5 dakika sonra yakalanıyok deyince içimden diyom ki “Lan camide demi yakalanacauk”</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">Dediği çıktı. Taksilere bindik. Darmadağan olduk. Yolda takside “Allah Hu, Mevla Hu” diyenlere içimden birazdan “Allah Hu, Mevla Hu” yu göreceniz diyom. Taşova’ya endük. Santralin karşısında karakolun önüne Jandarmalar dizilmiş, süngüyü çektiler. Durun durun! Atlan lan aşağı. Patır patır atladık. Jandarmalar “Se de siz misiniz lan Müslüman” deyip 18 imizi de içeri aldılar. Karakolda 18 kişinin en ufağı benim. En sonda duruyom. Jandarma önden başladı “Siz misiniz lan Müslüman, sizden başka yok mu lan” diyerek öteden arı çat çat, önden girerse arkaya kadar yorulu diye bir şamarla kurtuluruz diye düşündük ama “ Sıçtın, kumar oynadın, içtin anca mı Müslüman oldun lan diyerek lastik topu gibi hoplattılar beni. Sopayı yedik. Salarlar diyok. Jandarma savcılığa dedi. Ne savcılığı lan Kozlucayı mı kırdık diyom ben içimden.</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">18 kişi savcılığa çıktık. Katip yazıyo. Tak tak… Hakim soruyo “Ne aradın orda” “İmamım anası öldü de baş sağlığına gittik. Biz Hu’cuyuz diyen yok. Aklımdan bunların hepsi mi yalancı diyom. Sıra bana geldi. “Sen ne aradın.” “Ben yedim içtim, sarhoştum, kumar oynuyodum, içki içiyodum polis jandarma beni eve götürüyodu. İki rekat namaz kıldım şimdi nereye götürüleceğimi bilemiyom.”</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">62 den yargılandık. Gurp Amasya’ya. Koyuncuların otobüs har har çalışıyo. 18 imizin de elleri kelepçeli. Rahmetli hanımım köşeden bizi annaklıyor. Otobüse bindim kendime değil de camdan hanımımın o haline acıdım.</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">Hapishanede böyük yazıynan (haşa) “Buranın Allah’ı yok” yazıyor. Lan buranın Allah’ı yoksa biz buruya niye giriyok. 18 imiz içeri girdik. Gardiyanlar copu alan geliyor. Gardiyan müdürü gardiyanlara “Bunlar sizin dediğiniz adamlardan değil savuşun” deyip hoş geldiniz geçmiş olsun diyor ve berberi çağırıyor. Mamağın acemi askeri gibi hepimizi tıraş ettiler. Şimdi ne sıvatlayacağınız dedim içimden. Sonra bizleri koğuşlara ayırdılar. Yakalandığımız hoca beni yanından ayırmadı. 3 üncü koğuşta hoca ranzanın üstüne geçti, ben ranzanın altına kuyruğunu kıvırmış kedi gibi kıvrıldım.</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">Öteden arı eli tespihli, ayakkabılarının topuğuna basmış koğuş ağası “Kardeş, geçmiş olsun” “Sağol abi” Suçunuz. “ Camiden geldik dedim. “ Get lan Allahsız. 35-40 senedir ben burdayım kimi kandırıyon sen. Camiden adam geldiğini ben görmedim” dedi. Adam öldürmedik, kız kaçırmadık, adam bıçaklamadık adam da haklı. Savuştu gitti adam.</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">Mahkemeler açıldı. İfadeler aynı. Mahkemeye gidiyok. Ha bu arada ben hapishanede ezan okuyom. Herkes namaza başladı. İnsanların ihtiyacı varmış. Her şey o kadar tatlı oldu ki. Bu 18 kişilik grubun arkası kalaba. Tarikatçı hocalar kalaba. “İçerdekiler, camidekiler ziyaretçiniz geldi” deyince 18 kişi birden dışarı çıkıyok. Yalınız kumpanyanın insanları içerdekilere para yardımında da bulunuyorlardı. İdareci hoca, tarikatçı hoca Recep garibanın gömleğinin cebine güp parayı atıyodu, yeme içmeyide hükümet görüyodu.</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">45. gün ifadeden çıktık. Taşova’daki aynı ifadeler son mahkemede karar beraat. Bu gece evdeyük dedik. Allah düşürmesin de para işinden dolayı: &#8217;45 gün daha yatsak oraya gidip de ne yapacaz Taşova’da&#8217; diye içimden geçirdim. O kadar beslendik ki burda Necdet Tosun gibi şişdik.</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">Eve geldik. ‘Derviş Recep hoş geldin’ ‘Geçmiş olsun’ diyenler, uzatmıyak iki rekat namaza 45 gün yatan benim…’<a href="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2024/02/zr.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-208160" src="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2024/02/zr.jpg" alt="" width="206" height="206" /></a></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div id=":R1alalqlaikpl9aqqd9emhpapd5aqH3:" class="x1n2onr6">
<div class="x1n2onr6">
<div class="x6s0dn4 x1jx94hy x78zum5 xdt5ytf x6ikm8r x10wlt62 x1n2onr6 xh8yej3">
<div>
<div class="xqtp20y x6ikm8r x10wlt62 x1n2onr6">
<div class="x10l6tqk x13vifvy"></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="xua58t2 xzg4506 x1ey2m1c xds687c x47corl x10l6tqk x17qophe x13vifvy"></div>
<div class="x1ey2m1c xds687c x17qophe xg01cxk x47corl x10l6tqk x13vifvy x1ebt8du x19991ni x1dhq9h x1o1ewxj x3x9cwd x1e5q0jg x13rtm0m" role="none" data-visualcompletion="ignore"></div>
</div>
<div class="x6ikm8r x10wlt62"></div>
</div>
</div>
<div>
<div class="x168nmei x13lgxp2 x30kzoy x9jhf4c x6ikm8r x10wlt62" data-visualcompletion="ignore-dynamic">
<div>
<div>
<div>
<div class="x1n2onr6">
<div class="x6s0dn4 xi81zsa x78zum5 x6prxxf x13a6bvl xvq8zen xdj266r xktsk01 xat24cr x1d52u69 x889kno x4uap5 x1a8lsjc xkhd6sd xdppsyt">
<div class="x6s0dn4 x78zum5 x1iyjqo2 x6ikm8r x10wlt62">
<div class="x1i10hfl x1qjc9v5 xjbqb8w xjqpnuy xa49m3k xqeqjp1 x2hbi6w x13fuv20 xu3j5b3 x1q0q8m5 x26u7qi x972fbf xcfux6l x1qhh985 xm0m39n x9f619 x1ypdohk xdl72j9 x2lah0s xe8uvvx xdj266r x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x2lwn1j xeuugli xexx8yu x4uap5 x18d9i69 xkhd6sd x1n2onr6 x16tdsg8 x1hl2dhg xggy1nq x1ja2u2z x1t137rt x1o1ewxj x3x9cwd x1e5q0jg x13rtm0m x3nfvp2 x1q0g3np x87ps6o x1lku1pv x1a2a7pz" tabindex="0" role="button" aria-label="Beğen: 15 kişi"></div>
<div class="">
<div class="x1i10hfl xjbqb8w x1ejq31n xd10rxx x1sy0etr x17r0tee x972fbf xcfux6l x1qhh985 xm0m39n x9f619 x1ypdohk xe8uvvx xdj266r x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r xexx8yu x4uap5 x18d9i69 xkhd6sd x16tdsg8 x1hl2dhg xggy1nq x1o1ewxj x3x9cwd x1e5q0jg x13rtm0m x1n2onr6 x87ps6o x1lku1pv x1a2a7pz x1heor9g xnl1qt8 x6ikm8r x10wlt62 x1vjfegm x1lliihq" tabindex="0" role="button">
<div class="x9f619 x1ja2u2z xzpqnlu x1hyvwdk xjm9jq1 x6ikm8r x10wlt62 x10l6tqk x1i1rx1s"></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="x9f619 x1n2onr6 x1ja2u2z x78zum5 x2lah0s x1qughib x1qjc9v5 xozqiw3 x1q0g3np xykv574 xbmpl8g x4cne27 xifccgj"></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÜÇÜ DE TÜRKEŞ’ÇİYDİ&#8230;</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/ucu-de-turkesciydi-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Oct 2022 15:37:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Vefat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=175217</guid>

					<description><![CDATA[20 Ekim 2020 günü kaybettiğimiz  Ahmet Usta&#8217;sız Siyasette ikinci yıl Abdullah Seçkin                                      “Yaşlı teyzeler “kurtçular,” diyorlardı, amcalar ve dayılar “Türkeş’çiler,” komünistler ise “faşist” diyorlardı onlara.” Bu davanın yetim çocuklarıydılar aslında herkes haklarında bir şeyler diyecekti. Galip Erdem ise başka bir şey diyordu: “Gün olur, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>20 Ekim 2020 günü kaybettiğimiz  Ahmet Usta&#8217;sız Siyasette ikinci yıl </strong></p>
<p><strong>Abdullah Seçkin                                    </strong></p>
<p><strong> </strong>“Yaşlı teyzeler<strong> “kurtçular,” </strong>diyorlardı, amcalar ve dayılar<strong> “Türkeş’çiler,” </strong>komünistler ise <strong>“faşist” </strong>diyorlardı onlara.” Bu davanın yetim çocuklarıydılar aslında herkes haklarında bir şeyler diyecekti.</p>
<p>Galip Erdem ise başka bir şey diyordu: “Gün olur, ülküsüz insanlara gıpta ile bakasınız gelir. Rahat yaşarlar…</p>
<p>“Ülkücülerin hayatı bambaşkadır. Sözlüklerinde rahatlık kelimesinin yeri yoktur. Daimî bir mücadele içinde ömür tüketirler. Hemen herkesle, her şeyle zaman zaman çatıştıkları görülür. Arkadaşları ile, aileleri ile, hattâ sevdikleri ile… Belli bir ülkünün esaslarından ziyade, politikanın değişen icaplarına uymayı tercih eden kudret sahipleri ile de sık sık ihtilâfa düşerler. Çok defa, başları belâya girer; gene de sinmezler. Bu hâlleri “kalabalık”a göre, uslanmamaktır; kendilerine göre de, yılmamak…</p>
<p>Ülkücü dünya nimetlerinden yana nasipsizdir. Gözü yoktur ki, nasibi olsun. Bir lokma, bir hırka o’na yeter. Paraya karşı o kadar müstağnidir ki, halkın hayretine sebep olur. Herkesin istediğini istemez, ne istediğini de herkes anlayamaz. Kendi zevkleri dışında zevk tanımayanların gözünde “zevksiz” bir adamdır! Küçümserler onu, hayatı anlamamakla, üç günlük dünyanın hakkını vermemekle itham ederler. Böyle davranışlara hiç önem vermez. Elverir ki, inandığına dokunulmasın!</p>
<p>Bir gün fikirlerinin gerçekleştiği görülse bile, O’na hiç kimse <strong>“aferin”</strong> demez. Üstelik, “böyle olacağı zaten belli idi” buyurulur.</p>
<p>Ülkücülerin en amansız düşmanları<strong> “eyyamperest”</strong> lerdir. Menfaatlerine tapan bu adamlar, daha çok kazanmalarına, daha rahat yaşamalarına mani olacak sanırlar da, ülkücüleri ezmeğe çalışırlar! Ne garip tecellidir ki, ülkücünün gayretlerinden en çok faydalananlar da <strong>“eyyamperest”</strong> lerdir…</p>
<p>Ülkücünün en çok dinlediği, “nasihat”dir. “Yapma!” derler, “Hayatını heba etme!” derler, “Gününü gün et!” derler. O kadar çok şey söylerler ki, hiç bitmez. O hepsini dinler, ama hiçbirini tutmaz, gene bildiği gibi yaşar.”</p>
<p>“Gün gelir; ecel, hükmünü icra eder; ülkücü, dünyasını değiştirir. Kalabalık ona acır, daha iyi yaşamış olmasını temenni eder. Hâlbuki o, inançları uğrunda yaşamanın hazzını tadamadıkları için ömrü boyunca <strong>“kalabalık”a</strong> acımıştır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kirami Kara…</strong></p>
<p>Kirami abi ile köyde evlerimiz yan yanaydı. Komşuyduk. Resmiyette adı <strong>“Ali Kirami,” </strong>yaşadığı şehir Taşova’da, <strong>“Kirami,”</strong>  doğduğu köy Uluköy’de, <strong>“İkram</strong>” adıyla tanınır, bilinirdi. Ülkücüydü. Seviyordu ülkücüleri. Yuvarlak ve dolgun yüzlerinden gülücükler eksik olmazdı, çevresine neşe saçardı, şen şakrak birisiydi. Yediden yetmişe herkesin sevdiği bir güzel insandı Kirami abi… Halâ anlatılır onun yaptığı şakalar,espriler. Amasya İmam Hatip Lisesinde öğrenciyken tarih öğretmeni Kirami abiyi sözlü sınav yapacaktır. Kirami abiye bir soru sorar tarih öğretmeni:<strong> -Kirami söyle bakalım: Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman’ın ortak özelliği nedir?</strong></p>
