ANAHTAR YÂR KOYNUNDA, GÖNLÜM KİLİTLİ KALDI

Akçaabat’a doğru.
Trabzon’un nüfus bakımından Ortahisar’dan (Merkez) sonra en büyük; yüzölçümü bakımından beşinci büyük ilçesidir. Tabiri caizse il olacak vasıfta bir ilçe. Tabii Trabzon’un hiçbir ilçesinin aklından il olma sevdası geçemez. Buna Trabzonlu politikacılar izin vermez zaten.
Akçaabat sadece Trabzon’un değil, Karadeniz’in de en güzel ilçelerinden biri. Biz burada ne tarihini, ne de coğrafyasını ele alabilecek kudrette değiliz. Yerimiz buna müsaade etmez zaten.
Bütün komşuları Trabzonlu. Doğusunda Ortahisar, batısında Çarşıbaşı ve Vakfıkebir, güneyinde Maçka ve kuzeyinde Karadeniz.
İlin özelliğinden olacak ki spora, özellikle futbolla ilgileri eskilere dayanır. Bünyesinde Akçaabat Sebatspor’un kuruluşu 1923 olup birinci lige çıkan ilk ilçe takımıdır.
Akçe ve abat kelimelerini düşünürsek “zengin yer” manasına da gelen Akçaabat ismiyle tanınıyor. Türklerin bölgeye yerleşmeden önce “Polathane” olarak da anılmıştır.
Bir liman şehri olması tarihte taşımacılık açısından önem kazanmıştır.
Şehrin bugünkü hali, bilinen mimarinin hâkimiyetinde olup tarihi özellikleri taşıyan Orta mahalle görülmeye değer bir muhittir.
Ortamahalle’ye vardığınızda sizi bir tarih karşılayacaktır. Görmeden anlaşılabilecek yerlerden değildir. Tarihte, şehirlerin güvenliği esas olduğu için istilalardan en kolay korunabilecek yerlere kurulurdu. Veya yüksek yerlere kaleler inşa edip şehri müdafaa daha kolay olurdu. Akçaabat’ın ilk kuruluş yerinin Orta Mahalle ve civarı olduğu biliniyor. Zamanla bazı işyerleri ve binalar yavaş yavaş sahile yaklaşmış ve günümüzdeki hali almıştır.
Orta Mahalle mimari açıdan şehrin diğer taraflarına hiç benzemez. Şayet güneşli bir günde oraya gitmişseniz Akçaabat’ı kuş bakışı seyretme imkânınız var. Tabii her yerini göremezseniz bile Karadeniz’in mavi suları ile gökyüzünün maviliği sizin hayal dünyanıza yardımcı olacaktır.
Akçaabat iki göle ev sahipliği yapar. Bunlardan biri Balıklı Göl adıyla bilinir. Ancak fazla tanınmadığı için kendi içinde yaşar yalnızlığını. Çünkü Sera Gölü daha medyatiktir. Akçaabat’a gidenlerin ilk uğrak yerlerindendir Sera Gölü. Balıklı Göl kendi yalnızlığı içinde dertleşirken, Sera Gölü de gelenleri selamlar.
Sera Gölü’nün hikâyesi de bir hayli ilginç. 20 Şubat 1950 senesinde dağın doğu yakasından kopup batı yakasıyla birleşmesinden meydana gelmiş. Görenleri hayrete düşüren bu coğrafi vakanın ardından Sera Gölü bizimle birlikte artık. Çok tuhaf ki zaman sadece canlılara değil, mekânlara da hükmediyor.
Akçaabat’ın nüfusu 1985 yılında 110 bin civarında. 1990 yılında 100 bin civarına inen nüfus, 2000 yılında 121 bin civarına yükseliyor. Yedi yıl sonra yani 2007 yılında 121 binden 106 bin civarına geriliyor.
Akçaabat’ta manevi şahıslardan Koca Baba ve Kaya Baba diye bilinen iki kişiden bahsedilir. Tasarruflarının hala devam ettiği söylenen bu zâtlar, bir şekilde ahalinin gönlüne girmişler.
Tarihi camilerinden Çarşı Camii, kesme taştan yığma yapı sistemi ile yapışmış. 1909/1910 yıllarında inşa edilmiş. Orta mahalle Merkez Camii ise 12 yıl süren yapım sonrası 1912 yılında ibadete açılmış. Yine kesme taş kullanılarak yapılan Dürbinar Camii ise 1778 tarihinde inşa edilmiş.
Şehirde yaklaşık üç saat kalıyorum. Ak Camii bir camiden bahsediliyor. Ancak yapılış tarihi olarak bir bilgiye internette bile rastlamıyorum. Ama Ak Camii diye bilinen yapılışından mimarisine, kamera görüntülerinden gece çekimlere kadar onlarca fotoğraf ve video var ama yapılış tarihi yok. Sadece bu özelliğinden dolayı buranın Doğu Karadeniz’e ait bir yer olduğunu anlamak mümkün.
Yolcu yolunda gerek sözü mucibince Düzköy ilçesine doğru yola koyuluyorum. Daha Trabzon’un görülecek çok ilçesi var. Kolay değil 18 ilçeyi dolaşmak. Bir de iki veya üç saat gezdiğin bir yer için yazı yazmak…
Kısmetse Düzköy’de görüşmek üzere. Hoşça kalınız.

Zeki Ordu

Yorum Ekle