<p><strong>Kirami abi : -Hocam Üçü de Türkeş’çiydi.</strong></p>
<p>Kirami abinin verdiği cevap sadece sınıfı değil, okulu yıl boyu neşeye boğmuştu.</p>
<p>Mensubu olduğu partinin seçim mitinglerinde, kongrelerinde, seçim zamanı seçim çalışmalarında, açılışlarda, “Ülkü Ocakları” tarafından tertiplenen programlarda hep vardı Kirami abi. Kadere bak ki vefat etmesi de yine siyasi bir çalışmaya katıldığı saatte ve mensubu olduğu parti binası önünde olmuştu. Köylüsü, çocukluk arkadaşı, Mehmet Sarı’nın (Amasya Belediye Başkanı) 19 mart 2011 Cumartesi günü milletvekili adaylığını açıkladığı sırada parti binası önünde  kalp krizi geçirerek vefat etmesi bu sefer sevenlerini neşeye değil üzüntüye boğmuştu. Yine yapacağını yapmıştı Kirami abi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ömer Gündoğdu…</strong></p>
<p>Gün doğdu, gün doğdu,</p>
<p>Ay battı, gün doğdu.</p>
<p>İlahi emre uydu gidiyor,</p>
<p>Adı Ömer Gündoğdu.</p>
<p>Ömer abi, İnandığı davanın çilesini iliklerine kadar yaşayan ülkücü bir ailenin mensubu idi. Her babayiğitin harcı değildi yıllarca savunduğu, uğruna çileler çektiği davayı, istismar etmeden, mütevazı bir hayat sürmek. İstese pek çok imkana sahip olabilirdi. Ama o bunlara hiçbir zaman tenezzül etmedi. Yıllarca bakırcı esnaflığı yaparak ekmeğini kazandı. Savunduğu, inandığı davadan da taviz vermedi. Emekli maaşı ile hayatını idame ettirdi. Belki de Gündüz Bey onun için söylemişti: <strong>“Derviş gönlüyle militanlık yapmak zorunda kalanların işleri daha da zor” </strong>diye. Heybetli duruşu ile dostlarına güven veren, bu yakışıklı ülkü devi tertemiz bir kalbe sahipti. 25 Haziran 2014 Çarşamba günü bu fani dünyadan, bütün sevenlerini gözyaşlarına boğarak sekte-i kalpten, terk-i cihan eyledi Ömer abi.</p>
<p><strong>Ahmet Usta…</strong></p>
<p>Vatanın derdi, tasası vardı,</p>
<p>Sevmek ne demek, dahası vardı.</p>
<p>Sevdası devlet, millet olan,</p>
<p>Bir  Ahmet Usta’sı vardı.</p>
<p><strong> “Hilal ve devlet”</strong> sevdalısıydı. O kadar sevdalıydı ki oğluna <strong>“Devlet,”</strong> torununa <strong>“Hilal”</strong> adını vermişti. Yıllarca mensubu olduğu partinin ilçe başkanlığını yaptı. 1999-2009 yıllarında ise  belediye meclis üyeliği görevlerinde bulundu.  Görevini en zor şartlarda en kısıtlı imkanlarla yapmaya çalıştı. İlçenin en eski ayakkabıcı esnaflarındandı. Partinin giderlerini karşılayabilmek için büyük mücadeleler verdi. Kurban bayramlarında  topladığı üç beş deriden elde ettiği gelirlerle teşkilatını ayakta tutmayı başardı. İlçe başkanlığı yaptığı dönemlerde iki belde  belediye başkanlığının kazanılmasında büyük emek harcadı. Siyaseti seviyordu. Ömrünün sonuna kadar  aktif siyasetin içerisinde bulundu. İnandığı davanın sadece doğrusunu değil, yanlışını da kendine has gerekçelerle savunan bir dava adamıydı. Hayatı boyunca dik durdu, düz yürüdü. Hiç kimse onu inandığı yoldan çeviremedi.<strong> “Namuslu bir hikayesi vardı kimse onu satın alamadı.” </strong>Ama emr-i ilahi onu bu fani dünyadan, sevenlerinden 19 Ekim 2020 Pazartesi günü gerçek aleme aldı.</p>
<p>Her üçünü de iyi biliriz. Şahitlik ederiz. Ruhları şad, mekanları cennet olsun. Allah rahmet eylesin. El- Fatiha.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1 class="entry-title"></h1>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanımızdan yöremizden (1) &#8221;SİZDEN EVVEL AVRUPA BİRLİĞİNE GİRERÜK&#8221;</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/yanimizdan-yoremizden-1-sizden-evvel-avrupa-birligine-gireruk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Sep 2022 15:45:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=173353</guid>

					<description><![CDATA[Bugün Taşova çok sıcaktı. Bizim köy biraz serin olur diye emekli öğretmen Selahattin Yaman&#8217;ı da alarak köye gittim. Köy içinde kahvenin önünde millî eğitimden emekli personel Mahmut Gündüz abiyi gördüm. Görüşmeyeli biraz olmuştu. Yanına oturdum biraz sohbet ettik. Mahmut abi, çok güzel bir insan. Sandalyede bağdaş kurup oturuyor. Hazır cevap birisidir. Çay ve sigara tiryakisidir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="m8h3af8h l7ghb35v kjdc1dyq kmwttqpk gh25dzvf n3t5jt4f">
<div dir="auto">
<div dir="auto">Bugün Taşova çok sıcaktı. Bizim köy biraz serin olur diye emekli öğretmen Selahattin Yaman&#8217;ı da alarak köye gittim.</div>
<div dir="auto">Köy içinde kahvenin önünde millî eğitimden emekli personel Mahmut Gündüz abiyi gördüm.</div>
<div dir="auto">Görüşmeyeli biraz olmuştu. Yanına oturdum biraz sohbet ettik. Mahmut abi, çok güzel bir insan. Sandalyede bağdaş kurup oturuyor. Hazır cevap birisidir. Çay ve sigara tiryakisidir. Öyle tiryaki dediysek&#8230;.. Çayı sadece &#8220;dem&#8221; ve şekersiz içiyor Mahmut abi. Günlük 7-8 paket birinci sigarası da cabası&#8230; (Birinci sigarası üretimi olmadığı için şimdi 5 paket maltepe sigarası içiyor) Sigarayı bıraktırmak için 2, 3 sene evvel Tasova gazetesinde 60 yıldır içtiği sigarayı bıraktı diye haber yaptırmıştık. Biraz ara verdikten sonra yeniden başlamıştı. Şimdi yeniden sigarayı bıraktı.</div>
<div dir="auto">Mahmut abi hazırcevap biridir.</div>
<div dir="auto">Köyümüzün tarihçesi ile ilgili araştırma yaptığım yıllarda idi. Mahmut abi yine köy içinde sandalyede bağdaş kurmuş oturuyor. Selam verip yanına oturdum. Bana köyün tarihçesi ile ilgili çalışmanın ne olduğunu sordu.</div>
<div dir="auto">Ben de biraz kızdırmak ve şaka olsun diye abi kimseye söylemiyorum ama araştırmalarım da sizin sülalenin &#8220;Ermeni&#8221; olduğu yazıyor tarihi belgelerde dedim.</div>
<div dir="auto">Ben biraz kızıp reddedecegini düşünürken;</div>
<div dir="auto">&#8211; Ulan öyle söyleyip beni sevindüme çocuk dedi.</div>
<div dir="auto">Ben de abi niye seviniyorsun ki dedim?</div>
<div dir="auto">Mahmut abi bana o çok anlamlı, çok güzel bir cevap verdi.</div>
<div dir="auto">-SİZDEN EVVEL AVRUPA BİRLİĞİNE GİRERÜK&#8230;</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR PORTRE</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/bir-portre-4/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Feb 2022 17:21:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Taşova]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=158282</guid>

					<description><![CDATA[Abdullah Seçkin MEMO DAYI Yaşı 90&#8217;a dayanmış tüm ilçenin sevdiği, saydığı, yılların çay ocağı ve park işletmecisi bir pir-i fani. Pandemi nedeniyle iki yıldır pek dışarı çıkmıyordu. Güneşli bir günde &#8220;eski dene pazarı&#8221; dediğimiz yerde bizi beklediğini söyledi. Biz de Eczacı Naci Abi ile davetine icabet ettik. Gözü buğulanarak geçmiş günleri yadetti.  Mehmet Darıcı (Memo [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Abdullah Seçkin</div>
<div dir="auto">MEMO DAYI</div>
<div dir="auto">Yaşı 90&#8217;a dayanmış tüm ilçenin sevdiği, saydığı, yılların çay ocağı ve park işletmecisi bir pir-i fani. Pandemi nedeniyle iki yıldır pek dışarı çıkmıyordu. Güneşli bir günde &#8220;eski dene pazarı&#8221; dediğimiz yerde bizi beklediğini söyledi. Biz de Eczacı Naci Abi ile davetine icabet ettik. Gözü buğulanarak geçmiş günleri yadetti.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"> Mehmet Darıcı (Memo Dayı), gençliğinde kendisi limonata yapar, ilçenin pazarı olan perşembe günü de satarmış. Akşamdan limonatayı hazırlar, perşembe sabahı erkenden kalkar; &#8220;haydi buz gibi limonata, otuz iki dişe keman çaldırıyor&#8221; diye bağırınca ilçenin  beş kilometre uzağındaki Güvendik &#8220;Herizdağı&#8221; diye bildiğimiz köydeki çocuklar limonata istiyorum diye ağlardı diyor. Gençliğinin ve sesinin ne kadar gür ve kudretli olduğunu izah etmeye çalışıyordu. Memo Dayı ve Eczacı Naci Abiye sağlık ve sıhhat diliyorum.</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“KADINLAR İNSANDIR, BİZ İNSANOĞLU”</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/kadinlar-insandir-biz-insanoglu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2021 11:09:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=135470</guid>

					<description><![CDATA[Sabah uyandığında henüz güneş doğmamıştı. Geç kaldığını düşünerek yatağından panik halinde kalktı. Saate baktı daha zaman vardı. Rahatladı. Mutfağa geçti. Çaydanlığa su doldurup ocağa koydu. Bakkaldan ekmek aldı geldi. Kahvaltı hazırladı. Haydi yavrum kalk okula geç kalıyorsun diyerek kızını uyandırdı. Tekrar mutfağa geçti. Çocuk, anne çorabımın teki nerede bulamadım diye annesine seslendi. Çorabın tekini buldu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabah uyandığında henüz güneş doğmamıştı. Geç kaldığını düşünerek yatağından panik halinde kalktı. Saate baktı daha zaman vardı. Rahatladı. Mutfağa geçti. Çaydanlığa su doldurup ocağa koydu. Bakkaldan ekmek aldı geldi. Kahvaltı hazırladı. Haydi yavrum kalk okula geç kalıyorsun diyerek kızını uyandırdı. Tekrar mutfağa geçti. Çocuk, anne çorabımın teki nerede bulamadım diye annesine seslendi. Çorabın tekini buldu getirdi çocuğa verdi. Kahvaltı yaptılar. Beslenme çantasını hazırladı. Kılık kıyafetini kontrol etti. Hazır olduğunu görünce okul çantasını kendi aldı, çocuğa beslenme çantasını verdi. Evden çıkmak üzereyken kocası, gelirken bakkaldan sigara almasını söyledi. Okulun bahçesine girdiler. Çocuk okuldan içeriye girinceye kadar bekledi. Birbirlerine karşılıklı el salladılar. Eve geldi kahvaltı masasını sildi, temizledi, bulaşıkları yıkadı. Kirli çamaşırları makineye koydu.  Balkonda kuruyan çamaşırları topladı. (Sonra ütülerim diye geçirdi içinden.) Ortalığı silip süpürmeye başladı. Yorulmuştu. Telefonu çaldı. Arayan askerdeki oğluydu. Konuştular. Tüm yorgunluğu geçti gitti. Günlük ev işlerini görüp, yetiştirmek ne ki bu vatana “asker” yetiştirmişti. Mutluydu.  Güzel hayallere daldı. Askerden gelince oğlunu evlendirip düğün yapacağı günleri hayal etti… Çamaşır makinesinden çamaşırları çıkarıp astı. Öğle yemeği için akşamdan ısladığı kuru fasulyeyi ocağa koydu.  Yemek pişene kadar ütü yaptı. Çocuk öğle arası okuldan geldi. Yemek yenildi. Çocuk okula gönderildi. Yemek masasını temizledi. İhtiyaç listesi yaptı. Pazar çantasını aldı ve pazara gitti. Eve geldi pazardan aldıklarını yerleştirdi. Akşam yemeği için  lâzım olanları ayırdı. Ekmek pişirmekte olan komşusuna yardıma gitti. Eve dönünce akşam yemeği için hazırlık yapmaya başladı. Çocuk okuldan, baba çarşıdan gelince hep beraber yemekler yenildi. Masa temizlendi, bulaşıklar yıkandı.</p>
<p>Öğretmen, “Dünya Kadınlar Günü” ile ilgili bir ödev vermişti. Çocuk evde bunu ortalığa öylesine söyledi. Baba sanki ödül almış ünlü bir yazar edasıyla getir kızım ben yardımcı olayım beraber yazalım dedi. Aklına bir şey gelmedi. Sen yazmaya başla kızım ben sana yardımcı olurum dedi. Sonra birden yaz kızım dedi kendinden emin bir şekilde: Kadınlar iyidir. Evde yemeğimizi yaparlar dedi. Biraz bekledi. Kadınların her dediği yapılmaz. Çünkü onların “saçı uzun aklı kısa,” kendilerine kalırsa “ya davulcuya ya zurnacıya varırlar” dedi. “Kızını dövmeyen dizini döver.” “Ellerinin hamuru ile her işe karışırlar” dedi.   “Erkekler kadınlardan güçlü ve yiğit olurlar” diye ekledi baba. Kendilerinin işlerinin ağır olduğunu kadınların onlara yardımcı olmaları gerektiğini söyledi. Saçmaladı durdu. Çocuğun aklı karıştı. Babasının söylediklerinde bir yanlışlık olduğunu düşündü. <strong>Çünkü işleri sabahtan beri evde annesi yapıyordu. Ama işin edebiyatını babası yapıyordu. </strong>Kafası iyice karıştı.      Babanın söylediklerini işiten ve çocuğun halini anlayan anne müdahale etti. Babanın; “kızını dövmeyen dizini döver” sözüne karşı çıktı. “Babasının dövdüğü kızı kocası da döver” diyerek okkalı bir cevap verdi. Kadınların saçı da aklı da yerindedir ve yeterlidir. Çünkü, “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır.” diye ekledi. “Elleriyle beşik sallayan dünyayı sallar.” “Ekmeğin iyisi deneden yiğidin iyisi anadan olur” diyerek babanın yukarıdaki sözlerini bir bir cevapladı.</p>
<p><strong>“Bir babanın çocuklarına yapabileceği en büyük iyilik onların annelerini sevmektir.” </strong>Dedi ve taşı gediğine koydu.</p>
<p>Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun.</p>
<p>Abdullah Seçkin</p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AHRETLİK</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/ahretlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2021 16:39:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=134377</guid>

					<description><![CDATA[Torunları “Gocana,” (koca ana) mahallede komşular ve komşuların çocukları “Büyüğana” (büyük ana) diyorlardı. Gocana; kapısı sürekli kapalı duran ve zorunlu olmadıkça pek girilmeyen diğer iki odaya göre biraz daha küçük olan bu odaya girmeden önce yaşmağını burnuna kadar çekiyor, sonra usulca kapıyı açıyor, sanki içeride birisi varmış da onu rahatsız etmemek için ayaklarının ucuna basarak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Torunları <strong>“Gocana,”</strong> (koca ana) mahallede komşular ve komşuların çocukları <strong>“Büyüğana”</strong> (büyük ana) diyorlardı.</p>
<p>Gocana; kapısı sürekli kapalı duran ve zorunlu olmadıkça pek girilmeyen diğer iki odaya göre biraz daha küçük olan bu odaya girmeden önce yaşmağını burnuna kadar çekiyor, sonra usulca kapıyı açıyor, sanki içeride birisi varmış da onu rahatsız etmemek için ayaklarının ucuna basarak odaya giriyordu. Odada duvarda asılı bir çerçeve içerisinde yıllar önce ölen Mustafa Dede’nin yani eşinin fotoğrafı, bir köşede masa, masanın üzerinde “mızraklı ilmihal” ve bir kaç takvim yaprağı bulunmaktaydı.</p>
<p>Gocana’nın; eşi sağ iken ona göstermiş olduğu hürmet ve saygıdan hiçbir şey kaybetmeden yılların vermiş olduğu alışkanlıkla her defasında yaşmağını burnuna kadar çekip, gayet yavaş ve dikkatli bir şekilde o küçük odaya girmesi torunu Ahmet’in dikkatini çekmişti.</p>
<p>Torun Ahmet, bunun sebebini sormuştu Gocana’ya. Torununa duvarda bir çerçeve içinde asılı duran Mustafa Dede’nin fotoğrafını başıyla işaret ederek yavrum baksana <strong>“ahretlik” </strong>orada bize bakıyor diye cevap vermişti Gocana.</p>
<p>Ahmet, “ahretlik” sözünü ilk defa duyuyordu.</p>
<p>-Gocana “ahretlik” ne demek?</p>
<p>-Deden demek işte!</p>
<p>&#8211; “Ahretlik” dedin. “Ahretlik” ne demek?</p>
<p><strong> “Bir yastıkta gocayın.”</strong></p>
<p><strong>“Allah bir yastıkta gocatsın.” </strong></p>
<p><strong>“Allah gördüğünle gocatsın.”</strong> demek.</p>
<p>Okur yazar bile olmayan bu pir-i fanî; eşine olan “sevgisini” kelimeleri israf etmeden, eğmeden, bükmeden, kelimelerin kafasını, gözünü kırmadan, sadece  tek bir kelimeyle ifade ediyordu. <strong>Ahretlik… </strong></p>
<p><strong>Tek kelimeyle koskoca bir “<span style="color: #ff0000;">AŞK</span>” romanı…  </strong></p>
<p>-Eskiden şimdiki gibi değildi oğlum. Kaynatamdan, kaynanamdan çekindim.  Aynı avlu içinde, sırt sırta idi evlerimiz. Adını söyleyemedim. Dilimin ucuna geldi gitti ama bir türlü söyleyemedim adını. Adı  ile  hitap edersem beni kınarlar sandım. Ar ettim. Önceleri <strong>“hemi”</strong> diye seslendim. Duymadığı  zaman  <strong>“hemi herif</strong>” diye seslendim. Sadece aile üyeleri arasında değil, mahallenin kemale ermiş; yaşlılarının yanında da eşinden bahsetmek zorunda kalınca  torunu Ahmet’in adını söyleyerek; <strong>“Ahmet’in dedesi” </strong>şeklinde söylemiş Mustafa Dede’nin adını. Samimi olmadıkları kişiler arasında <strong>“bizim herif,” bizim adam” “çocukların babası”  </strong>diye bahsetmiş kocasından. Hem eşinin adı Mustafa, hem Gocana’nın babasının ismi Mustafa olduğundan; babasına ve eşine saygısızlık olur zannıyla ismini yutkunup durmuş ama yine de söyleyememiş Gocana.</p>
<p>Mustafa Dede ise hanımına, <strong>“bizim ahretlik,”  “can şenliği,” “içişleri bakanı,” </strong>gibi isimlerle hitap etmiş. Küs oldukları, dargın oldukları zaman da olmuş. Ama barışmanın da bir yolunu bulmuşlar. Gocana, Mustafa Dede’nin radyosunu saklamış. Mustafa Dede ise Gocana’nın bastonunu kolayca bulamayacağı bir yere koyarmış ki bulamasın da kendisine sorsun diye. Böylece <strong>“küstüm yastığına”</strong> değil, hep <strong>“bir yastığa baş koymuşlar.”</strong>   Çocukları olmuş, çocuklarını evin kıdemli üyeleri arasında sevememişler. Ancak yalnız kaldıkları zaman sevebilmişler, kucaklarına alabilmişler çocuklarını.</p>
<p>Çocuklar büyümüş herkes evini ayrı ayrı kurduğunda Mustafa Dede ile Gocana yalnız kalmışlar. Onlar yalnızlıklarını da <strong>“bir Köroğlu bir Ayvaz” </strong>diye tarif etmişler.</p>
<p>Onların hiç <strong>“sevgililer günü” </strong>olmamış, onlar açıkça <strong>“seni seviyorum</strong>” diyememişler ama <strong>“sana kurban olurum”</strong> demenin, seninle ölünceye kadar beraberim demenin bir yolunu bulmuşlar…<strong>Ahretlik…</strong></p>
<p><em>Yazan: <strong>Abdullah Seçkin</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÜÇÜ DE TÜRKEŞ’ÇİYDİ..</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/ucu-de-turkesciydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2021 15:55:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=133399</guid>

					<description><![CDATA[Abdullah Seçkin                                      “Yaşlı teyzeler “kurtçular,” diyorlardı, amcalar ve dayılar “Türkeş’çiler,” komünistler ise “faşist” diyorlardı onlara.” Bu davanın yetim çocuklarıydılar aslında herkes haklarında bir şeyler diyecekti. Galip Erdem ise başka bir şey diyordu: “Gün olur, ülküsüz insanlara gıpta ile [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Abdullah Seçkin                                    </strong></p>
<p><strong> </strong>“Yaşlı teyzeler<strong> “kurtçular,” </strong>diyorlardı, amcalar ve dayılar<strong> “Türkeş’çiler,” </strong>komünistler ise <strong>“faşist” </strong>diyorlardı onlara.” Bu davanın yetim çocuklarıydılar aslında herkes haklarında bir şeyler diyecekti.</p>
<p>Galip Erdem ise başka bir şey diyordu: “Gün olur, ülküsüz insanlara gıpta ile bakasınız gelir. Rahat yaşarlar…</p>
<p>“Ülkücülerin hayatı bambaşkadır. Sözlüklerinde rahatlık kelimesinin yeri yoktur. Daimî bir mücadele içinde ömür tüketirler. Hemen herkesle, her şeyle zaman zaman çatıştıkları görülür. Arkadaşları ile, aileleri ile, hattâ sevdikleri ile&#8230; Belli bir ülkünün esaslarından ziyade, politikanın değişen icaplarına uymayı tercih eden kudret sahipleri ile de sık sık ihtilâfa düşerler. Çok defa, başları belâya girer; gene de sinmezler. Bu hâlleri “kalabalık”a göre, uslanmamaktır; kendilerine göre de, yılmamak…</p>
<p>Ülkücü dünya nimetlerinden yana nasipsizdir. Gözü yoktur ki, nasibi olsun. Bir lokma, bir hırka o&#8217;na yeter. Paraya karşı o kadar müstağnidir ki, halkın hayretine sebep olur. Herkesin istediğini istemez, ne istediğini de herkes anlayamaz. Kendi zevkleri dışında zevk tanımayanların gözünde &#8220;zevksiz&#8221; bir adamdır! Küçümserler onu, hayatı anlamamakla, üç günlük dünyanın hakkını vermemekle itham ederler. Böyle davranışlara hiç önem vermez. Elverir ki, inandığına dokunulmasın!</p>
<p>Bir gün fikirlerinin gerçekleştiği görülse bile, O&#8217;na hiç kimse <strong>&#8220;aferin&#8221;</strong> demez. Üstelik, &#8220;böyle olacağı zaten belli idi&#8221; buyurulur.</p>
<p>Ülkücülerin en amansız düşmanları<strong> “eyyamperest”</strong> lerdir. Menfaatlerine tapan bu adamlar, daha çok kazanmalarına, daha rahat yaşamalarına mani olacak sanırlar da, ülkücüleri ezmeğe çalışırlar! Ne garip tecellidir ki, ülkücünün gayretlerinden en çok faydalananlar da <strong>“eyyamperest”</strong> lerdir…</p>
<p>Ülkücünün en çok dinlediği, &#8220;nasihat&#8221;dir. &#8220;Yapma!&#8221; derler, &#8220;Hayatını heba etme!&#8221; derler, &#8220;Gününü gün et!&#8221; derler. O kadar çok şey söylerler ki, hiç bitmez. O hepsini dinler, ama hiçbirini tutmaz, gene bildiği gibi yaşar.&#8221;</p>
<p>“Gün gelir; ecel, hükmünü icra eder; ülkücü, dünyasını değiştirir. Kalabalık ona acır, daha iyi yaşamış olmasını temenni eder. Hâlbuki o, inançları uğrunda yaşamanın hazzını tadamadıkları için ömrü boyunca <strong>“kalabalık”a</strong> acımıştır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kirami Kara…</strong></p>
<p>Kirami abi ile köyde evlerimiz yan yanaydı. Komşuyduk. Resmiyette adı <strong>“Ali Kirami,” </strong>yaşadığı şehir Taşova’da, <strong>“Kirami,”</strong>  doğduğu köy Uluköy’de, <strong>“İkram</strong>” adıyla tanınır, bilinirdi. Ülkücüydü. Seviyordu ülkücüleri. Yuvarlak ve dolgun yüzlerinden gülücükler eksik olmazdı, çevresine neşe saçardı, şen şakrak birisiydi. Yediden yetmişe herkesin sevdiği bir güzel insandı Kirami abi… Halâ anlatılır onun yaptığı şakalar,espriler. Amasya İmam Hatip Lisesinde öğrenciyken tarih öğretmeni Kirami abiyi sözlü sınav yapacaktır. Kirami abiye bir soru sorar tarih öğretmeni:<strong> -Kirami söyle bakalım: Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman’ın ortak özelliği nedir? </strong></p>
<p><strong>Kirami abi : -Hocam Üçü de Türkeş’çiydi.</strong></p>
<p>Kirami abinin verdiği cevap sadece sınıfı değil, okulu yıl boyu neşeye boğmuştu.</p>
<p>Mensubu olduğu partinin seçim mitinglerinde, kongrelerinde, seçim zamanı seçim çalışmalarında, açılışlarda, “Ülkü Ocakları” tarafından tertiplenen programlarda hep vardı Kirami abi. Kadere bak ki vefat etmesi de yine siyasi bir çalışmaya katıldığı saatte ve mensubu olduğu parti binası önünde olmuştu. Köylüsü, çocukluk arkadaşı, Mehmet Sarı’nın (Amasya Belediye Başkanı) 19 mart 2011 Cumartesi günü milletvekili adaylığını açıkladığı sırada parti binası önünde  kalp krizi geçirerek vefat etmesi bu sefer sevenlerini neşeye değil üzüntüye boğmuştu. Yine yapacağını yapmıştı Kirami abi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ömer Gündoğdu…</strong></p>
<p>Gün doğdu, gün doğdu,</p>
<p>Ay battı, gün doğdu.</p>
<p>İlahi emre uydu gidiyor,</p>
<p>Adı Ömer Gündoğdu.</p>
<p>Ömer abi, İnandığı davanın çilesini iliklerine kadar yaşayan ülkücü bir ailenin mensubu idi. Her babayiğitin harcı değildi yıllarca savunduğu, uğruna çileler çektiği davayı, istismar etmeden, mütevazı bir hayat sürmek. İstese pek çok imkana sahip olabilirdi. Ama o bunlara hiçbir zaman tenezzül etmedi. Yıllarca bakırcı esnaflığı yaparak ekmeğini kazandı. Savunduğu, inandığı davadan da taviz vermedi. Emekli maaşı ile hayatını idame ettirdi. Belki de Gündüz Bey onun için söylemişti: <strong>&#8220;Derviş gönlüyle militanlık yapmak zorunda kalanların işleri daha da zor&#8221; </strong>diye. Heybetli duruşu ile dostlarına güven veren, bu yakışıklı ülkü devi tertemiz bir kalbe sahipti. 25 Haziran 2014 Çarşamba günü bu fani dünyadan, bütün sevenlerini gözyaşlarına boğarak sekte-i kalpten, terk-i cihan eyledi Ömer abi.</p>
<p><strong>Ahmet Usta…</strong></p>
<p>Vatanın derdi, tasası vardı,</p>
<p>Sevmek ne demek, dahası vardı.</p>
<p>Sevdası devlet, millet olan,</p>
<p>Bir  Ahmet Usta’sı vardı.</p>
<p><strong> “Hilal ve devlet”</strong> sevdalısıydı. O kadar sevdalıydı ki oğluna <strong>“Devlet,”</strong> torununa <strong>“Hilal”</strong> adını vermişti. Yıllarca mensubu olduğu partinin ilçe başkanlığını yaptı. 1999-2009 yıllarında ise  belediye meclis üyeliği görevlerinde bulundu.  Görevini en zor şartlarda en kısıtlı imkanlarla yapmaya çalıştı. İlçenin en eski ayakkabıcı esnaflarındandı. Partinin giderlerini karşılayabilmek için büyük mücadeleler verdi. Kurban bayramlarında  topladığı üç beş deriden elde ettiği gelirlerle teşkilatını ayakta tutmayı başardı. İlçe başkanlığı yaptığı dönemlerde iki belde  belediye başkanlığının kazanılmasında büyük emek harcadı. Siyaseti seviyordu. Ömrünün sonuna kadar  aktif siyasetin içerisinde bulundu. İnandığı davanın sadece doğrusunu değil, yanlışını da kendine has gerekçelerle savunan bir dava adamıydı. Hayatı boyunca dik durdu, düz yürüdü. Hiç kimse onu inandığı yoldan çeviremedi.<strong> “Namuslu bir hikayesi vardı kimse onu satın alamadı.” </strong>Ama emr-i ilahi onu bu fani dünyadan, sevenlerinden 19 Ekim 2020 Pazartesi günü gerçek aleme aldı.</p>
<p>Her üçünü de iyi biliriz. Şahitlik ederiz. Ruhları şad, mekanları cennet olsun. Allah rahmet eylesin. El- Fatiha.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇARŞI EKMEĞİ Mİ KOMŞU EKMEĞİ Mİ ASKI EKMEĞİ Mİ?</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/carsi-ekmegi-mi-komsu-ekmegi-mi-aski-ekmegi-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Dec 2020 14:14:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=131940</guid>

					<description><![CDATA[Abdullah Seçkin Ekmek… İnsanoğlunun en temel, en önemli gıda maddelerinden… Yıkamadan yiyebildiğimiz yiyeceklerden birisidir ekmek… Ekmek “ nimettir…” Anadoluda “rızıktır” ekmek… Bu gerçeği Şair Nesimi çok güzel ifade etmiş: Rızkımı veren Hüdâ’dır, kula minnet eylemem. “Anadolu insanı âlim değildir ama ariftir.” Bu özelliği sayesinde fark eder ve  bilir, rızık nedir?  Nereden gelir? Ekmek kutsaldır. Öpülür [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong>Abdullah Seçkin</strong></p>
<p>Ekmek…</p>
<p>İnsanoğlunun en temel, en önemli gıda maddelerinden…</p>
<p>Yıkamadan yiyebildiğimiz yiyeceklerden birisidir ekmek…</p>
<p>Ekmek <strong>“ nimettir…”</strong></p>
<p>Anadoluda <strong>“rızıktır”</strong> ekmek…</p>
<p>Bu gerçeği Şair Nesimi çok güzel ifade etmiş:</p>
<p><strong>Rızkımı veren Hüdâ’dır, kula minnet eylemem.</strong></p>
<p>“Anadolu insanı âlim değildir ama ariftir.” Bu özelliği sayesinde fark eder ve  bilir, rızık nedir?  Nereden gelir?</p>
<p>Ekmek kutsaldır. Öpülür baş üstüne konulur, sofralarda ise baş köşeye..</p>
<p>Ekmek tarih içinde hep gündemde olmuştur.</p>
<p>Fransa’da ekonomik sıkıntılar nedeniyle en önemli besin kaynağı olan ekmeğin, yüksek fiyatı sebebiyle ekmeğe ulaşma  sıkıntısı çeken halka; Fransa kraliçesi Marie Antoinette&#8217;in söylediği rivayet edilen <strong>&#8220;ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler</strong>&#8221; sözü, 1789 Fransız Devrimi’ne giden yolda devrimin fitilini ateşleyen ve tetikleyen önemli etkenlerden birisi olmuştu.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde ekmek; <strong>“askıda ekmek”</strong> uygulaması ile siyasetin gündeminde olmuş ve Türkiye’de çok konuşulmuştu. En son TBMM bütçe görüşmeleri sırasında siyasiler arasında <strong>“kuru ekmek”</strong> tartışması yaşanarak bir kez daha gündeme gelmişti.</p>
<p>Aslında <strong>“ekmek”</strong> Anadolu insanının sadece kursağında, midesinde değil, hayatının her alanında, her anında vardır. Kadim kültürümüzde, türkülerinde, şiirlerinde, hikayelerinde, ettiği yeminde, duasında, bedduasında, sevincinde, üzüntüsünde ekmek hep vardır.</p>
<p>Ramazan ayı öncesinde yufka ekmeği yapmak için toplanır mahallenin yufka yürekli anaları.  <strong>“Keşik”</strong> beklerler fırın önlerinde, anamız, avradımız, bacımız&#8230; Ekmek pişirmek için odun kırarlar ellerinin hamuruyla gelin hanımlar…</p>
<p>Sonra <strong>“yalantuluk”</strong> denilen odunlar atılır fırına, <strong>“hamur</strong> <strong>yazalanır,”</strong> <strong>“sönge”</strong> ile fırının içi temizlenir, <strong>“ösevü”</strong> ile içi aydınlatılır.<strong> Bazlama, bişi, dönderme, fetil, gilik, gombe, gudül, hamursuz, pağaç, saç ekmeği, yufka</strong> <strong>ekmeği </strong>gibi isimleri farklı farklı olsa da hepsi <strong>“ekmek”</strong> olarak  çıkar fırından ve <strong>“ekmek”</strong> olarak yerini alır Anadolu insanının gönlünde…</p>
<p>Ekmek tahtaları ile baş üstünde taşınır evlere mahallenin “kıdemli gelinleri” tarafından…   Emek ister, hüner ister, birlik beraberlik ister ekmek…</p>
<p>Sadece gıda olarak yararlanmaz ekmekten Anadolu insanı. Diline de çok güzel yakışır “ekmek” çilekeş Anadolu halkının.</p>
<p>Kültürümüzde ekmekle ilgili pek çok deyim ve atasözümüz mevcuttur.</p>
<p><strong>Ekmek gözüme, ekmek çarpsın, ekmek parası, ekmek teknesi, ekmek kavgası, ekmek kapısı, ekmek düşmanı, ekmek aslanın ağzında,  ekmek elden su gölden,  ekmeğine göz koymak, ekmeğine yağ sürmek, ekmeğini kazanmak, ekmeğini taştan çıkarmak, ekmeğini yemek,  ekmeğinden etmek, ekmeğini taştan çıkarmak, ekmeğinin peşine düşmek, ekmeğinden olmak, ekmeğine mani olmak, ekmeği ile oynamak,  ekmeğini elinden almak, ekmeğine göz dikmek, ekmeğini tepmek, ekmeğine yağ sürmek…</strong></p>
<p>İnsanımız bunun gibi pek çok deyim ve atasözünü  alır kullanır.</p>
<p>Geçimini kendi kazancı ile sağlayacak duruma gelen kimseyi  <strong>“Eli ekmek tutuyor” </strong>diye tarif ederler. En zor işleri, en zor şartlarda yapıp geçimini sağlayan becerikli insanları <strong>“Ekmeğini taştan çıkarıyor”</strong> diyerek  överler, yüceltirler. Çalışmayıp başkasının sırtından geçinenlerin durumunu anlatmak için: <strong>“Ekmek Bedir’in, su Hıdır’ın, yiyin kudurun, için kudurun” </strong>veya <strong>“Ekmek elden, su gölden” </strong>diyerek sitem eder bizim insanımız. Karşısındakini inandırmak, ikna etmek  için <strong>“ekmek çarpsın,” “ekmek gözüme”</strong> diyerek ekmek üzerine  yemin eder. <strong>“Allah oğul ekmeği yedirsin</strong>” der  dua eder, <strong>“yediğin ekmek gözüne, dizine dursun</strong>” der beddua eder Anadolu insanı. Geçimini sağladığı işinden ayrılmak zorunda kalan birisini; <strong>“ekmeğinden oldu</strong>” veya <strong>“ekmeğini tepti” </strong>diye izah eder. <strong>“Ekmeğini eline almadan</strong>” Ali, Ayşe’ye kavuşamaz çoğu zaman. Çünkü <strong>“Ekmek sahibi olmayana” </strong>zor verirler kızı. “<strong>Ekmek aslanın ağzındadır” “ekmeğinin peşine düşer” </strong>evin delikanlısı ve<strong>  “ekmeğini eline aldığında” </strong>sevdiğini de babasından alır.</p>
<p>İki ünlü edebiyatçımız Peyami Safa ve Yakup Kadri arasında kalem kavgalarına da neden olmuştur ekmek. Peyami Safa’nın bir yazısında  genç edebiyatçıları övmesi üzerine, Yakup Kadri, <strong>“Bu gençler ekmek yerine samanla karışık hamurla beslendiler”</strong> şeklinde bir yazı yazar. Peyami Safa ise şöyle cevap verir, <strong>“bugünkü gençlik onlara diyor ki: Cihan Harbi’nde siz has (somun) ekmek yediğiniz için biz saman ekmeği yedik. Sizi doyurmak için aç kaldık. Sizi yaşatmak için öldük!”</strong></p>
<p>Şiirlere konu olmuştur ekmek. Mehmet Akif Ersoy, Seyfi Baba şiirinde durumu özetlemiş.</p>
<p><strong>Hadi aktarmayayım…Kim getirir ekmeğimi</strong></p>
<p><strong>Oturup kör gibi, namerde el açmak iyi mi?</strong></p>
<p><strong>Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası:</strong></p>
<p><strong>Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası!</strong></p>
<p>Bir başka şair hazır ekmeğe kavuşmanın yolunu çocuk olmakta görüyor ve şöyle sesleniyor.</p>
<p><strong>Bir daha çocuk olsam,</strong><strong><br />
Çocuk olsam bir daha…<br />
Ekmek elden, su gölden,<br />
Ne borçlu, ne işsizim.<br />
Büyürsem şerefsizim.</strong></p>
<p>Anadolu insanı ise Şair Nesimi’nin bir şiiriyle  şöyle sesleniyor:</p>
<p><strong>“BİR ACAYİP DERDE DÜŞTÜM HERKES GİDER KÂRINA</strong></p>
<p><strong>BUGÜN BULDUM BUGÜN YERİM, HAKK KERİMDİR YARINA</strong></p>
<p><strong>ZERRECE TAMAHIM YOKTUR ŞU DÜNYANIN VARINA</strong></p>
<p><strong>RIZKIMI VEREN HÜDÂ’DIR KULA MİNNET EYLEMEM.”</strong></p>
<p><strong>                                                                     Abdullah Seçkin</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>16. YÜZYILDA BİR OSMANLI HUKUKÇUSU TAŞOVALI  DEDE CÖNGİ</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/16-yuzyilda-bir-osmanli-hukukcusu-tasovali-dede-congi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Dec 2020 11:14:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=131446</guid>

					<description><![CDATA[                           (Araştırma-İnceleme: Abdullah Seçkin) Yüzyıllar boyunca milyonlarca kilometrekare toprağı ve bu topraklar üzerinde yaşayan insanları yöneten Osmanlı Devleti kılıç gücüyle ayakta kalmış bir devlet değildi. Osmanlı’da esas olan adalet ve kanundu. Uyguladığı adalet sistemi ile asırlarca ayakta kalmıştır. Geçmişte idare ettiği topraklarda bugün 40 küsur devlet ve birçok millet oturmaktadır. Peki yüzyıllar boyunca uyguladığı hukuk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong>                           (Araştırma-İnceleme: Abdullah Seçkin)</strong></p>
<p>Yüzyıllar boyunca milyonlarca kilometrekare toprağı ve bu topraklar üzerinde yaşayan insanları yöneten Osmanlı Devleti kılıç gücüyle ayakta kalmış bir devlet değildi. Osmanlı’da esas olan adalet ve kanundu. Uyguladığı adalet sistemi ile asırlarca ayakta kalmıştır. Geçmişte idare ettiği topraklarda bugün 40 küsur devlet ve birçok millet oturmaktadır.</p>
<p>Peki yüzyıllar boyunca uyguladığı hukuk sistemiyle ayakta kalan Osmanlı Devleti’nde padişahlar kararları nasıl veriyorlardı? Osmanlı devlet adamları hukuka, kanunlara uyma konusunda son derece hassas davranmaktaydılar.</p>
<p><strong>Seni kanuna şikayet ederiz&#8230;</strong></p>
<p>Budin seferinden dönerken ordunun tarladaki ekinini çiğnediği için sinirlenen ve elindekini padişahın atına doğru atarak atı ürküten köylü, padişahın yanına getirilmişti.</p>
<p>Kanuni Sultan Süleyman: Neden böyle yaptın?</p>
<p>Köylü: Askerleriniz yeni ektiğimiz ekinleri çiğnediler. Ya bu zararı ödersiniz, ya da sizi şikayet ederim.</p>
<p>Kanuni sultan Süleyman: Bizi kime şikayet edeceksiniz?</p>
<p>Köylü: Seni kanuna şikayet ederiz.</p>
<p>Köylünün verdiği cevap Kanuni’nin çok hoşuna gitmiş ve köylünün zararını ödemiştir.</p>
<p>Yine  Kanuni’nin bir isteğini Ebussuud Efendi, <strong>“Nâ-meşru olan nesneye emr-i sultanî olmaz!” (Hükümdar, hukuka aykırı bir şeyi emredemez) </strong>diyerek karşı çıkmıştır. Görüldüğü gibi Osmanlı devlet adamları her konuda kanunlara harfiyen uymuşlardır. İşte  Osmanlı Devlet adamlarına, bir devleti şer’î hükümlere göre idare etmenin esaslarının anlatıldığı ve idârenin devamı için gerekli olan bütün kanun, nizam ve talimatlarını hangi kaideler çerçevesinde tanzim edileceğinin yazılı olduğu <strong>es-Siyâsetü’ş-Şer’iyye: (Siyasetname)</strong> ve Osmanlı Padişahlarının  bütün harcamalarını, şer’î hükümler çerçevesinde değerlendirdiği, gelir ve gider cetvellerini anlatıldığı yani Osmanlı malî hukuku ve bütçe esaslarıyla ilgili <strong>Risâle fî emvâli beyti’l-mâl ve aksâmihâ ve ahkâmihâ ve maşârifihâ </strong>isimli eserlerin yazarı Taşova Uluköy’de doğan Dede Cöngi’dir.</p>
<p><strong>Dede Cöngi’nin hayatı</strong></p>
<p>Osmanlı Kanunnâmelerine yön veren şer’î esasları derleyen Siyâset-i Şer’iyye Risâlesi veya Siyâsetnâme’nin yazarı, Dede Cöngî, 16. yüzyılda yaşamıştır. Devrin önemli âlimlerindendir. Dede Efendi, Dede Halife ve Kara Dede diye de bilinmektedir. Yazılarını “Cönk” denilen defterlere yazdığı için Dede Cöngi adıyla bilinmektedir. Asıl adı Kemâleddîn İbrahîm bin Bahşî’dir. Taşova’nın Uluköy (Sonusa) köyünde doğmuştur.</p>
<p>1514 yılına kadar deri tabaklama işiyle meşgul olduktan sonra ilim tahsiline başlamıştır. 1528 yılında mülâzım olmuştur. (Mülâzım: Osmanlı dönemi ilmiyede medrese tahsilini bitirip icazet alan. Stajyer.) Önce 20 akçe  ile Bursa Bayezid Paşa Medresesi’nde göreve başlamıştır. Daha donra müderrisliğe yükselmiştir. Sonra 25 akçe ile Amasya Büyük Ağa Medresesi’nde, 30 akçe ile Tire’de Kara Kadı Medresesi’nde müderris, 40 akçe ile Merzifon Sultaniyesi’nde müderrislik yapmıştır. 1543 yılında Diyarbakır’daki Hüsrev Paşa Medresesi’nde müderris ve müftü olmuştur. Daha sonra 1545 yılında Halep’te yeni yapılan Hüsrev Paşa Medresesi’ne müderris ve müftü olarak atanmıştır. Dede Cöngi, Halep Hüsrev Paşa Medresesi’nin ilk müderrisidir. 1550 yılında Süleymaniye-i İznik pâyesine terfi etmiştir. 1557 yılında Kefe Kadılığı’na tayin edilmiştir. Bursa’da 1567 yılında vefat etmiştir. Mezarı Bursa Setbaşı’nda, Hoca Muhammed Karamanî mescidinin haziresindedir.</p>
<p><strong>Osmanlı hukukunda âbide sayılabilecek iki önemli eseri</strong></p>
<p><strong>1-es-Siyâsetü’ş-Şer’iyye: (Siyasetname) </strong>Arapça olarak kaleme alınan eser Siyâsetnâme adıyla da bilinmektedir. Bu eser Osmanlı Devlet adamlarına, bir devleti şer’î hükümlere göre idare etmenin esaslarını anlatmakta ve idârenin devamı için gerekli olan bütün kanun, nizam ve talimatlarını hangi kaideler çerçevesinde tanzim edileceğini göstermektedir.(*) Osmanlı döneminin siyâset-i şer’iyye konusundaki en etkili ve meşhur eseri olarak kabul edilmektedir. Şeyhülislam Meşrebzâde Arif Efendi tarafından Osmanlı Türkçesine tercüme edilen eser 16. Yüzyıldan 20. Yüzyıla kadar Osmanlı şer’î siyaset anlayışı üzerinde etkili olmuştur.(**)</p>
<p><strong>2.Risâle fî emvâli beyti’l-mâl ve aksâmihâ ve ahkâmihâ ve maşârifihâ. </strong>Beytülmalın gelir kaynakları, çeşitleri ve gelirlerinin gider fasılları manasına gelmektedir. Osmanlı malî hukuku ve bütçe esaslarıyla ilgili eseridir. Osmanlı Padişahlarının  bütün harcamalarını, şer’î hükümler çerçevesinde değerlendirmekte, gelir ve gider cetvellerini anlatmaktadır. Bu eser de Arapça olup devlet bütçesiyle ilgili şer‘î hükümleri ihtiva etmektedir. <strong>Dede Cöngi bu eserini Kanûnî Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa’ya ithaf etmiştir.</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>: 1- Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanunnameleri, İstanbul 1992, cilt:4 122-254</p>
<p><strong> </strong>2- Doç. Dr. Asım Cüneyd Köksal, Siyaset, Es- Siyâsetü’s- Şer’iyye, İlke Yayıncılık, İstanbul,2019</p>
<p>3-Abdullah Sabit Tuna, Yüksek Lisans Tezi</p>
<p><strong>(*) </strong>Ahmet Akgündüz Osmanlı Kanunnameleri</p>
<p><strong>(**) </strong>Doç. Dr. Asım Cüneyd Köksal sf: 14-15 Dede Cöngi )</p>
<p><strong> </strong><strong>Araştırma-inceleme: Abdullah Seçkin</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-131448" src="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/12/0d5f18db-46db-490f-b654-9ae0dd68031d.jpg" alt="" width="1166" height="1600" srcset="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/12/0d5f18db-46db-490f-b654-9ae0dd68031d.jpg 1166w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/12/0d5f18db-46db-490f-b654-9ae0dd68031d-1119x1536.jpg 1119w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/12/0d5f18db-46db-490f-b654-9ae0dd68031d-696x955.jpg 696w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/12/0d5f18db-46db-490f-b654-9ae0dd68031d-1068x1466.jpg 1068w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/12/0d5f18db-46db-490f-b654-9ae0dd68031d-306x420.jpg 306w" sizes="(max-width: 1166px) 100vw, 1166px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR LALEYİ 1000 ALTINA SATAN TAŞOVALI</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/bir-laleyi-1000-altina-satan-tasovali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Nov 2020 14:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Köyler]]></category>
		<category><![CDATA[Taşova]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=130468</guid>

					<description><![CDATA[(Araştırma-İnceleme: Abdullah Seçkin) Anadolu insanının gönlünde çiçeklerin ayrı bir yeri vardır. Milletimiz halılarda, kilimlerde, kumaşlarda, yazmalarda,  çeşitli çiçek motiflerini yaygın olarak kullanmıştır. Türk Milleti çiçekleri, sadece halı ve kilimlere işlemekle kalmamış yeni doğan çocuklarına Lale, Gül, Çiğdem, Nergis,  gibi daha pek çok çiçek ismini ad olarak vermiştir. Adına türküler yakılmış, şiirler yazılmış, hikaye, roman ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>(Araştırma-İnceleme: Abdullah Seçkin)</strong></p>
<p>Anadolu insanının gönlünde çiçeklerin ayrı bir yeri vardır. Milletimiz halılarda, kilimlerde, kumaşlarda, yazmalarda,  çeşitli çiçek motiflerini yaygın olarak kullanmıştır. Türk Milleti çiçekleri, sadece halı ve kilimlere işlemekle kalmamış yeni doğan çocuklarına<strong> Lale, Gül, Çiğdem, Nergis,  </strong>gibi daha pek çok çiçek ismini ad olarak vermiştir. Adına türküler yakılmış, şiirler yazılmış, hikaye, roman ve tasavvufta ana konu olarak  çok geniş bir şekilde işlenmiştir.</p>
<p>Bütün bu çiçeklerin içinde birisi vardır ki adına bir devir açtırmıştır. <strong>Lale… </strong>Lale bizim, lale bizden…</p>
<p>Türkler tarafından Orta Asya&#8217;nın Pamir Dağları&#8217;ndan Anadolu&#8217;ya getirilen ve Anadolu’dan dünyaya yayılan lale…</p>
<p>Doğan çocuklarımıza isim, gelinlik kızlarımızın çeyizlerine nakış olan lale…Adına kitaplar yazılan, festivaller yapılan lale…Kısacası adına bir devir açtıran lale…</p>
<p><strong>Laleyi Müslüman Türk milletinin bu kadar çok sevmesinde ki diğer bir neden ise lale kelimesi Allah lafzında yer alan harflerle yazılmasıdır.                                             </strong></p>
<p>Lâle kelimesi Allah lafzında yer alan harflerle yazılmaktadır. Bundan nedenledir ki her ikisi de ebced hesabına göre yani ebced değeri olarak altmış altı sayısını vermektedir. . Ayrıca lâle kelimesi tersinden okununca “hilâl” kelimesinin ortaya çıktığı görülmektedir. Edebiyatımızda şairlerin “aks-i lâle” sözüyle de hilâle işaret etmeleri herhalde bundan dolayı olmalıdır.</p>
<p><strong>Lale Devri </strong></p>
<p>Lale devri padişahı 3. Ahmet&#8217;tir. Sadrazamı (imparatorluk başbakanı) ise Nevşehirli Damat İbrahim Paşa&#8217;dır.1718 yılında Pasarofça anlaşmasının imzalanması ile başlayıp, on  iki yıl sürdükten sonra Patrona Halil İsyanı ile sona eren devrin adıdır. Lale devri süresince yenilikler ve eğlence hakim olmuştur.</p>
<p>Lale; halkın, yöneticilerin, padişaha varıncaya kadar herkesin sevgilisi olmuştur. On iki yıl süren bu devirde binlerce çeşit lale yetiştirilmiştir. Yazılı kaynaklar bu devirde 1.350 çeşit lale yetiştirildiğini yazmaktadır. Bu devirde lalelere, renklerine ve şekillerine göre; <strong>Âsaf-Perver,</strong> <strong>Beyâz-ı Kalaycı, Bülend-i Mor, Turuncî- Süleymânî, Tohum-ı Şirin, Hoş- Endâm, Zînet-i Gülşen, Mahbûb-ı Zaman, Aksâyı Meram, Mensûb- Lütuf</strong>  gibi daha pek çok isimler verilmiştir. Lale sevgisi bir tutkuya dönüşmüş, laleye olan bu merak bir çılgınlık halini almıştır. Lale yetiştiricilerine armağanlar ödüller verilmiştir. Bu  devirde kaybolan <strong>“tac’ı kayser”</strong> adlı bir lale soğanını buldurmak için sadrazamın sokaklarda tellal dolaştırdığı yazılı kaynaklarda belirtilmiştir.<span style="color: #ff0000;"><strong> “Lale bin altın ise Hale bedavadır sözü bu devir için söylenmiştir.” </strong></span>Lale pazarları kurulmuş, bir lale soğanının bin altına satıldığı olmuştur. İşte bu devrin Sadrazamı (imparatorluk başbakanı) <strong><span style="color: #ff0000;">Damat İbrahim Paşa’nın Çuhadarı Taşovalı Mustafa Ağa yetiştirdiği “Mahbubu Zaman” (zamanın sevgilisi) adı verilen mor fitilli gül pembe rengindeki bir lale soğanını 1.000 altına satmıştır.</span> (*)</strong> Lale fiyatlarının bu kadar yüksek olması nedeniyle devrin Sadrazamı Damat İbrahim Paşa fiyat ayarlaması yaparak sınırlama getirmiştir. O dönemin pek kıymetli çiçeği “lale” olsa da bizim için bu dönem <strong>“bamya çiçeği”</strong> en kıymetlidir. Bakın şair Orhan Seyfi Şirin ne diyor?</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-105223" src="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2019/10/cicek-bamyasi.jpg" alt="" width="929" height="881" srcset="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2019/10/cicek-bamyasi.jpg 929w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2019/10/cicek-bamyasi-696x660.jpg 696w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2019/10/cicek-bamyasi-443x420.jpg 443w" sizes="(max-width: 929px) 100vw, 929px" /></p>
<p><strong>BAMYAYI SEVDİĞİM GÜN</strong></p>
<p>Zümrüt bir bahçe gördüm.<br />
Altın sarı çiçekler…<br />
Bahçıvana dedim ki:<br />
Çelenk mi olacaklar?</p>
<p>Rengi kadar güzeldir,</p>
<p>Dedi, “Lezzeti, tadı.<br />
Yemeğini yaparız<br />
Çiçek bamyadır adı.”</p>
<p>Anladım bir çiçeğe,<br />
Düşmanlık güttüğümü.<br />
Sevmem, deyip boşuna,<br />
Haksızlık ettiğimi.</p>
<p>Tadına baktım sonra,<br />
Bamyayı sevdim o gün.<br />
Bir daha bıkmam asla!<br />
Bamya yesem üç öğün.</p>
<p>Darılmasın sardunya,<br />
Zambak, şebboy, begonya…<br />
Çiçekler prensesi,<br />
Hem, nefis yemek bamya…</p>
<p>Not:<strong> (Çuhadar:</strong> Osmanlı döneminde padişahın, vezirlerin ve öteki büyük makam sahiplerinin saray, konak dışı işlerini yapan kimse.)</p>
<p><strong>Kaynak: (*)</strong>1-Halis Turgut Cinlioğlu, Tokat Meşhurları.</p>
<p>2- Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi.</p>
<p>3- Seyit Ali kahraman, Şükûfenâme Osmanlı Dönemi Çiçek Kitapları.</p>
<p>4- Yılmaz Öztuna, 31.Temmuz 2010 tarihli Türkiye gazetesi.</p>
<p><strong>Araştırma- İnceleme: Abdullah Seçkin</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-130472" src="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0013-1.jpg" alt="" width="1000" height="1600" srcset="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0013-1.jpg 1000w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0013-1-960x1536.jpg 960w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0013-1-696x1114.jpg 696w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0013-1-263x420.jpg 263w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-130473" src="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0014.jpg" alt="" width="906" height="1600" srcset="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0014.jpg 906w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0014-870x1536.jpg 870w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0014-696x1229.jpg 696w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0014-238x420.jpg 238w" sizes="(max-width: 906px) 100vw, 906px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-130474" src="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0016.jpg" alt="" width="1600" height="591" srcset="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0016.jpg 1600w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0016-1536x567.jpg 1536w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0016-696x257.jpg 696w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0016-1068x394.jpg 1068w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0016-1137x420.jpg 1137w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-130475" src="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0017.jpg" alt="" width="1200" height="1600" srcset="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0017.jpg 1200w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0017-1152x1536.jpg 1152w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0017-696x928.jpg 696w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0017-1068x1424.jpg 1068w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/11/IMG-20201118-WA0017-315x420.jpg 315w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSTANBUL</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/istanbul-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 12:28:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=120853</guid>

					<description><![CDATA[Bugün İstanbul’un fethinin 567. yıldönümü. Bu vesileyle Fatih Sultan Mehmet Hân ve muzaffer ordusunu rahmet ve saygıyla anıyoruz. İstanbul’un fethinin 567. Yılı Kutlu Olsun. Türk milletinin gözbebeği bu şehri en güzel şiirler anlatır herhalde. Bakalım İstanbul’u şiirler nasıl anlatıyor? İSTANBUL Bir yanda sessiz dua, bir yanda şuh kahkaha, Bir yanda pula kulluk, diğer yanda Allah`a. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün İstanbul’un fethinin 567. yıldönümü. Bu vesileyle Fatih Sultan Mehmet Hân ve muzaffer ordusunu rahmet ve saygıyla anıyoruz. İstanbul’un fethinin 567. Yılı Kutlu Olsun. Türk milletinin gözbebeği bu şehri en güzel şiirler anlatır herhalde. Bakalım İstanbul’u şiirler nasıl anlatıyor?<br />
İSTANBUL<br />
Bir yanda sessiz dua, bir yanda şuh kahkaha,<br />
Bir yanda pula kulluk, diğer yanda Allah`a.<br />
Sanmam koca dünyada eşin bulunsun daha.<br />
EY İSTANBUL İSTANBUL; SENİN İKİ YÜZÜN VAR,<br />
BİR YÜZÜN GÜLÜYORKEN DİĞERİNDE HÜZÜN VAR.</p>
<p>İbadet sessiz sessiz, rezalet gümbürtülü,<br />
Çirkinliğin meydanda, güzelliğin örtülü,<br />
Sararken ufukları gurubun kızıl tülü.<br />
GECELERİN KİM BİLİR NE GÜNAHLARA GEBE?<br />
TAKSİM’DEKİ GÜNAHA EYYÜP’TE BÜYÜK TÖVBE.</p>
<p>Örf, anane, gelenek, yerle bir ahalide,<br />
Padişah mezarında ürperir Laleli’de,<br />
Hayal tacirlerine rağbet Bab-ı âli’de.<br />
BU GİDİŞ HAYRA DEĞİL, KALBİNE TAZE KAN BUL,<br />
KARANLIĞA YÜZ ÇEVİR, GÜNEŞE DÖN İSTANBUL…</p>
<p>Ne yazık ki; satılır olmuş insan maddeye,<br />
Koyun kasapta satlık, kadın düşmüş caddeye,<br />
Nasıl gelmez İstanbul hırstan çatlar raddeye.<br />
HER HALİ EDASIYLA, İSTANBUL’UM BİR HOŞTUR,<br />
KADİR’DE TAM MÜSLÜMAN, NOEL’DE TAM SARHOŞTUR.</p>
<p>Ve işte ekonomin nasıl gelmiş bu hale,<br />
Bir yanda tefeciler, bir yanda Tahtakale,<br />
Pembe gözlükler ile bakamam istikbale.<br />
SÖZ SENETMİŞ ESKİDEN,ŞİMDİ SENET HİKAYE,<br />
DOLANDIRMA, ALDATMA OLMUŞ TİCARİ GAYE…</p>
<p>İşyerinde yabancı kelimeye itibar,<br />
Kafeterya, bonmarşe, butik, şarkuteri, bar,<br />
Beyoğlu`nda Türkçe yok, diğer bütün diller var.<br />
RÜZGAR BATIDAN ESMİŞ, FATİH’İN RUHU KAYIP.<br />
EY İSTANBUL İSTANBUL, SANA YETER BU AYIP…</p>
<p>Ey zaman, zalim zaman, geç saniye, saniye,<br />
Teknikte ilerlerken, manâda çöküş niye?<br />
Çağırırken imana, Fatih, Süleymaniye.<br />
ÇEVİR YÜZÜNÜ ÇEVİR, PİSTEN, KİRDEN,ÇAMURDAN.<br />
KIBLEYE DÖN İSTANBUL, FEYZAL İLAHİ NURDAN.</p>
<p>Karaköy’de günahlar, sarılır kalın sise,<br />
Çan çalarken Taksim`in göbeğinde kilise,<br />
Ayasofya susuyor, bu ne garip iş ise?<br />
İSYANIN YERİ YOKTUR, EYYÜP SABRA ÇAĞIRIR.<br />
MEŞHUR ZİNCİRLİKUYU &#8220;GEL&#8221; DER, KABRE ÇAĞIRIR.<br />
Ahmet Mahir Pekşen</p>
<p>EY İSTANBUL<br />
Fatih Sultan Mehmed&#8217;in, kokladığı güldesin,<br />
Asırlardır gönülde, şarkılarda, dildesin<br />
Sen Yüce Peygamberin gösterdiği beldesin,<br />
Sana kavuşmak için, yola çıktı nice kul,<br />
Güzeller güzelisin canım güzel İstanbul.</p>
<p>Bir Ulubatlı gibi, sura dayandı gönül,<br />
Medine&#8217;den yadigâr, Eyüp&#8217;teki gonca gül,<br />
Akşemsettin nuruyla, aralandı sırlı tül,<br />
Gir mana iklimine, ruhunu orada bul,<br />
Evliyalar bekliyor, toprağını İstanbul.</p>
<p>Yedi tepe üstünden, seyrederken âlemi,<br />
Elif elif yükselir, Sinan&#8217;ın taş kalemi,<br />
Senin ağzından tattım, şiir gibi dlimi,<br />
Kalemkârlar işlemiş, silinmezsin emin ol,<br />
Üstat Yahya Kemâl&#8217;in aşk Aziz İstanbul.</p>
<p>Zaman mavi bir sudur, Boğaz&#8217;dan mazi akar,<br />
Alev alev tutuşur, gün batarken Üsküdar,<br />
Kubbelerden okunur, yüzündeki o vakar,<br />
Emirgân zümrüt yeşil, Gülhane&#8217;de suskun gül,<br />
Gönüller sultanısın Şehr-i Sultan İstanbul.</p>
<p>Üstünde kanat çırpan, tılsımlı nağmelerin,<br />
Sazında sen saklısın,Tanburi Cemil Bey&#8217;in,<br />
Hafızanda raksı var, dönen semazenlerin,<br />
Bir tatlı huzur idi, Kalamış&#8217;a giden yol,<br />
Huzurun kollarında Dersa&#8217;det&#8217;sin İstanbul.</p>
<p>Su içinde bir güzel, kıyamda Kız Kulesi,<br />
Eski bir efsanenin suya düşer gölgesi,<br />
Ufukta kızarırken bir Tanzimat lâlesi,<br />
Beyoğlu Garb&#8217;a bakar, Fatih der ki:kendin ol!<br />
Pay-ı Taht-ı Saltanat, nam-ı diğer İstanbul</p>
<p>Haliç turkuaz takı, gerdanına yakışır,<br />
Boğaziçi&#8217;nde köşkler, sevdalıca bakışır,<br />
Seni sevmek bir tutku, kanımıza bulaşır,<br />
Bir ressam çizmiş seni, şaheser demek makul,<br />
Zarifsin, endamlısın, ne güzelsin İstanbul.<br />
Selami Yıldırım</p>
<p>SEKİZ YÜZ ELLİ YEDİ<br />
İslâm’ın beklediği en şerefli gündür bu.<br />
Rum Konstantiyye’si oldu Türk İstanbul’u!</p>
<p>Cihana karşı koyan bir ordunun sahibi,<br />
Türk’ün genç padişahı, bir gök yarılır gibi,</p>
<p>Girdi Eğrikapı’dan kır atının üstünde,<br />
Fethetti İstanbul’u sekiz hafta üç günde.</p>
<p>O ne mutlu, mübarek kuluymuş Allah’ın.<br />
Belde-i Tayyibe’yi fetheden padişahın,</p>
<p>Hak yerine getirdi en büyük niyazını;<br />
Kıldı Ayasofya’da ikindi namazını</p>
<p>İşte o günden beri Türk’ün malı İstanbul.<br />
Başkasının olursa, yıkılmalı İstanbul!</p>
<p>Nazım Hikmet<br />
(13 Kânun-i sâni 1337/1921)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ANALAR VE ESKİ BAYRAMLAR</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/analar-ve-eski-bayramlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2020 14:11:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=119982</guid>

					<description><![CDATA[Bir bayram günü daha geldi çattı. Hep söylenip dururuz, nerede o eski bayramlar diye. Hep aynı serzeniş. İnsan düşünmeden edemiyor. Şu anda yaşadıklarımızdan kim bilir ne kadar güzelmiş ki etrafımızdaki herkes eski bayramlar, eski bayramlar diye söylenip duruyor. Oysa herkesin, her ananın, her hanenin bayramı farklıdır. Kısacası her dönemin ve her coğrafyanın bayramları farklı farklıdır. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir bayram günü daha geldi çattı. Hep söylenip dururuz, nerede o eski bayramlar diye. Hep aynı serzeniş. İnsan düşünmeden edemiyor. Şu anda yaşadıklarımızdan kim bilir ne kadar güzelmiş ki etrafımızdaki herkes eski bayramlar, eski bayramlar diye söylenip duruyor.<br />
Oysa herkesin, her ananın, her hanenin bayramı farklıdır. Kısacası her dönemin ve her coğrafyanın bayramları farklı farklıdır. Hatta mazlum coğrafyaların bayramları daha bir farklıdır.<br />
İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene: ‘Benim Ahmed’i gördünüz mü?’ diyor.<br />
Hangi Ahmed’i? Yüz bin Ahmed’in hangisini?<br />
Yırtık basmasının altından kolunu çıkartarak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor: ‘bu tarafa gitmişti’ diyor.<br />
O tarafa Aden’e mi, Medine’ye mi, Kanal’a mı, Sarıkamış’a mı, Bağdad’a mı?<br />
Falih Rıfkı Atay’ın “Zeytindağı “ isimli eserinde anlattığı, savaşa giden ve bir daha dönemeyen oğlunu, tren istasyonunda arayan bu ananın bayramları nasıl geçmiştir?<br />
Birinci Dünya Şavaşı’nda Kanal Cephesi&#8217;nde geri çekilmek durumunda kaldığımızda Kudüs&#8217;te artçı bölük olarak bırakılan sekizinci bölükteki askerlere, başlarındaki kolağasının (yüzbaşı):“Aslanlarım, devletimiz müşkül vaziyettedir. İçinizden isteyen memleketine gidebilir, ama beni dinlerseniz sizden tek isteğim var: Kudüs bize Sultan Selim Han Hazretleri&#8217;nin yadigârıdır. Siz burada nöbeti sürdürün.” Dedi diye yıllarca Kudüs’ü bekleyen elli üç neferden biri olan, Iğdırlı Onbaşı Hasan’ın ve Onbaşı Hasan’ı bekleyen anasının bayramları nasıl geçmiştir?<br />
Afyon’da bir beldede, çocuklarının ikisi de asker olan bir evin kapısı çalınır. Baba ve ana bir solukta kapıyı açarlar. Karşılarında komutanlar ve muhtar, gözleri nemli boyunları bükük beklemektedirler. Baba tahmin etmiştir. Şehit haberi vereceklerdir. Anne ise tedirgin yüreği yangın yeri gibi komutanın ağzına bakmaktadır. Acaba kınalı guzularından hangisinin ismi söylenecektir.<br />
Baba güç bela sorar:<br />
&#8220;Hangisi? kimseden ses çıkmaz.<br />
&#8220;Hangisi?&#8221; diye tekrar sorar. &#8220;Ferhat mı, Fatih mi?&#8221;<br />
Oğullarından Ferhat, Güneydoğu&#8217;da PKK&#8217;ya karşı, diğer oğlu Fatih, El Bab&#8217;da IŞİD&#8217;e karşı savaşmaktadır. Komutan &#8220;Fatih&#8221; diye cevaplar ağlamaklı. İki guzusundan birini kaybeden ananın bayramı nasıl geçmiştir?<br />
Karaman’ın Ermenek ilçesinde suyla dolan kömür ocağında hayatlarını kaybeden işçilerden, bir işçi anasının; “Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?” diyerek yürekleri dağlayan bu ananın bayramları nasıl geçmiştir?<br />
Diyarbakır’da oğullarını dağdan indirebilmek için aylardır oturma eylemi yapan ve umutlu bekleyişlerini sürdüren ciğeri yanık anaların bayramları nasıl geçmiştir?<br />
Askere gönderdiği oğlunu her gece rüyasında gören:<br />
“Dün gece yavrumu rüyamda gördüm<br />
Yün çorap istedi o sabah ördüm<br />
Zarfa Şırnak yazıp postaya verdim<br />
Askerin anası erinmezimiş”<br />
…………..<br />
Yanası yanası ciğer yanası<br />
Yansa da ağlamaz şehit anası<br />
Ananın yaktığı asker kınası<br />
Kıyamete kadar silinmezmiş,<br />
diye ağıt yakan ve oğlunun şehit haberini aldığında; ”Yanası yanası ciğer yanası,“Yansa da ağlamaz şehit anası” diyerek kendi kendini teselli eden, bağrı yanık, gözleri yaşlı, ak saçlı anaların bayramları nasıl geçmiştir?<br />
&#8220;Hey onbeşli onbeşli / Tokat yolları taşlı / Onbeşliler gidiyor / Kızların gözü yaşlı&#8230; Okuldan cepheye, Çanakkale Savaşı’na giden onbeşlilerin (1315 doğumlular) analarının bayramları nasıl geçmiştir?<br />
Yıllardır bayramın ilk gününü oğlunun mezarının başında geçiren &#8220;Bu bayramda gelemedin oğlum.&#8221; diyerek gözyaşı döken. &#8216;Kınalı kuzuları&#8217;nın mezarını bayram sabahı ziyaret ederek mezar taşlarına sarılıp öpen anaların bayramları nasıl geçmiştir?<br />
Gelinleri dul kalmış, torunları yetim, ak saçlı ninelerin bayramları nasıl geçmiştir?<br />
“Gitme Yemen’e, Yemen sıcak dayanaman, kalk borusu er vurulur sen küçüksün uyanaman. Diye Yemen’e giden oğluna ağıt yakan ananın bayramları nasıl geçmiştir?<br />
Şehit oğlunun cenaze namazını kendisi kıldıran babanın, cenaze töreni sırasında yanındakilere; &#8220;Dik durun, ezanı susturmadı, bayrağı indirmedi. Başınız dik olsun. Ağlamayın, düşmanları sevindirmeyin&#8221; diyen ananın bayramları nasıl geçmiştir?<br />
Kırım, Çeçenistan,Bosna, Kerkük, Musul, Irak, Suriye, Doğu Türkistan ve Azerbaycan&#8217;ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşayan anaların bayramları nasıl geçmiştir?<br />
Ahh eski bayramlar…<br />
Abdullah Seçkin</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İYİLİK BULAŞICIDIR.</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/iyilik-bulasicidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2020 11:04:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dernekler]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=119816</guid>

					<description><![CDATA[“Ünlü şehirlerde ünsüz gezdiler Bazen de bir sessiz köye geldiler. Konaklı, sofralı tuğralıydılar Bir dilim ekmekle doya geldiler. Din-ü devlet ile mülk-ü millete Asi olmadılar uya geldiler.” İçinde bulunduğumuz mübarek ramazan ayında iki güzel insanın gayretlerine tanık olmak ne güzel&#8230; Ve ne güzeldir şu zor günlerde hiç korkmadan, onca meşakkate rağmen insanlara yardım elini uzatabilmek… [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ünlü şehirlerde ünsüz gezdiler<br />
Bazen de bir sessiz köye geldiler.</p>
<p>Konaklı, sofralı tuğralıydılar<br />
Bir dilim ekmekle doya geldiler.</p>
<p>Din-ü devlet ile mülk-ü millete<br />
Asi olmadılar uya geldiler.”</p>
<p>İçinde bulunduğumuz mübarek ramazan ayında iki güzel insanın gayretlerine tanık olmak ne güzel&#8230;<br />
Ve ne güzeldir şu zor günlerde hiç korkmadan, onca meşakkate rağmen insanlara yardım elini uzatabilmek…<br />
“İman varsa imkan da vardır,” “iyilik bulaşıcıdır,” “madem herkes ettiğini bulacak iyilik edin o zaman.” diyerek bir şehrin hayırsever insanlarını iyilik hareketine ortak edebilmek ne güzel…<br />
Yaşadıkları şehrin sessizliğini sese, kimsesizliğin kalabalığa dönüştürebilen, iki güzel insan Kasım Alper ve Arkadaşı Tanju…<br />
“Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi<br />
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu<br />
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde<br />
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin<br />
tütmesi gereken ocak nerde?”<br />
İsmet Özel’in yukarıdaki şiirinde yazdığı gibi, taşınacak su, kırılacak odun, tütmesi gereken ocak aradılar. Aradıklarını gâh Kavaloluğu, Şeyhli, Alçakbel köyünde; gâh Geydoğan, Yerkozlu, Karamuk veya Teneke köyünde buldular. Kötülükleri bitiremeyiz ama iyilikleri çoğaltabiliriz dediler. Ve Bismillah diyerek 10 Nisan günü “iyilik hareketini” başlattılar. Altlarında 1995 model çakaralmaz bir araba ile 30 köy ve mezrada 1500 insana ulaştılar.<br />
Sadece gıda yardımı yapmakla kalmadılar.<br />
Kimi çocuklarımıza istekleri istikametinde tuttukları takımın formasını temin edip verdiler. Kimi çocuklarımıza tablet verdiler. Kimi çocuklarımıza da giyecek yardımı yaptılar.<br />
Bütün bunları hiçbir beklentileri olmadan, mübarek ramazan ayını idrak edip değerlendirdiler.<br />
Bu iki genç kardeşimizin bu güzel gayretlerini alkışlıyor, çalışmalarında kolaylıklar diliyoruz.</p>
<p>Abdullah Seçkin</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MAHANA ARAMA, ÇÖÇELENME, SAĞLIĞINI MESİYOSAN EVDE KAL!</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/mahana-arama-cocelenme-sagligini-mesiyosan-evde-kal/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2020 13:11:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Köyler]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=118118</guid>

					<description><![CDATA[Topraktan öğrenip  kitapsız bilendir. Hoca Nasreddin gibi ağlayan Bayburtlu Zihni gibi gülendir. Ferhad&#8217;dır , Kerem&#8217;dir ve Keloğlan&#8217;dır. ……………………… (Nazım Hikmet) Demürgırat Hasan Emmi; pilli radyosundan ülke gündemini takip eden, haberler başlayınca yanındakilerin anında muhabbeti kestiği, yaşadığı çevrede sevilen, sayılan, genellikle çevresinde  meydana gelen meselelerin çözülmesinde öncülük eden, fakir fukaraya ve gençlere sahip çıkan,  1942 Erbaa [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Topraktan öğrenip  kitapsız bilendir.<br />
Hoca Nasreddin gibi ağlayan<br />
Bayburtlu Zihni gibi gülendir.<br />
Ferhad&#8217;dır , Kerem&#8217;dir ve Keloğlan&#8217;dır.</p>
<p>………………………</p>
<p>(Nazım Hikmet)</p>
<p>Demürgırat Hasan Emmi; pilli radyosundan ülke gündemini takip eden, haberler başlayınca yanındakilerin anında muhabbeti kestiği, yaşadığı çevrede sevilen, sayılan, genellikle çevresinde  meydana gelen meselelerin çözülmesinde öncülük eden, fakir fukaraya ve gençlere sahip çıkan,  1942 Erbaa depremini, 1960 ihtilalini yaşamış,  bir koca çınar. Gençlik yıllarında tutku ile bağlı olduğu partinin amblemi “kırat;” kendisi de bulunduğu yörede bu partinin ileri gelenlerinden olduğu için, “Demürgırat Hasan Emmi” namıyla anılır, bilinir olmuş. Günümüze kadar da bu namını sürdürmüş, gerçek bir vatansever, tertemiz bir Anadolu köylüsü.</p>
<p>Demürgırat Hasan Emmi  perşembe günleri Taşova’ya geldiği zaman bir araya gelir, çeşitli konularda sohbet ederdik. Son günlerin salgın hastalığı nedeniyle Taşova’ya gelememişti. Demürgırat Hasan Emmi’ye moral vermek, halını hatırını sormak, bir ihtiyacı olup olmadığını öğrenmek için telefon açtık.  Karşılıklı hâl hatır sormakla başlayan konuşmaların ardından, ülkemizin gündeminde olan salgın hastalık konusuna geçtik.</p>
<p>-Hasan Emmi ne olacak bu virüs meselesi?</p>
<p>Demürgırat Hasan Emmi kendine has üslubu ile başladı konuşmaya…</p>
<p>-Bağa bak Muallim, biz bu şeylere eskiden “gıran” derüdük gıran” heee. Ağnadın mı?</p>
<p>Demürgırat Hasan Emmi’yi, biraz rahatlatmak, moral vermek maksadıyla gelişigüzel soru sorup konuşturmaya devam ettik.</p>
<p>-Peki Hasan Emmi bu hastalığı kolay atlatabilecek miyiz? Ne yapalım? Nasıl yapalım? Sizin zamanınızda “gıran” dediğiniz bunun gibi hastalıklar geldiği zaman ne yapardınız?</p>
<p>-Muallim Efendi,  bizim zamanımızda yosulluk varıdı, fakırlık varıdı. Biz bek bir şey bilmiyoduk. Şimdik öyle devül. Her şey var. Ben sürekli “acas” dinerim. Orada hepsini annatıyı yavv. Aha bunnarı bunnarı yapma diyi..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8211; Kimseye ilişme, değme…</p>
<p>&#8211; Elini, yüzünü  yu, yayka…</p>
<p>-Adamın suratına garşu oğsürme.</p>
<p>&#8211; Iraatça evinde otu dışarııı, mışarı çıkma, diyi daha ne desin yavv..</p>
<p>-Hasan Emmi sen dışarı çıkıyor musun?</p>
<p>-Çıkmıyorum, gardaşcuvazım çıkmıyorum! Devletimiz bizden bir şey istemiyor. Dışarı çıkman diyi yavvv. Ben her ne isteğiniz varısa “tederük” ederim diyi yavvv! Daha ne desin?</p>
<p>Dışarı çıkarsan dedüklerimi yapmazsan bu “gıran” denilen soykayı, konu komşuya da ekleşdürüsün herkesi gırdırusun hasta sokel edersin. Denileni yap, kimseye  hastalık mastalık ekleşdüme diyi.</p>
<p>-Muallim, ben 92 yaşındayım. Erbaa depremini yaşadım. Devletimiz bize o zaman içeri girmeyin dedi, girmedük. Şimdi de dışarı çıkmayın diyi, çıkmıyok. Denileni yaptuk aha bu yaşa geldük. Arkadaş talimatnamelere uyacaksın.</p>
<p>-Evde kaldığın zamanda boğazına eyi bakacan. Öyle gavurun enükleri gibi her şeyi yemiycen. Onnar, yarasada yiyolar,yaramasa da yiyolar. Zıkımın bekini yesinler. Aha bak ben bunnarı; delüvanlululara, gocağarulara, benim gibi gır gişilere gonuya gomşuya hep diyom. Çalkama yapıp iç. Gatuklu çorba ye. Heee. keyfinizi gıcır tutun. Hemen aha bana &#8221;gıran&#8221; girdi deyip de afallama. Tokturları, hemşireleri neyin boşu boşuna avara etme, diyom. Duysuzdan öteğeçeyi boylarsınız. Kimsenin habarı da olmaz diyom. Ağnadın mı? Sonacığıma fırında ekmek büşü, gilik yap, bişi yap.</p>
<p>&#8211; Hasan Emmi bulunduğun çevrede kurallara uymayanlar var mıydı?</p>
<p>&#8211;  Delüvanlular varıdı.</p>
<p>-Delüvanlular, gobeller hep dışarıdaydı. Onnara da seslendiler çıkmayın diye. Onnarda çıkmıyolar şimdi.  Pencereden edirafı annaklıyom, edirafta ça, çoluk kimse yok. Böyle eyi oldu. Yosamki dışarı çıkıp ciberüklük ediyolardı, sağda solda siftinip duruyolardı.</p>
<p>-Hasan Emmi, bizde virüs olup olmadığımızı nasıl anlayacağız?</p>
<p>-Anaaamm heriiii..! Sorduğu suale bak!</p>
<p>Öncecüğü de ağnıyamazsan boşa mekdep- medirese çığnamışın hay muallim!!!!!</p>
<p>-Ağnadıyom bak,  eyi eşit, eyi dinne..!</p>
<p>-Yağnın arıyosa, oğsürüğün varısa, eteşin yuğseğise, yörümüye bile mecelin yoğusa,başın fenikti ise,  “sende gıran var”  demektü.</p>
<p>-Bunlar var ise ne yapmamız lazım?</p>
<p>-Çöçelenip durmıycan oğlum. Bütün tederüklüğünü alacaksın. Sağda solda çöçelenip , siftinip de hastalığını kimseye ekleşdümeden  toktura gideceksin.</p>
<p>Demürgırat Hasan Emmi, yıllarca pilli radyosundan, şimdi ise televziyondan kendi tabiriyle “acas”  yani haber dinlediği   için koronavirüs, kendi ifadesiyle “gıran” konusunda  az  veya çok bilgisi vardı. Ve bildiklerini çevresine de anlatıyordu. Bu da bizi sevindiriyordu.</p>
<p>Kendisini bir hayli konuşturduk. Rahatladığını hissettik.</p>
<p>-Hasan Emmi epeyi konuştuk. Taşova’ya söyleyeceğin bir şey varmı?</p>
<p>&#8211; Tüm “Daşova şeerine”, alayınıza sesleniyom, beni eyi eşidin eyi diğneyin:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“MAHANA ARAMA,  ÇÖÇELENME,  SAĞLIĞINI MESİYOSAN  EVDE  KAL.”</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ASKERİMİZ, POLİSİMİZ, AMASYA BELEDİYESİ, SİZLERİ DE ALKIŞLIYORUZ</title>
		<link>https://tasova.gen.tr/askerimiz-polisimiz-amasya-belediyesi-sizleri-de-alkisliyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Seçkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2020 09:35:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Amasya]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Kaymakamlık]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tasova.gen.tr/?p=117768</guid>

					<description><![CDATA[Abdullah SEÇKİN Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını, ülkemizde de etkisini sürdürmektedir. Devletimiz, ülkemizde virüsün yayılma zincirinin kırılması için çeşitli tedbirler almaktadır. Alınan tedbirlerin uygulanması aşamasında sağlık çalışanlarımızın canları pahasına, kahramanca nasıl çalıştıklarını geçtiğimiz günlerde yazmıştık. Tüm Türkiye, askerimizle, polisimizle, diğer kurum ve kuruluşlarımızla bu koronavirüs belasından kurtulmak için büyük fedakarlıklar göstermektedir. Asker ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Abdullah SEÇKİN</p>
<p>Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını, ülkemizde de etkisini sürdürmektedir. Devletimiz, ülkemizde virüsün yayılma zincirinin kırılması için çeşitli tedbirler almaktadır.<br />
Alınan tedbirlerin uygulanması aşamasında sağlık çalışanlarımızın canları pahasına, kahramanca nasıl çalıştıklarını geçtiğimiz günlerde yazmıştık.<br />
Tüm Türkiye, askerimizle, polisimizle, diğer kurum ve kuruluşlarımızla bu koronavirüs belasından kurtulmak için büyük fedakarlıklar göstermektedir.<br />
Asker ve polisimizin, ihtiyaç sahiplerinin yardımına koştuğunu, vatandaşımızın sobasını yaktığını, odununu kırdığını, yolunu açtığını, tarlasını sürdüğünü, ihtiyaçlarını karşıladığını, maaşını çekip ayağına getirip teslim ettiğini, sosyal medyadan, basından izleyip, gördük.<br />
Alkışlamayalım mı?<br />
Hem de ayakta alkışlıyoruz.<br />
Bağıra, çağıra, yüksek sesle alkışlıyoruz.<br />
En büyük asker bizim asker!<br />
En büyük polis bizim polis!<br />
Var olun, sağ olun, binler yaşayın!<br />
Son alınan tedbirlerin arasında yoğun ortamlarda maske takma zorunluluğunun getirildiğini Sayın Cumhurbaşkanımız açıkladı.<br />
İşte bu noktada bir alkış da Amasya Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Sarı’ya.<br />
Neden mi?<br />
Çünkü Amasya Belediye Başkanımız Mehmet Sarı, maske takma zorunluluğu getirilmeden birkaç gün önce Amasya’nın ihtiyacı olan maskeleri temin etmek için harekete geçiyor. Belediyeye hiçbir yük getirmeden, kişisel ilişkilerini kullanarak, maske üretiminde kullanılacak malzemeyi temin ediyor. Amasya’da bulunan “Elçin Tekstil” firması aracılığı ile ay sonuna kadar bir milyon maske üretiminin yapılması için hummalı bir çalışma başlatıyor. İlk etapta ürettikleri maskelerin 5.000 adetini Amasya 15. Piyade Eğitim Tugay Komutanlığına gönderiyor.<br />
Alkışlamayalım mı?<br />
Hem de ayakta alkışlıyoruz. Yürekten alkışlıyoruz.<br />
Sağ ol, var ol, yaşa…<br />
Bu savaşı hep birlikte kazanacağız.<br />
“Biz Bize Yeteriz Türkiyem”<br />
Kalın sağlıcakla.<a href="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/04/ç1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-117769" src="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/04/ç1.jpg" alt="" width="660" height="330" /></a><a href="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/04/ç2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-117770" src="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/04/ç2.jpg" alt="" width="640" height="427" srcset="https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/04/ç2.jpg 640w, https://tasova.gen.tr/wp-content/uploads/2020/04/ç2-630x420.jpg 630w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
